‘’Dersu Uzala’’yı izlediniz mi?

Ben üç kere izledim.

Bir sır vereyim; iyi bir filmi en az üç kere izlemeliyiz bütün boyutlarıyla kavrayabilmek için.

************************

Japon sinemasının dahi yönetmeni Akira Kurosawa’nın başyapıtıdır ‘’Dersu Uzala’’ ve dünya sinemasının en güzel filmlerindendir.

Dersu Uzala Rus gezgin ve yazar Viladimir Arsenyev'in anı kitabıyla dünyaya tanıttığı Nani halkından bir avcıdır.

Kurosawa filmi bu anılardan yola çıkarak çekmiştir.

Bozulmamış; doğayla barışık; ruhu saf kalmış; bencillik, çıkarcılık nedir bilmeyen; paraya tapmak bir yana, varlığından habersiz;  iyi, güzel, doğru bir insanı anlatır film.

Dostluğun, doğanın başrollerde oynadığı film aslında der ki: Ey insan; sen doğanın bir parçasısın doğadan kopma. Doğadan koparsan doğal kalamazsın.

************************

Yanlış mı?

İnsan rant, para, güç tapınışı içinde doğayı yıkıma uğratıyor; ömürlerimizi beton, cam, çelik, asfalt bir bataklık yutuyor; kalabalıklaşan, şişen şehirlerde sıkışıyor, bunalıyoruz.

Ozon tabakası deliniyor; kutuplar eriyor;  toprak hava denizler, sular kirleniyor; türler yok oluyor; maalesef böyle giderse bir çevre felaketi eşikte.

************************

Bugünlerde Dersu Uzala’yı yeniden izleme isteği kabarıyor içimde; kabarıyor çünkü çürümüş bir şeyler var insan ilişkilerinde.

Egolar, kibirler, hasetler fesatlar, vasatlıklar, çıkarcılıklar almış yürümüş.

Sinema tarihinin en canlı karakterlerinden Dersu Uzala ise bütün bunların zıttı.

************************

Sevgili okur; eğer seviyorsan sinemayı, Kurosawa’dan şu filmlerini de mutlaka izle:

“Ran’’, “Yedi Samuray’’, “Raşamon’’, “Kagemuşa’’, “Yaşamak’’; her biri sinemayı sanat yapan; görselliğiyle, temalarıyla, kurgusuyla, oyunculuklarıyla muhteşem filmlerdir.

YİTİRDİĞİMİZ SAMİMİYET DOĞALLIK

İletişim ve bilişim çağındayız.

Facebook, Messenger, Twitter, Instagram, WhatsApp.

İletişim olanakları arttı ama gerçek iletişim; samimiyet, içtenlik yok oldu sanki.

İnsanlar giderek yabancılaşıyor birbirine; giderek yalnızlaşıyor.

Anlaşılamamaktan şikâyetçi ne çok insan tanıyorum.

************************

Eski Bursa’yı anlatan yazılarımın altına yazılan yorumlara bakıyorum; büyük bir geçmişe özlem var. Eski komşuluklar, dostluklar, mahalle kültürü; o Yeşil Bursa; “ah ne güzel yıllardı’’ diye anılıyor.

İtiraf edeyim; ben de çok özlüyorum geçmişi. O yüzden sık sık eski Bursa’yı yazıyorum; Hisar’ı, bahçeli ev hayatımızı, çocukluğumu anlatıyorum; “geçmiş asla geçmez’’ diyorum

************************

Kâra dayalı; insanı yalnızlaştıran; insanı insanın kurdu yapan; insanı “her koyun kendi bacağından asılır’’a inandıran; insanı amaç değil araç haline dönüştüren; hemcinsleriyle yoğun kıyıcı bir rekabete sokan şu sistemde; kirpileşiyor, dikenlerimizi uzatıyor, kimseye sokulamıyor, içtenlikli ilişkiler kuramıyoruz.

Maskelerin arkasından bakıyoruz birbirimize.

Kalabalık içinde yalnızız; kendimize sıkışıyoruz; geçmişe kaçıyoruz.

************************

Yeni bir insan, yeni bir toplum, yeni bir dünya mümkün mü?

Şu salgın günlerinde en çok bunu düşünmeli.