Son yıllarda sıradışı doğa olaylarında, doğal felaketlerde artış yaşanıyor.

Küresel ısınmanın bir sonucu bu.

Depremler, yangınlar, çığ, kuraklık, virüsler, sel baskınları hepimizi etkiliyor.

Bütün bunlar durduk yerde olmuyor. Doğaya karşı insanoğlunun umarsız tavrı sebep.

Ormanların yok edilmesi, dere yataklarının değiştirilmesi, betonlaşmanın artması, çevre kirliliğinin geldiği boyut, artık doğanın tolere edemeyeceği düzeye ulaştı.

Bütün bunlara karşı doğanın rövanşı bu yaşananlar.

Doğa intikamını alıyor. Hesabını soruyor. Kendi dengesini yeniden oluşturmaya çalışıyor. Bu kaçınılmaz.

Her şeyin düzeni bozuldu. Mevsimler bile değişti.

Mayıs ayında son 75 yılın en sıcak günlerini yaşadık. Termometreler 40 dereceyi gösterdi.

Pazar günü Kestel Dudaklı, Kayacık, Narlıdere, Sarıkaya, Gölcük, Aksu'da yaşanan sel felaketi çok üzücü.

Dudaklı ve Kayacık'ta dere yatağına yapılan binalar yüzünden, 6 vatandaşımız sel sularında can verdi.

Ölen vatandaşlarımıza Allah'tan rahmet, yakınlarına baş sağlığı ve sabır diliyorum. Bursa'mıza geçmiş olsun.

'Süper hücre' tabir edilen kuvvetli yağışların devam edeceğini söylüyor uzmanlar. Çok dikkatli olalım.

Siyasilerin olay yerlerine gidip inceleme yapmaları, vatandaşa destek vermeleri iyi güzel de, daha önemli olan zamanında tedbir alınmasını sağlamak, zamanında ilgilenmek, yanlış yapılaşmaya izin vermemek, göz yummamak.

Timsah Arena stadı da, Acemler'de dere yatağı üzerine yapıldı malumunuz. Nilüfer deresi ıslah çalışmalarıyla dere yatağı üç katına çıkarıldı burada. Her ne kadar usulüne uygun dense de, riskine işaret edenler var.

Mudanya'ya girişte Güzelyalı'da iki benzin istasyonu arasındaki bölgede ve denize doğru uzanan aşağı kısımdaki güzergahta da binalar dere yatağı üzerine yapılmış. Bölgeyi eskiden iyi bilenler buralardan akan dereleri, sazlıkları anlatıyor. Binalarının çoğunun bodrum katlarında sürekli su olduğu belirtiliyor.

Keza Gemlik'te de ve daha birçok yerde, bu türden yapılmaması gereken yerlerde inşa edilen binaları görüyoruz.

Sel baskınlarında otomobiller, beyaz eşyalar suya kapılıp sürükleniyor. Şiddeti o denli arttı. Binaları yıkması da olası.

Birkaç yıl önce Cilimboz deresi kenarındaki binalar da selden zarar görmüştü.

Son yıllarda yapılan gökdelenler de, en az dere yatağındaki evler kadar risk taşımakta. Büyük bir depremde bunlar nasıl ayakta kalacak.

Geçit kavşağında yeni yapılan 40 katlı kuleler görülmeli. Keza, kentin dört bir yanında, değişik yerlerinde de var çok katlı binalar.

Fay hattı üzerinde bulunan, depremselliği yüksek bir şehirde, bunlara nasıl müsade ediliyor. Siyasi otorite doğru neyse onu uygulamalı.

Doğal afetler aldı başını gidiyor.

Gerekli ciddi önlemler alınmazsa, yeni kuşaklar çok sıkıntı çekecek.

Doğada öyle hassas bir denge var ki, bir bozuldu mu kolay kolay düzelmiyor.

Küçücük bir bitki, ufacık bir canlı doğanın dengesinde rol oynuyor.

Daha çok bina yapmak için ormanların yok edilmesinin, denizlerin kirletilmesinin, bu hoyratça davranışların bir bedeli oluyor, olacak. Havaya salınan zehirli gazların, derelere boşaltılan kirli atıkların zararı er geç insana geri dönecek.

Rant hesapları, açgözlülük, hırs, dünyayı bu hale getirdi.

Küstahlık, kibir, vurdumduymazlık, saygısızlık, bencillik içindeki insanoğluna, doğa kendisini hatırlatıyor.

Tahrip etmekten kaçınalım.

Hafife almaya gelmez.

Doğa ne yapar eder, intikamını alır!

 

**********

 

Günün Sözü

 

"İlim meclislerinde aradım, kıldım talep.
İlim geride kaldı, illa edeb, illa edeb!.."

 

 

Yunus Emre