“Demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan”, talebelik ve gençlik çağlarımızın her vesileyle terennüm ettiğimiz milli  kıvamında bir türkü idi. Hep birlikte gururla seslendirdik, marş niyetine…

1953 başlarında Diyarbakır’dan kısa süreli Bingöl’e hareketimizde yolumuz, demiryollarının son hamlede ulaştığı Genç kasabasından geçiyordu. Ne var ki Türkiye, karayolculuk çağına geldi ve  örücülük de öldü gitti…

İkinci harp sona erir ermez, üst tarafımızda yer alan Rusya, boğazlar ile Doğu Anadolu’ya gözlerini dikti, Amerika da bu durumu fırsat bilerek, elimizdeki demiryolu kazma ve küreklerini kaptı aldı. Onun yerine direksiyonunu tutturdu elimize. Oysa bizler Haydarpaşa  Erzurum, biraz geç gidiyorduk ama ucuz gidiyorduk. Sonra benzin yakmaya başladık. Af buyurun, kol gibi kazıkları da yedik.

Karayolu dönemi başladı!

Xxxx

Talebeliğimizde Demirtaş Sanat Mektebi bahçesinden dışarıyı gözler ve aşağıdan Gemlik yolundan gelen kamyon ve otobüslerin   motor seslerinden markaları üzerine arkadaşlarımızla iddialaşırdık.

Mudanya trenleri, mazinin derinliklerinde kayboldu gitti. Şimdi araba zamanı. İkinci el mi, yoksa sıfır araba mı? Bütün derdimiz bu. Ne ayıp, ne safahat ve ne dangalaklık ve ihanet!

Yarınki günlerde yerli araba da üretime başlarsa, sen seyreyle şamataları. Lades tutuşanlar ikramiyeyi hangi fahşadan kapacaklar? 

Evin içindeki arabadan mı, yoksa bagajın dibindeki evden mi? Bilirsiniz, duyup işitmişliğiniz de vardır sanırım. Yüksek yüksek binalarda güzel güzel kadınlarla haramperest zinaları kıyamet alameti değil mi?

Bunlardan başka, alametlerden ne kaldı ki? Hepsi bunların, medeniyetin son turfandası.

Ne iğrenç!

Xxx

Şimdi trenler, ruhen tek başına  kimsesiz yaşayan kitleye hizmet ediyor.  Amerika bizimle, veyahut biz Amerika ile dost olunca, eskiden “komşucu” olan insanlarımız şimdi “kendici” olup çıktı. Cemiyet yerine ferdiyetçilik devri başladı. Turgut Özal, Devlet Başkanı sıfatıyla konuşurken şöyle demişti. “Komünistler trene biner.” Yani trencilik komünistliktir.

Halbuki ne kadar yanlış...

Tuhaftır, anlaşılamaz gibi gelebilir, İnsanoğlu, din ile dünyasını ayırdıktan sonra dünya işleri üzerinde bir takım inançları ve  düşüncelerinde şaşırmış olabilir. Bu yanlışlar da büyük zararlara yol açar. Trenci olsaydık zengin olacakken şimdi arabacı olunca, ne havamız kaldı ne suyumuz kirlenmedik. Baksanıza borç batağında debelenip duruyoruz.

Umarız, Turgut Özal, trencilikteki yanılgısından af dilemiştir.

Mesela şimdi Kestel’den bindiğiniz demiryolu treni, bir düdük sonrası götürmüş sizi hem de beş kuruşa Üniversite’ye. Eee, şimdi bu trene binip işine gidenler, bir de bu treni getirip rayına oturtanlar, komünist mi oldular?..

Komünistlik veya solculuk bunun neresinde?

Haydi şimdi dört işlem üzerinden bunun hesabını yapalım…

xxx              

Bir vagonda bilemediğiniz on-on altı ya da yirmi tekerlek, hepsi de demir. Ne aşınır ne delinir, ömürlüktür. Bir katar filosunu seksen yıl, tepe tepe kullanırsın. Bir katara beş yüz kişi tıkılır, ülkenin bir başından diğerine beş kuruşa adam taşır. Bir katar, bir şehire, hatlarda genişleme planlanmadığı takdirde, bir dahası da yok. Yeter de artar bile...

Karayolunda bir katarlık yolcu için yirmi araba gerek ve her biri de on-on beş yılda yenilenecek...

Ya tekerlekleri, amma da kazık haaa…

Demiryolunda çevre ve doğal kaynaklar temiz kalırken, kara yollarında tükenme ve kirlenme. Neresi komünistlik bunun yahuuu!

Dikkat ederseniz, Devlet Başkanları Tayyip Erdoğan olanca isteği ve arzusuna rağmen halen demiryolunu  Bursa’ya getiremedi!

 “Niye” diye merak edersiniz, petrolcülerin, lastikçilerin otomobil ve otobüs kamyon gibi otomotiv sanayinin baskılarından

Hani biz. İstiklal-i tam  idik!..

Xxxxx

Şu komünistliktir, bu Bolşevizmdir, aha şöyle olanlar solcudur gibi boş laflara ve tabirlere inanmayın. Müslüman iseniz, namazınızı orucunuzu eksik fazla eda edebiliyorsanız, zinhar kendinizi sağcı falan sanmayın. Solcu da değilsinizdir.