On TV’e özel açıklamalarda bulunan Bursa Teknik Üniversitesi Deprem Mühendisliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Beyhan Bayhan, “Bizim deprem sonrasına değil, öncesine hazır olmamız lazım” dedi.

On TV ekranlarında yayınlanan ve Orhan Kaplan ile Mehmet Çetinkaya’nın sunduğu Türkiye Gündemi Programı’na Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ) Deprem Mühendisliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Beyhan Bayhan konuk oldu. Program kapsamında deprem tehlikesi masaya yatırıldı. Deprem araştırma merkezi hakkında bilgi veren Bayhan ‘’Biz Bursa Teknik Üniversitesi Deprem Mühendisliği Uygulama ve Araştırma Merkezi’ni 14 Şubat 2019’da kurduk. Üniversite kapsamında Bursa’da açılan ilk merkezdir. Bursa’da böyle bir eksikliği tespit ettik. Sayın rektörümüz Prof. Dr. Arif Karademir Hocamız da çok büyük destek verdi. Kandilli Rasathanesi Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener açılışa katıldı ve bize çok destek verdiler. Kendilerine teşekkür ederim. Bursa’da böyle bir ihtiyaç vardı. Biz de bu merkezi kurduk. Merkez daha çok inşaat mühendislerinden oluşuyor. Jeoloji mühendisimiz, şehir bölge plancı ve mimar hocalarımız da bulunuyor. Aslında deprem birçok disiplini bir arada içeren bir konu. Bu anlamda önceliğimiz Bursa’da farkındalığı artırmak. Şu anda Bursa’da deprem için yapıların güvenliğini sağlamak veya deprem adına yapılan çok fazla bir şey yok. Deprem sonrası için yapılan faaliyetler belki vardır ama bizim deprem mühendisleri olarak en başta önemsediğimiz şey yapı güvenliğidir. Yani içinde bulunduğunuz yapının ve insanların can güvenliğinin teminidir. Biz bu anlamda görevliyiz. Televizyonlarda, medya jeoloji ve jeofizik mühendisi hocalarımızı görebilirsiniz. Onlar daha çok fay nezdinde konuşur. 1999 depreminden bu yana arama kurtarma ve hemen müdahale anlamında devletimiz çok büyük yol kat etmiş. Ancak şöyle bir durum var ki bizim deprem sonrasına değil, öncesine hazır olmamız lazım. Elazığ depreminde göçen bina sayısı üç ve maalesef kırk bir vatandaşımız hayatını kaybetti. İki bin bina için çürük raporu verildi. Bunlar yıkılacak, yerlerine konteyner kentler kurulacak.’’ ifadelerini kullandı.
 

“BURSA ÜÇ FAY KOLUNDAN ETKİLENECEK”

Bursa’dan geçen fay hatları ile ilgili açıklama yapan Bayhan, ‘’Ülkemizde Kuzey Anadolu ve Doğu Anadolu olmak üzere iki ana fay hattı var. Ama Ege ve Akdeniz’de de farklı fay hatları bulunuyor. Bursa maalesef üç fay kolundan etkilenecek. Marmara deniz havzasında denizin dibinde 1766’dan beri aktif olmayan bir fay var. Bilim adamları bu fayın tek veya iki-üç parça halinde kırılabileceğini ve bunun da 7’nin üzerinde bir deprem yaratabileceğini söylüyorlar. Bursa bu faya 80 km uzaklıkta. Bu mesafe hiçbir şey değil. Böyle bir deprem olduğunda özellikle Bursa’nın kıyı şeridi bunu hissedecek. Mudanya, Gemlik, Yalova, İznik gibi yerlerde tarihte depremlerin kayıtlı olduğunu biliyoruz. Ayrıca İznik’in güneyinden gelen bir hat var. Bu Gemlik’ten geçip, Mudanya’dan Edremit Körfezi’ne doğru ilerliyor. Bir de Uluabat Gölü’nün güneyinden geçen bir fay hattı var. Yani orda Kuzey Anadolu Fay hattı üç kola ayrılıyor diyebiliriz. Ayrıca Bursa’nın içinden gelen bir fay hattı var” dedi.

“7’NİN ÜZERİNDE DEPREM BEKLENİYOR”

