İster İslam’ın temel ilkelerinden, ister insan hakları evrensel beyannamesinden yürüyelim göreceğimiz manzara, beklendiği gibi, kağıt üzerindeki dört işlemli doğrular…

Geliri tek kanaldan olan aileler, kamu ya da özel kanalların hizmet amaçlı yardımına ihtiyaçları,  ikili gelir sahiplerin isteklerinden, her zaman daha fazla çıkar.

Evet, eğer devlet, ücretsiz kreş yardımlarını  genişletir de, “her mahallede çifte kreş” vaadini yerine getirirse, çalışma hayatında emek arzı yükselir. Evlerinde boşta kalan anneler, çalışmaya çıkınca, tüketim malları piyasasının müşteri potansiyeli de güçlenir. Tüketim artışı doğal kaynakları törpüler. Ham madde kaynaklarındaki azalma, fiyat hadlerini yukarıya çeker. Bu da pahalılık demektir.

Demek istiyoruz ki, çalışanı tek kişi olan ailelere nispet, hayat tarzı ve nüfus sayıları bakımından eşitlik durumda, karılı kocalı çalışanlar daha müreffeh yaşarlar. Paranın  vereceği rahatlık;  maddi konfor ve mutluluğun da kaynağıdır.

Hayat hikayesini kağıt üzerinden dört işlemde okursanız, nerede olursa olsun, mesut ve mutlu aileler, kadınları dışarıda çalışan aileler oluyor.

Feministlerin, mor çatılı mekanların görüş, inanış ve tezleri, öğretileriyle, dört işlemli hesapları bu neticeyi veriyor.Bu hesap diyor ki,

Kadın cinayetlerinde katiller, hep cebi delik erkekler…

Xxx

Erkeklerin cepleri niye delik?..

Balığı sudan çıkardığınızda şaşkınlıktan ve can havliyle hoplayıp zıpladığını görürsünüz. Bir süre sonra, hayatına veda eder.

Son dönem Osmanlı’sının az gelişmişlik fukaralığı, Bayar Menderes’li günlere kadar, iktisaden azgelişmişliğini korudu. Bu tarihten sonra, Batı kapitalizmi, sömürgecilik politikasında silahlı sömürme modelinden, daha verimli olduğu için, yerli vatansızları kullanmaya başladı. Arabistanlarda olsun, Afrikalarda ve Latinlerde olsun, o ülkelerin yerli politikacıları, topraklarının beşeri ve fiziki değerlerini kıçlarındaki koltukları için, Amerikalara, Avrupalara, yağmalattırınca, kendi yerli  halkları da, hem de demokrasi adına, ömür boyu yoksulluğa mahkum edilmiş oldular.

Türkiye’nin politikacıları da, cin gibi kurnazlıklarından, hemen hemen diğerleri gibi emek ve toprak değerlerimizi sömürgecilere kaptırınca, halkımız da toparlanabilmesi gayri mümkün cebi delik yoksullar yığını haline geldi. Bunlar hep kaba hesap..     

Xxx

Ceplerdeki politik delik, kadını çalışmaya zorluyor. Ailelerdeki çift gelir, tüketim pazarını canlandırıyor. Pazarın canlanması,  ham madde kaynaklarını aşındırır. Çift gelirli  aile sayısı arttıkça, kadınlar dışarıya çıkarak, emek kervanına katılır. Bu katılma, istihdam hacmini büyütür. İstihdam hacmiyle emeğin bedeli  ücret, yapıları itibariyle birbirlerine ters oranlı olduklarından,  işçi ücretleri düşer. Ayrıca, İşsizlik de yükselmiştir...

Akıl baliğ insan, Allaha yalvarırken, “açlıkla terbiye edilmekten korunmayı” ister. Zira açlık,insanı dininden eder..

Xxxx

Türkiye, üretiminde dışarıya bağımlı. Kadını mecburen çalışmaya zorlayanlar, feministlerle kapitalistler, o güne kadar  kullanma ihtiyacını hissetmeyen kadını, bağımsızlık haklarından istismara kalkışırlar.

 “Sen hürsün, bağımsızsın, onurun var. İnce kırılgan hassasiyetin erkeklerin cümlesine bedeldir. Çık dışarıya kız, erkeğe köle olma!”

Kadın bu, neticede insandır. Üstünde, başında ve ayağında her kadın gibi yakışıklı giyinecek. Her kadın nasıl ise aynen onlara benzemek  ister. Dizilerdeki insan da mutfaktaki beleşine bulaşıkçı mı?..

İşte zurnanın zırt üflediği yer de burasıdır

Kadın “tuz” dediğinde, cebi delik kocanın yüreği  de “cız” çeker.

xxx

Tam da bu noktada, iktidar politikacıları memleketin güzelliklerinden, siyasetin bereketinden, kasalarımızın dolgunluğundan, dolarlarımızın ucuzluğundan ve mekteplerimizin konforundan falan bahsediyor ise, adam da, kahrından aşka gelerek, karısını,  tuzuna buzuna saldırıp, mutfağın ortasına seriverir.

Xxxxx

Feminizm, istendiği kadar “kadın cinayeti, kadına şiddet” bağırıp çağırsın, az geldiğinde  kıçını yırtsın.

Hafta başlarında her hafta farklı renkte bir İstanbul sözleşmesi düzenletsin; erkeğin cebini helalinden  bilerek  ya da becerisizliğinden dolduramadıkça, bu yırtınmalar da son bulmaz…

xxxx

Maliye Bakanı, gavurun kıymetli parası  “doların” fiyatını soranlara demiş ki,  “Siz maaşınızı dolarla mı alıyorsunuz?

Ceplerdeki yama tutmaz deliklerin en başta gelen dolaylı sebeplerinden birisi de, işte bu lakaydiliktir. Anlaşılan, kadın cinayetlerini bırakınız yok etmeyi, azaltılmasını bile düşleyenimiz pek yok…

Hem sonra sadece cinayet mi?

İstismar, tecavüz, kapma kaçırma, koskoca deveyi hamuduyla yutma, denizleri göllerin sularını kurutma.

Çocukluk günlerimde camiler kapalıydı, şimdilere bakarsan Ayasofya açıldı, hemen her kadının da başı bağlı…                                    

Aslolan, “tadının beyanı” değildir. Sofradan doymadan kalkabiliyorsanız mesele yok. Aksi halde baş örtüsüymüş, imam hatip gençliğiymiş…

Vah benim, köse sakalım     

Kadının cebi dolu ücretiyle evine dönmesi, iyidir hoştur da, arz talep eğrisinin baskısıyla  emeğinin değeri düşen ücret sahibi koca, pazarın fiyat hadlerindeki değişmelerden etkilenerek, karısının karşısında yetersizlik sendromuna tutulursa!

Saklamaya, utanmaya gerek yok..

Bundan sonrası bayağı, hem de afili afilli İstanbul sözleşmeleriyle paklamaya kalkışmak!..

Vah benim  köse sakalım!