Akdeniz tarihte hep bir mücadele alanı oldu. Bugün Doğu Akdeniz bölgesini, küresel güç olmak isteyen ülkeler için önemli bir merkez olması ve dünya enerji rezervinin önemli bir kısmını bünyesinde bulundurması sebebiyle biliyoruz. Bu bağlamda ciddi menfaat çatışmalarının yaşandığı bir bölge. Ancak Doğu Akdeniz’de yaşananlar sadece doğalgaz meselesi değil. Bu olaylar bu denizde ve bu sahada tarihten beri hep yaşandı.

ABD’li uluslararası ilişkiler uzmanı Alfred Mahan’ın büyük güçlerin dünyayı tek elden idare etme hedefine yönelik olarak;“Dünyanın tek bir devlet haline gelebilmesi için denizler çok önemlidir. Denizlere hâkim olan dünyaya hâkim olur. Dünyanın en önemli denizi de Akdeniz’dir.” der. Bu, bugüne de ışık tutan bir önermedir.

Bu açıdan; Doğu Akdeniz’e en uzun kıyı şeridi olan, kıta sahanlığı ve deniz yetki alanı en geniş ülke olarak,bölgedeki mücadelenin en önemli tarafı olan Türkiye’nin de muazzam imkanlara, doğal zenginliklere ve enerji kaynaklarına sahip bu denizden, bizler ve gelecek nesiller adına haklı beklentileri bulunuyor. Bu beklentilerin gereği olarak bizlere sınırsız imkanlar sunan mavi vatana sahip çıkmak, buradaki hak ve menfaatlerimizin farkında olmak, Türk milleti olarak hepimizin en temel sorumluluğu.

Ne yazık ki bölgede son dönemde yaşanan gelişmeler, Türkiye’yi denklemin dışına itmeye çalışan girişimlerin arttığını gösteriyor. Hele ki Karadeniz’de doğalgaz rezervinin bulunmasının ardından başta Yunanistan olmak üzere Doğu Akdeniz’de Amerikan, Fransız ve İtalyan şirketlerinin, kendi devletlerinin gücüyle orantılı pozisyon aldığını ve özellikle Türkiye ve geri kalan devletlere baskı yoluyla bu pozisyonun kabul ettirilmeye çalışıldığını görüyoruz. Alışıla gelmiş olan bu maalesef.

Ancak ne mutlu ki Türkiye maruz kalınan dışlama girişimlerine karşı kararlı bir duruş sergiliyor. Bu duruş, Türkiye’nin uluslararası hukuktan kaynaklanan hak ve menfaatlerinin ve üzerine oynanan oyunların farkında olduğunu, hak ve menfaatlerini korumak için her türlü mücadeleyi vermekten çekinmeyeceğini bir kez daha ispatladı.

Kim ne derse desin Türkiye,  kendi milli politikaları çerçevesinde stratejiler geliştirerek eyleme geçme kabiliyetine sahip bir ülke.

Avrupa, Rusya ve ABD ile kafa kafaya gidebileceği Müslüman bir bölgesel güç olma yolunda giderek daha etkili bir güce dönüşüyor. Ve bütün aktörler bu yeni realitenin farkında

Mesele çetrefilli ancak Türkiye’nin, Büyük Orta Doğu Projesi adı altında yürütülen ve coğrafyamızı bölmeyi ve istikrarsızlaştırmayı hedefleyen hamlelere karşı Suriye ve Libya’da attığı doğru adımlar gibi, Doğu Akdeniz’de demeşru haklarımızı korumak için izlediği siyasette kararlı ve aktif politikasını devam ettirdiği müddetçe, kaybetmeyeceğine inanıyorum.

 

Av. Zehra Nur DALGIÇ