Bursa tarihinin en büyük depreminin 1855 depremleri olduğunu belirten Beyhan, “1855 depremlerinden birisi 28 Şubat’ta diğeri de nisan ayında olmuştur. Kışın olan deprem Kestel’in doğusundan Uluabat’ın güneyine kadar 90 kilometrelik bir bant halinde şehri viran etmiştir. O dönemde Bursa’nın nüfusu 35 bindir ve nüfusun yüzde dördü hayatını kaybetmiştir. O zamanlar iki katlı ahşap binalarda oturuluyordu. Şimdiki nüfus yoğunluğunu gözümüzün önünde getirdiğimizde yüzde dört kaybı düşündüğümüzde Allah korusun diyoruz. Biz ilk önce tarihsel depremlere bakıyoruz. Bursa’nın merkezinden geçen, doğudan başlayıp Mihraplı’ya kadar uzanan hatta metro hattına paralel giden faylar var.  Marmara deniz havzasındaki fay 1766’dan beri kırılmamış halde duruyor ve o zamandan beri aktif değil. Bunun üç mü yoksa tek parça olarak mı kırılacağı bilim adamlarının araştırdığı bir konu. Fakat herkesin hem fikir olduğu bir konu ise orada 7’nin üzerinde bir depremin beklendiğidir. Bursa'nın bir zemin sıkıntısı var ve ovaya oturtulmuş bir şehir.  Aslında fay hatları Uludağ’ın kuzey eteğinden ovayla birleştiği yerden geçiyor. Yani bir yırtık var. Çünkü iki karşılıklı dağ sırası var ve bunlar sırayla birbirinden uzaklaşıyor. Bizim Kütahya-Gediz’deki depremden etkilendiğimizi göz önünde bulundurursak Marmara Denizi’nde bize sadece 80 km uzaklıktaki depremden de, güney Marmara’nın ve Marmara Denizi’ne yakın yerlerin etkileneceğini söylemek doğru olur.   Şehrin içinden geçen bir fay hattı var ve Mihraplı’ya kadar uzanıyor. Kükürtlü, Çekirge gibi yerlerde zemin biraz daha iyi durumdadır. Çünkü üstlere çıktıkça daha sert kayalıklar ve zeminle karşılaşıyorsunuz. Fakat ova dediğimiz bölge tamamen gevşek zeminden oluşuyor. Her yere sağlam bina yapabiliriz ancak biz denetim mekanizmasının maalesef ülkemizde iyi yürümediğini biliyoruz. Elazığ’da gördüğümüz şeyler de aslında 1999 depremindekinin aynısı. Depremin büyüklüğü Gölcük’teki kadar olmadığı için çok fazla hasar olmadı. 7’nin üzerinde bir deprem yaşanmış olsaydı tablo çok farklı olurdu. Bursa’da deprem konusunda en son yapılan makul iş bana göre 24 okulun yıkım kararıdır. Manisa, Elazığ, Malatya depremlerinin olması bu kararı tetikledi ve duyarlılık artıyor. Biz de deprem merkezi olarak bizi çağıran her kurumla çalışıyoruz. Örneğin Gençlik Spor İl Müdürlüğü bizden binaların depreme dayanıklılığı ile ilgili raporlar istedi. Biz de bunu sağladık. Bu depremlerden sonra Ankara’dan da yazıların gitmesiyle kamu kurumlarına hareket geldi. Bunun güncel tutulması lazım. Unutulmaması gerekiyor. Valilik, kaymakamlık, hastaneler, belediye binaları, okullar, yurtlar, kamu binalarının neredeyse tamamı, termik santraller, doğalgaz depolama binalarının kesinlikle depremden hasar almaması gerekiyor. Yüz yatak ve üzeri olan hastanelerimizde sismik izolasyon denilen bir sistem uygulanıyor. Hastanelerde yüksek maliyetli tomografi cihazı gibi cihazlar bulunur. Sizin bunları deprem sonrası çalıştırabiliyor olmanız lazım. Ameliyat yapabilmeniz ve hastalara bakabiliyor olmanız gerekiyor. Şu anda Bursa’nın en sağlam binaları bunlar gözüküyor. Örneğin Elazığ’da bir hastanede sismik izolasyon bulunuyor ve depremde hiç hasar almadı. Bu sistem sarsıntıyı azaltıyor. Bu gibi işleri biz destekliyoruz. Bunlar gerçekten çok ileri teknolojiler. Bazı belediyelerle pilot çalışmalar yapacağız. AFAD ve Kent Konseyi ile de çalışıyoruz. Bizim isteğimiz daha çok bizden faydalanmaları’’ şeklinde konuştu.
 

“MASALARIN ALTINA GİRİLMESİ DOĞRU DEĞİL”

