Dört tarafı değerlerle çevrili bir kara parçasında yaşamakta insanlık. Sağa dönsen; ahlaki, dini, ailevi, ekonomik değerler, sola dönsen; estetik, psikolojik, biyolojik değerler. Bizleri biz yapan, tamamlayan ve geliştiren acaba hangi değerlere sadık kaldığımız mı? Değer türlerinin birleşimi; karakteri tamamlayan unsurlardan birisi olabilir mi insanlık için?

Bir parçası eksik hisseder insan bazen, tamamlanmamış, sebebi bulunamamış ve de çözülememiş sorunlar yıllar boyu peşini bırakmaz. Belki ahlaki, belki estetik belki de ailevi bir eksiklik...

Birçok değerin varlığını reddedip, kendi doğrularının peşinden giden bir topluluk da mevcut. Kendisinin değersiz, önemsiz olduğunu hiçbir zaman düşünmeyen, değer türlerinin farkında olmayan, kendi doğruları ile hayatı yaşamaya çalışan bir insan topluluğu.

Veya Zülfü Livaneli’nin Konstanniye Oteli kitabında betimlediği gibi; ‘’Değersiz insan – böyle bir şey var mıdır bilmem ama, hadi daha az değerli diyelim, altına karşı bozuk para gibi- kendisinin değersiz olduğunu hiçbir zaman düşünmez, çünkü değerler hiyerarşisinin farkında bile olmadığı için huzurludur ama değerli bir insan kendisinin değersiz olduğu düşüncesine kapılırsa, iflah olmaz’’.

Etrafımıza bakalım, yaşadığımız çevreye, insanların yaşayışlarını gözlemleyelim. Sonrasında medyanın bize aktardığı kadarıyla bunu evrendeki diğer insanların yaşayış biçimleri ile kıyaslayalım. Altınların sayısı, bozuk paralardan çok ama çok az değil mi? Parıldayan, ışık saçan ve diğer bozuk paraları altına çevirmeye çalışan bu topluluğun yok almaya yüz tuttuğu göz ardı edilemez bir gerçek. Hayatını bir bozuk para gibi geçiren, ne kadar harcanırsa harcansın bitmeyeceğini düşünen ama cepten çıkar çıkmaz yok olan milyonlar. Harcandıkça nüfusu artan, her geçen gün devalüasyona uğrayan bu ordunun nüfusu milyara ulaşmış bulunmakta. Endemik türler içerisinde göreceğimiz altın nesil ise dünyada bir veda turnesinde.

Cahilliğin egemen olduğu dünyamızda, değersiz olduğunun farkına bile varmadan; gövde gösterisi yapan, megalomaniye tutulmuş bireyler dünyanın kararmasında büyük rol oynamakta.

Tevazudan yana olan, kibir ve egoyu hayatlarında barındırmayanlar ise çağdaş dünyanın ezileni, hor görüleni ve de umursanmayan bireyleri olmakta.

Sarıhumma, veba, İspanyol gribi ve nice hastalıktan daha tehlikelisi; olmadığın bir karaktermişçesine dünya sahnesinin tozunu yutmaya çalışmak.

Daha kolay ifade etmek gerekirse; bozuk para değerinde iken kendini altın görmektir en tehlikelisi...