Kriminolojinin kurucusu Cesare Lombroso 1876’da yayımlanan “Suç İşleyen İnsan”  (L’Homme Criminel) adlı kitapta  "doğuştan suçlu"  diye bir suçlu tanımı getirmişti .

Organizmanın, suçluyu fark etmede en önemli veri olduğunu savunan Lombroso, uzak akrabalardan gelen yapısal özelliklerin (atavizm), çeşitli akıl hastalıklarının yanında, suç işleme eğilimini de kuşaktan kuşağa aktardığını söylüyordu.  Akıl hastalarının “tedavisi”nde kapatmayı savunanlar gibi fiziksel bozuklukların giderilmesini öngören bir “ıslah” yöntemi geliştirdi.Lombroso’nun fikir ve  “bilimsel”  görüşlerinin temelinde on dokuzuncu yüzyılın sonunda rastladığımız ve yirminci yüzyılda boy veren bir ırkçılık ve ojeni anlayışı vardı.

Lombroso, psikiyatri, Sosyal Darwinizm, fizyonomi gibi disiplinleri harmanlayarak suçlunun fiziksel özelliklerinden karakter tahlili yaparak potansiyel suçluları belirleyen bir teori geliştirmişti.  “Teori”, “suçlu doğan” kişinin bu özelliğini  sonraki kuşaklara aktardığı ve fiziksel yapısının onu tanımaya  yeteceği üzerine kuruluydu. “Fiziksel bozuklukları bulunanlar suç işlemeye eğilimlidir. Tanrı, suça meyilli insanları fiziksel  asimetriyle  işaretlemiştir” diyordu. Hatta ona göre, suç işlemeye yatkın insanlar kafa yapısından hemen tanınabilirdi.Lombroso, suçlu insanların kişisel durumlarını izlemek için suç işleyip hapishaneye bile girmiştir. İncelemelerinde  örneğin, dolandırıcılık suçu işleyen insanların genellikle kısa boylu ve şişman olduklarını eğer bu tipe uygun değilse dolandırıcıların birçoğunun gözlerini kırpmak gibi çeşitli tiklere sahip olduğu gibi sonuçlara varmıştır.Lombroso suçluların ayak parmakları arasındaki boşluğun suçlu olmayanlara göre 3 mm daha geniş olduğunu  saptamış suçluların vücutlarındaki  kıl miktarını dahi hesaplamıştır.

Lombroso, “doğuştan suçlu” kavramını geliştirdi. bir tür biyolojik determinizm yoluyla evrilerek, suçun  özgür irade ile değil, biyolojik olarak belirlendiğini iddia etti. Suçluların suç işlemeye  karşı  içlerinde karşı  gelemeyecekleri bir dürtü ile dünyaya geldiklerini düşünüyordu. Darwin'in evrim teorisinden etkilenmiş olan  Lombroso'ya göre suç, doğum ve ölüm gibi doğal bir olaydı, ancak suçlu anormaldi. Lombroso’nun teorisinin  çıkış noktası, bir İtalyan suçlunun cesedine otopsi yaparken oluştu. Suçlunun kafatasına bakarken maymunların kafataslarına benzer bazı özellikler fark etti.  Orduda gönüllü olarak çalıştı, 3000 askeri gözlemledi ve fiziksel farklılıklarını ölçtü. suç işlemeye eğilimli  bireyleri tanımlamak için bilimsel bir yöntem geliştirdi.  Lombroso, "suçlu doğan"ların anatomik özelliklerini şöyle tanımlıyordu. Büyük çene, düşük eğik alın, çıkık elmacık kemikleri, basık veya  kalkık burun, büyük kulaklar, etli dudaklar, kısık gözler, yetersiz sakal veya kellik, uzun kollar, ağrıya karşı duyarsızlık. Potansiyel suçluları dört gruba ayırmıştı.

Birinci grup,suçlu doğanlar, yani fiziksel özellikleri ile ayırt edilebilenler.

İkinci grup, akıl hastası olanlar. Paranoyaklar, zeka geriliği olanlar, alkolikler .

Üçüncü grup rastgele suçlular yani fırsat bulduğunda suç işleyenler.

Dördüncü grup  tutku suçluları. Aşk, onur, kızgınlık gibi duygularla suç işlemeye eğilimi olanlar.

Lombroso, bu tür insanlara baştan bir şey yapılmamasını, ama dikkatle takip edilmelerini ve suç  işlemeye  yönelik en küçük  hareketlerinde  derhal ömür boyu sürgüne gönderilmelerini  tavsiye ediyordu. Onun düşüncesine göre ancak bu yolla suçları önlemek mümkün olabilirdi. Irkçılığın yükselişte olduğu bir yüzyılda yaşayan ve uzun yıllar akıl hastanesinde çalışmış bir psikiyatr olarak Lombrosso'nun çalışmaları biyolojik yapı  ve suç arasındaki bağlantıları keşfetme yolunda çağdaş yaklaşımlara öncülük etmiştir. Ona göre suç biyolojik  ve sosyal  sebebler  sonucunda ortaya çıkan bir olguydu.Her ne kadar kendisi sonradan görüşlerinde aşırıya kaçtığını itiraf etse de  iddialarından vazgeçmedi onun görüşleri üstüne temellendirilen Nörobiyoloji  bilime pek çok katkı sağladı  günümüzde onu ırkçılıkla suçlayanlar olduğu gibi Kriminoloji biliminin kurucusu olarak kabul edip 1860 yıllarında geçekleşen bir kazayı örnek olarak verenler de var. 1800’lü yılların ortasında demiryolunda işçi olarak çalışırken geçirdiği kazada bir demir çubuğun çenesinin altından girerek başının üstünden dışarı çıkan ve kaza sonrasında hayatta kalan ancak kişiliği tamamen değişen; kazadan önce ciddi, sorumluluk sahibi, enerjik ve çalışkan bir insan iken  kazadan sonra sorumsuz, saldırgan ve neredeyse  ahlaksız denilebilecek bir insana dönüşen  Phineas Gage’in değişimi hala açıklanamıyor. Bilinen tek şey, kazada  Phineas Gage’in orbitfrontal korteksinin paramparça olduğuydu.