Hayatımıza sosyal medyada yayınlanan bir video ile giren Atakan, son zamanlarda en çok konuşulan kişi haline geldi. Ortaokul öğrencisi olan genç zeka Atakan, Spinoza'nın Etika kitabını ve 250 felsefe kitabını okuduğunu söyleyerek zihinlere adını kazıdı.

Potansiyeli yüksek, yaşıtlarından ayrı görüşlere sahip olduğu belli olan genç dostumuz sahip olduğu felsefî bilgilerle eşsiz bir akla sahip olduğunu kanıtlamış bulunmakta.


Klasik bir Türkiye adeti olan köstek olma durumu, özellikle sosyal medyada yayınlanan görüşler doğrultusunda bir kez daha belli oldu. Elinden tutmak, yol göstermek pek görülen bir adet olmasa gerek ancak hor görmek, kıskanmak ve eleştirmek son zamanlarda milli sporumuz olmuş bulunmakta.


Bu yaşta birçok felsefe kitabı okudu, peki ya Kur'an okudu mu sorusu ne yazık ki en popüler eleştirilerden(!) bir tanesi.


Yol kat etmeyi, Onur Erdem sahibi olmayı dini vecibeleri yerine getirmek olarak gören gerici zihniyet bir genç dostumuzu eleştiri yağmuruna tutmaya günlerdir devam etmekte.
Varsın okumasın, bu durum eleştiri oklarını peşinde getirmeyi gerekli kılan bir gerekçe mi?


"okuldan önce ayrı bir ahlak..." Gerekiyor diyen Atakan daha genç yaşta sistem eleştirisi yapabilmekteyken, milletimizin kendisini dinsel olgularla vurması yakışık alır mı?

Sosyal medya platformları üzerinden gelen bir başka eleştiri ise; " dinsiz, imansız filozofların düşüncesi benimsemesi"
Gelelim 10 yaşında, ortaokul öğrencisi bir çocuğumuza ahlaki değerler üzerinden eleştiri yapanlara. Z kuşağının genel durumu, X-Y kuşağına göre davranışlarının bambaşka olması. Bizlerin ahlak çerçevesinde etik veya etik olmayan diye değerlendirdiğimiz davranışların yeni kuşak için bambaşka bir skala içinde, normal gözükmesi.
İnsan beyninin ürekli olarak analiz halinde olması ve birçok bilgiyi zihinde barındırmak genç bir dostumuz için zorlayıcı olsa gerek. Ancak bu genç dostumuzu sürekli olarak ekranlarda görmek, röportajlarda görmek kendisini yıpratacak ve negatif sonuçlar doğuracaktır. Kendisine köstek olmak isteyenleri sayısı çoğalacak, eleştiri okları daha keskin bir şekilde gelecek ve potansiyelin körelmesi ihtimali doğacaktır.


Ülkemizde entelektüel birikime sahip olanlar için her zaman ‘’entel, kibirli, burnu havada’’ yakıştırmaları yapıldığı için, bu genç arkadaşımızın belli bir yaşa gelene kadar ekranlarda çok bulunmaması kendi kişisel gelişimi ve pedagojik bakımdan çok daha faydalı olacaktır.


Umarım kendisine bir eğitim desteği olanakları sağlanır ve önü açılır.
Unutmayalım ki; dünyaca ünlü besteci Mozart ilk bestesini yaptığı zaman sadece beş yaşındaydı ve kimse ona ‘’Mozart çocukluğunu yaşayamadı, oyunlar oynayamadı, yaşıtları gibi davranamadı, ne yazık’’ gibi yakıştırmalar yapmadı.


Ülkemizde ve dünyamızda daha nice genç dehalar yetişmekte. Atakan bunlar içinde bizim örnek gösterdiğimiz gençlerden sadece birisi. 
John Stuart Mill yıllar önce ‘’Deha, ancak özgür bir ortamda özgürce soluk alabilir’’ demişti. 


Bırakalım tüm genç dehalar özgürce, basına lanse olmadan, rahat bir ortamda büyüsün ve belli bir yaşa geldiklerinde dünyaya fayda sağlayabilsinler...
Fransız Edebiyatı’nın en bilindik isimlerinden Honore de Balzac’dan alıntı yaparak nokta koyalım;
“Zeka, dünyayı yerinden oynatmaya yarayan maniveladır.”
Yeter ki bu zeka, özgürce, baskı altında olmadan meyveler verebilsin, üretim yapabilsin.


Tüm genç yeteneklerimizin, dehalarımızın dünyayı yerinden oynatacak çalışmalar yapabilmesi dileğiyle...