Günler öncesinden özenle hazırlandığımız, coşkuyla, sevinçle kutladığımız Ramazan Bayramı'nı geride bıraktık.

Ama ne bayramdı!

Eski bayramlardan çok farklı.

Ne büyüklerimizin ellerinden öpebildik ne de küçüklerimizi gözlerinden.

Sarılamadık eşe dosta, kucaklaşamadık sevdiklerimizle.

Eski bayramlardaki gibi bir masa etrafında buluşamadık, neşe içinde çay, kahve sohbetleri yapamadık, 'tatlı yiyeyim tatlı konuşalım' deyip baklavanın tadına birlikte bakamadık.

Komşu çocukları kapımızı çalmadı, bayram harçlığı veremedik, şeker, çikolata ikram edemedik, saçlarını okşayamadık.

Koronavirüs salgını yüzünden bütün düzen değişti, adeta altüst oldu.

Her birimiz uzaklaşmak zorunda kaldık, yıllardır alışkın olduğumuz koşullardan.

Okullar kapandı, işyerlerine gidemedik,

kafelerde buluşamadık arkadaşlarımızla,

iyot kokulu sahillerde, sevdiğimiz caddelerde yürüyemedik.

Çiçek çiçek açan baharın tadına varamadık.

Geziler, seyahatler durdu. Tatil planları rafa kalktı.

Kısacası o eski heyecan yok oldu, içimizde ukde kaldı birçok şey.

Belli ki büyük bir sınavdan geçiyoruz. Sonu belli olmayan bir imtihan gibi.

İlla ki bitecek, elbet bir gün doyasıya sarılacağız yine birbirimize.

Bu olağanüstü sürece biraz da farklı açıdan bakmakta fayda var.

Franz Kafka'nın ünlü sözündeki gibi;

“Dışarıya kapanmak esasen içeri açılmaktır.”

Zorluklar farklı güzellikler de getirebiliyor bazen. Değişik kazanımları oluyor. İç dünyamıza yolculuk yapıyoruz.

Hepimiz yeni yönlerimizi keşfettik, hobilerimiz gelişti, yeteneklerimiz ortaya çıktı, evimizle, ailemizle daha fazla zaman geçirdik.

Zamanla yarışmadan doya doya baktık birbirimizin gözlerinin içine.

Kimimiz aşçı maharetiyle yemekler yaptı,

yetiştirdiği çiçeklerle camlarını, balkonlarını süsledi kimimiz de.

Toprakla uğraşıp içimizdeki bahçeyle tanıştık.

Edebiyatla, müzikle daha fazla haşır neşir olduk.

Okuyup isteyip de fırsat bulamadığımız kitapları okuduk.

Dijital dünyadan daha iyi yararlanmaya başladık.

Sinemaya, tiyatroya, konsere gidemedik ama, canlı yayınlardan izledik.

Eskisi kadar alışveriş yapmayarak israfa son verdik.

Hayata daha farklı pencereden bakmayı öğrendik.

Hor kullandığımız dünyayı, zorunlu da olsa biraz kendi haline bırakmamız iyi oldu. Doğa ve içinde yaşayan diğer canlılar kendine geldi.

Velhasıl, her şerde bir hayır olduğu aşikar.

Toparlanacağız, bu süreç sürekli böyle gitmeyecek.

Normale döndüğümüzde, bu zaman diliminde aldığımız dersleri, edindiğimiz manevi kazanımları, virüsün bize öğrettiklerini unutmamalıyız.

Salgın tamamen sona erse bile yeni normallerimizle yola devam etmeliyiz.

Sağlığın, doğanın, zamanın, sevdiklerimizin, üretimin kıymetini çok daha iyi bilir ve ona göre davranırsak, hatıralarla avunmak zorunda kalmayız.

Sevgi ve ümitle...

 

**********

 

Yaşlılara ve gençlere yasak kalkmalı artık

 

65 yaş üstü yaşlıların ve 20 yaş altı gençlerin evde kapalı kalması, farklı sorunları, çeşitli rahatsızlıkları da beraberinde getiriyor.

Annemin de bu nedenle tansiyon sorunu ortaya çıkınca, biz de bayramda hastaneye taşındık.

Yükselen tansiyonu düşmeyince, iniş çıkış gösterince, soluğu hastanede aldık iki gece.

Burada gördük ki;

gerilimden, sıkıntıdan, hareketsiz kalmaktan hastalanan yaşlılar ve de gençler değişik şikayetlerle doktora geliyor.

Sinir krizi geçirenler, tansiyonu yükselenler, panik atak yaşayanlar, bunalıma girenler acil servisi dolduruyor.

Artık bu kesim için normalleşme adımlarında bir çözüm düşünülmeli.

Yasakları kademeli olarak kaldırılmalı.

Haftada bir gün, birkaç saat dışarı çıkma izni yeterli gelmiyor.

Açık havada yürüyüş yaparak, güneş ışığından yararlanmaları gerekiyor.

 

**********

 

Günün Sözü

 

“Türkiye'deki en temel

iletişim sorunlarından biri,

zarif davrandığınızda

zayıf sanılmanız.”