Yerinde saymak, monotonlaşan hayatta bir birey olmak, her gün belli saat aralıklarında aynı aktiviteleri yapmak; bizleri paslandırır, acımasızlaştırır ve yozlaştırır.

Yirmi sene önce öğrenmiş olduklarının üzerine bir bilgi kırıntısı eklemeyen birisi; bir toplumu nasıl aydınlatabilir, nasıl yol gösterebilir?

Sürekli değişmeli ve yenilenmeliyiz. Yoksa acımasızlaşırız.

Değişmeyen, yenilenmeyen ve aksine her geçen gün geriye adım atan insanların arasında yeniliği savunmak, değişmeye çalışmak bir hayli güç. Toplumun belli bir kısmı bilgiyi bir ışık, aydınlığa götüren fener olarak adlandırırken; diğer bir kısmı yeniliğin ve aydınlığın karşısında su görmüş kuduz köpek misali saldırgan davranışlar sergilemeye başlarlar.

Bir konuda bilgi sahibi olmanın, peşinden ise uzmanlaşmanın göreceli olarak daha kolay olduğu bir devirde yaşamaktayız. Kitapların bolluğu, internet üzerinden erişilebilecek kaynak sayısının okyanus dibindeki kum tanecikleri kadar olduğunu göz önünde bulundurursak; sürekli değişmenin ve yenilenmenin önünde pek bir engel olmadığını söyleyebiliriz.

Peki acımasızlaşmaktan kastımız nedir bizim? Fiziki anlamda mı yoksa kültürel, sosyal anlamlarda mı?

Sosyal medya platformlarında daha yaygın olmak üzere, ikili tartışmalarda en çok rastladığımız; küfürleşmeler, hakaretler, saldırmalar ve de çamur atmalar. Çamura dönmüş, yozlaşmış ve değersizleşmiş kelimeler ile karşı tarafı susturmaya çalışan bir güruh ile karşı karşıyayız.

Kendisini geliştirmemiş bir birey, nazaran daha bilgili bir bireyi susturmak adına çamur edebiyatına başvurur. Argonun en popüler kelimeleri, manevi anlamda değeri yüksek olan yakınların iffetlerine edilen küfürler ile üste çıkmayı amaçlayan ağzı, dili, kalemi ve hatta klavyesi çamur tutmuş bir topluluk...

Eğitim almak, dünyanın en iyi okullarında; dünya çapında profesörlerden eğitim almak ile sınırlandırılamaz değişmek ve de yenilenmek. Bol bol okumak, analitik düşünce yeteneğini geliştirmek, sorgulamak, araştırmak, ilk duyduğuna inanıp bütün algı kapılarını kapatmamaktır aslında gelişmek.

Para, pul, şöhretten ibaret değil bizim bu dünyadaki misafirliğimiz.

Hangi banker tanınıyor ölümünden sonra? Parası pulu ile ünlenmiş birisi birkaç yüzyıl sonra hala hatırlanıyor ve de konuşuluyor mu?

Milattan önce altıncı yüzyılda doğan Thales hala dimağımızda ise, bu bilginin ve zekanın dünyadaki diğer her şeyden daha önemli olduğunu göstermez mi?

Tekrardan hatırlatmakta fayda var;

Sürekli değişmeli ve yenilenmeliyiz. Yoksa acımasızlaşırız.