Deprem esnasında yapılması gerekenleri aktaran Bayhan ‘’Deprem esnasında masaların altına girmek bize göre bir şey değil. Türkiye’de bunu maalesef yapamayız. Çünkü binalarımıza güvenemiyoruz. Japonlar binalarına güveniyor ve onların masanın altına girme sebepleri başlarına lamba gibi eşyaların düşmemesi için. Bizde bu şekilde olmaz. Bilen birilerinden bilgi alabilirsiniz. Depremlerde kesinlikle balkonlara çıkmamalıyız. Balkonlar narin yapılardır ve anında göçebilirler. Merdiven boşluklarına girmemeliyiz. Zemin kattaysanız ve depremi anında hissettiyseniz ve 15 saniye içinde anında kaçmanız en güzeli olur. Çamaşır makineleri, buzdolapları, bulaşık makinelerinin yanlarında küçülebildiğiniz kadar küçülerek durabilirsiniz. Buna cenin pozisyonu deniyor. Cepheye yakın durursanız, oralar büyük hasar alır ama kurtarılma açısından daha mümkün yerlerdir. Kesinlikle asansör boşluklarına girilmemeli, merdivenlere koşulmamalı. Eğer 15 saniyeyi geçmişse ve siz aşağı doğru koşuyorsanız, aslında üstünüzdeki yükü artırıyorsunuz demektir. Örneğin Japonlar yukarı doğru koşar. Betonun yükü çok fazladır. Bir metreküp betonda iki buçuk ton vardır. İznik, Bursa’nın deprem konusunda en çok adı geçen yerlerinden biridir. MS. 32’den beri verileri olan deprem, çok eski bir bilim dalıdır. Ancak aletsel ölçüm dediğimiz içinde ivmeölçerlerin olduğu, veri topladığımız süre 120 yıl gibi çok az bir zamandır. Dünya yaklaşık dört buçuk milyar yaşındadır. Biz ise 120 yıldır tuttuğumuz istatistiki verilerle tahminde bulunuyoruz. Japonlar Tohoku depreminin en fazla 8 büyüklüğünde olabileceğini hesaplamıştı. Ama onlar da maalesef dünya üzerinde şu ana kadar kaydedilmiş 9’dan büyük beş depremden birini tecrübe edeceklerini öngöremediler. O yüzden bu konuda biraz temkinli olmak lazım. Bilim adamları da olasılık hesapları üzerinden konuşurlar. Biz de öncelikli olarak binaları güçlendirmemiz gerektiğini savunuyoruz. Şu anda depremlerin zamanını saptamamız mümkün değil. Japonya’da kullanılan bir teknoloji var. Depremde P ve S dalgaları vardır. Bunlar belli aralıklarla gelirler. Asıl yıkıcı hasarı verecek olan dalgalar ise bunlardan 10-15 saniye sonra gelir. Bu sayede o sürede ulaşım hatlarını, metroları, doğalgazı kapatabiliyoruz. Ama bu insan hayatını kurtarmak için yeterli bir süre değil. Biz kurul olarak riskli bina tespiti yapıyoruz. Bursa’da da akredite olmuş özel kurumlar var. Bu anlamda hazır durumda olan çok kurum var. Vatandaşlar bu konuda başvuru yaparsa binadan karot numunesi alınıyor. Bir de zemin durumuna bakılıyor. Eğer çürük çıkarsa binanın altmış gün içinde yıkılması gerekiyor. Ancak içinde yaşayan insanlar da haklı olarak buna yanaşmıyor. Kentsel dönüşüm için belirlenen bütçenin iyi kullanılması gerekir. Örneğin Bursa’da kentsel dönüşüme ihtiyacı olan ilçe Yıldırım’dır. Yıldırım’daki birçok yapı mühendis görmemiş şekilde, Nilüfer’dekiler ise mühendis elinden geçmiş ve daha yeni yapılardır. Yönetmeliğe güvenmemek gibi bir dedikodu dolaşıyor. Hâlbuki bizim yönetmeliğimiz 1975 yılından beri çok iyi durumda. Deprem yönetmenliğine göre tasarlanmış bir binada gerçekten can güvenliği ile oturabilirsiniz. Ama görüyoruz ki 2000 yılında bile binalar yönetmeliğe göre yapılmamıştır. Uygulama ve denetim sıkıntısı var. İmar affının iyi bir şey olacağını hiç kimse iddia etmez diye düşünüyorum. Yetkililer bunun bir daha olmayacağını söyledi. Biz de bunu temenni ediyoruz. Elazığ ile ilgili bir tespitim var. Yıkılan üç bina da beş-altı katlıdır. Hasar görenlere de sonradan ekstra kat çıkılmış. Örneğin Gölcük depreminden sonra Yalova’da evlerin en fazla dört kat olması konusunda bir sınırlama getirilmişti. Biz tabi ki de 50-100 katlı binalar yapabiliriz. Ama denetimi doğru dürüst yapamıyorsanız, dört katta kalmasını sınırlıyorsunuz. Her yere bina yapabilirsiniz. Ancak bunların düzgün yapılması lazım, önlem alacaksınız. Örneğin müteahhitler kendilerini denetleyen firmanın parasını ödüyor. Bu sistem nasıl ve ne kadar doğru çalışır? İmar affında mühendislik görmemiş binaların affedildiğini görüyoruz. Bu bize ileride yıkım olarak dönebilir. Kentsel dönüşüm büyük bütçe gerektiren bir iş. Buna devletin el atması gerekiyor. Sadece belediyelerin çözebileceği bir şey değil. Japonlar deprem, rüzgar, tsunami gibi felaketlerin yaşandığı sıkıntılı bir bölgede yaşıyor. Alanları da dar olduğu için yukarı doğru çıkmaya devam ediyor ve çok katlı binalar yapıyorlar. Bu binaları dayanıklı yapmayı başarıyorlar. Türkiye’de bunu başaramıyoruz. Örneğin kendi binalarını yaptıranların binaları daha sağlam çıkıyor. Biz kendimize yapınca iyi yapıyoruz. Yine de 1999’dan beri çok yol kat ettik. Yönetmeliklerde minimum değerleri artırdık. Bunun üstüne bir de denetim gelirse çok güzel olur. 2005 sonrası binaların daha sağlam olacağını öngörüyorum.’’dedi.