Yaz mevsiminin sıcak ve bunaltıcı günlerini yaşamaya başladık yine...

Geçtiğimiz haftanın önemli bir bölümü biraz serin geçmişti ama hava yine mevsim normallerine döndü galiba… Yaz mevsimi; bilinen sıcakların haricinde, sebzeleri-meyveleri ile de biliniyor. Bugünlerde semt pazarlarında yerini alan yaz sebze ve meyveleri ile, yaşamlarımıza farklı tatlar katabiliyoruz.

Keserken kütür-kütür ses veren bir karpuzu, bir de buzdolabına koyarak soğuttuğumuzda yemeye doyum olmuyor inanın ki…. Bu arada yavaş-yavaş yerli domates, patlıcan, kabak ve biberlerde pazarcı tezgahlarındaki yerini alıyor. İznik’in domatesi, Yenişehir’in sivri biberi-taze fasulyesi ve Mustafakemalpaşa’nın patlıcanı-salçalık domatesi çok yakında sofralarımızdaki vazgeçilmez tahtına kurulur.

Özlediğimiz ve beklediğimiz tatları ile birlikte…                                         

Bıkmıştık zaten şu ot gibi domateslerden... İçi yemyeşil damarlı sera ürünü domateslerde ne tat vardı ne tuz…İznik’in yaygın şekilli 300-400 gramlık domateslerinin tadı hiçbir şeyde yok...Ne mutlu ki; 10-15 gün içinde kavuşacağız yakında yine “domates gibi kokan” domateslere...

                    KENDİSİNİ DEĞİL, İMAJINI MI TÜKETİYORUZ..?

Aslında;  her şeyin doğal tadı, tanımlıyor yaşam zevklerini...

Kabullenmeliyiz ki; domatesler dahil hiçbir şey artık eski tadında değil...Görünüşleri manken gibi olsa da, özellikle sera ürünü domateslerde tat  ve koku bildiğimiz gibi değil... Sanki birçok sebze ve meyvenin “kendisini değil, imajını tüketir” hale gelmiştik bu yılın kış mevsiminde…

Biliyoruz ki… Değişime uğrayan sadece domatesler değil tabiî ki…

Yıllar geçti... Sevgilerimizi bile plastikleştirdik.

Doğal yaşamdan uzaklaşarak, her şeyin orjinalini değil, bir benzerini kullanmaya alıştık. Aslında doğal davranışlara, samimi komşuluk-akrabalık ilişkilerine ve arkadaşlıklara, dosdoğru  dostluklara, eski tadındaki gıdalar kadar hasretiz.

Domates sadece bir örnek aslında…!

Kaybettiğimiz onca güzel şey içinde sadece küçük bir örnek domates…

O güzel ve eski günlere dair o kadar çok şeyi özledik ki…!

                              MODERN TARIM BİR MASAL MI ASLINDA..?

Elimde bir araştırma metni var. Yurtdışı seyahatlerimden birinde; bir tarım uzmanından temin ettiğim bu metni sizlerle paylaşmak istiyorum. Londra’da bulunan Thames Valley Üniversitesi Sağlık ve Beslenme Kürsüsü bilim adamları tarafından yapılan bir araştırmada; sebze ve meyvelerin tat, koku, görünüm ve değerlerindeki değişim ortaya çıkarıldı. 20 Çeşit meyve ve sebze üzerinde yapılan araştırma raporunun en ilgi çekici yönü: ”Bugün yediğimiz meyve ve sebzeler, 70 yıl öncesine göre şekil ve renk olarak güzelleşirken, her geçen yıl daha az vitamin ve mineral içermeye başladı ”şeklinde özetleniyor.

Prof. Dr. Tim Lang’ın İngiltere Beslenme Enstitüsünde yayınlanan bir raporuna göre ise; meyve ve sebzeler, son 70 yılda mineral ve vitamin bakımından yüzde 72 oranında kayba uğramış bulunuyor. Bilim adamının tespit ettiği not, şu önemli ayrıntıyı da içeriyor: Eskiden bir portakal yiyerek aldığımız mineral ve vitamin tutarını, şimdi ancak 10 portakal yiyerek alabiliyoruz.

İngiliz uzmanlar yiyeceklerimizdeki bu olumsuz gelişimi, modern tarım yöntemlerine bağlıyor. Suni gübre, kimyasal ilaç, yapay aşılama ve kontrolsüz kullanılan haşere ilaçları üretilen sebze ve meyveleri güzelleştiriyor ama içeriğini yok ediyor. Böyle giderse 2050 yılında üretilen taze sebze ve meyvelerde, hiçbir vitamin ve mineral kalmayacak.

Yani iyice ot gibi besinler alacağız.

Onları tüketerek, bağışıklık sistemimizi düzenlemek ve hastalıklara karşı korunmak daha da zor olacak ama…

Mecburen… Öyle yaşayacağız.

Bazı tarım uzmanlarının anlattığı modern tarım masallarına da inanacağız.

ÖZLÜ SÖZLER: Mutluluk; maldan-mülkten değil, bizim bunlara verdiğimiz değerden gelir. İşimizden değil; işimiz karşısındaki tutumumuzdan gelir. Başarıdan değil; bu başarının elde edilmesiyle ulaştığımız gelişmeden gelir mutluluk…(Storm JAMESON)