15 Mart; 58 yıldan beri tüm dünyada kabul edilmiş Dünya Tüketici günüdür. Ülkemizde de; 15 Mart Dünya Tüketici Günü ve o tarihi takip eden bir hafta da Tüketici Haftası olarak kutlanmaktadır.

Ama ülkemizde ve kentimizde; yeterli ve coşkulu bir kutlama olmakta mıdır bu bir haftada..?

İşte o tartışılabilir. Çünkü son yıllarda Dünya Tüketici Günü ve Haftası, ülkedeki genel sorunlar nedeniyle hep gölgede kalmaktadır.

Bu yılda öyle oldu. Dünyayı esir almaya başlayan bir virüs, insanların yaş günlerini ve evlilik yıldönümlerini bile unutturdu hepimize…Dünya Tüketici Günü de, işte böyle bir olumsuz ortamda; kağıt üzerinde kutlanabiliyor ancak…

Aslında; sıra dışı bir gündür 15 Mart…Toplumun tüketim çılgınlığına “dur” demek, tüketicilere haklarını öğretmek ve uğranılan hak ihlallerinde hak arama bilinci yaymak için oldukça önemlidir 15 Mart Dünya Tüketici Günü…

Tüketici: bir mal veya hizmeti fayda sağlamak için satın alan ve kullanan nihai kişidir.

Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi; hepimiz birer tüketici olarak,  bu ekonominin önemli çarklarından biriyiz. Tüm dünyada olduğu gibi,  bu ülkede ve yaşadığımız şehirde “üretilen mal ve hizmetleri satın alarak” ekonominin lokomotifi işlevini görüyoruz.

Bu anlamda;  tüketicilerin ülke ekonomilere nitelikli katkısını göz ardı etmemek gerektiğini anlıyoruz. Tüketiciler  “bilinçli tüketim yaparak” bir tarafta kendi ekonomik çıkarlarını korurken, öte yanda da üretici firmaları “kaliteli ve ucuz mal /hizmet üretmeye” yönlendirmektedirler.

                    KOLONYA,MEDİKAL MASKE VE SABUN TÜKETİMİ…

Şimdi tüketici haklarından yola çıkarak, son günlerde çok karşılaşılan bazı temizlik ve sağlık ürünlerindeki haksız kazanç olayına değinmek istiyorum.

Koronovirüs ile ilgili bir şeyler okumaktan bıkıp yorulan ve hatta sıkılıp bunalanlar için; konunun biraz içinde biraz da dışında bir şeyler yazmam gerek bugün…İnsanları karamsarlığa sokmamaya dikkat ederek, ülke ve dünya ekonomi gerçeklerinden bahsetmek istiyorum.

Dünyanın dört bir yanına ulaşan vakalar, karantinalar, henüz bulunamayan aşı sorunu ve ölümleri aşarak, artık can çekişmeye başlayan ruhlarımıza bir enerji katmaya çalışmam gerek artık…

İnsanların kilolarca kolonya, onlarca sabun ve yüzlerce medikal maske satın almasını normal bir şey olarak göstermekten çıkmak ve kitlesel histerinin uçurumlarından uzaklaşmak istiyorum artık bugün…

Tüketicilerin “birer aptal olduğu” hissini perçinlemeye çalışan arsız kriz fırsatçılarının çokluğu içimizde toplumsal bir yara olarak kalmaya devam ederken, etrafına umut saçmaya devam eden insanların varlıklarına da dikkat çekmek istiyorum bu yazımda…

Bugünlerde pozitif insanlarla daha fazla görüşmemiz gerektiğinin altını çiziyorum. Sosyal medyada fazlasıyla yer alan abartılı haberlerden uzak duran; virüsün bulaşma kaygısını ruhunda taşımayan dikkatli ve tutarlı olan dostlarımız, arkadaşlarımız ve aile bireylerimizle daha sık görüşmemiz lazımdır bizim…

Bize korkutan/ yıpratan haberler vermekten kaçınan insanları yanımızda görmemiz gerek hep…Hayatı olumlayan insanlar çıkarır bizi endişe dehlizlerinden ancak…

Bugünlerde; insanın acımasız özü ve yüzüyle yüzleşmek yordu hepimizi değil mi..?

Havaalanında patlayan bir bombadan sonra müşterisinden 50 TL yerine 500 TL isteyen taksicileri, deprem zamanı bin TL’lik kiralık evini 3 katı fiyata kiraya veren ev sahiplerini, 12 liralık bir şişe kolonyayı 30 liraya satan bazı marketleri, 3 liralık makarnayı 8 liraya satışa sunan bazı mahalle bakkallarını unutmak ve hayatlarımıza yeniden bir yön vermek zorundayız.

                             FIRSATÇILIK BİR AHLAKSIZLIK DEĞİL Mİ..?

Bu virüs krizinin de kazananları olacaktır elbette…Zaten kapitalizm böyle bir şeydir. Modern anlamda kapitalizm kurallarından biri de; krizi fırsata çevirmektir.

Biliyoruz ki; kişisel gelişim kitaplarında “kolayca zengin olmanın yolları” anlatılır çoğunlukla…Bir insanın yaşama veda ettiği anda, bir başkasının onun tabutundan para kazanmak istemesi de, kapitalizmin hayatın içindeki yasalarından biridir.

Serbest piyasa ekonomisi denilen şey de, bu noktada buluşur bu acımasız sistemle…Onlara göre; krizi fırsata çevirmek, kişinin sınırsız zengin olma hakkını hayata geçirmektir.

Ama mutlaka sınırları olmalı bu ticaretin..!

İnsafsızca yapılmamalı zamlar ve fiyat artışları…

Şimdi birçoğumuza göre; ahlaksızca bir şey değil mi 20 TL’ye mal olan ve normal satış fiyatı 30 TL’lik bir dezenfektanı, 150 TL’ye tüketicilere satmak..?

Biliyoruz ki…Fırsatçılık; ahlaksızlık ve acımasızlık arasında gider-gelir böyle kriz dönemlerinde…Bunun ticari adına da krizi fırsata çevirmek diyebilir birileri belki…Ama bu haksız kazanca “hayır” diyebilecek başka birileri de olmalıdır mutlaka…

Aslında BTSO bunun için de vardır Bursa’da…Ama hiç sesi çıkmamaktadır nedense bu tür haksız kazançlara…Bursa Ticaret Borsası Başkanı Özer Matlı, konuya dair bir açıklaması ile fırsatçılara karşı uyarısını yapmış ve görevini tamamlamıştır bana göre…Bursa Tüketiciler Derneği Başkanı Sıtkı Yılmaz’ın da fırsatçıları suçlayan ve ihbar edilmesini öneren bir basın açıklaması yaptığını gördük.

Ya diğer STK’lar…SİAD’lar…?

Haksız kazancı ve kriz fırsatçılığını, ticari bir faaliyet gibi mi görmektedir bu kurum ve kuruluşlar acaba..?

Maaşları ve geliri sabit olan emekçiler, memurlar, emekliler ile bir maaşla idare etmeye çalışan dar gelirlileri koruyacak başka STK’lar da yok mudur bu ülkede..?

Her şey para mıdır yoksa…Her yerde ve her zaman..?

Vicdan ve insaf nereye gitmiştir ki, böyle olağanüstü bir dönemde..?

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

ÖZLÜ SÖZLER: Problemlerin üzerinde kuluçkaya yatarsanız,  mükemmel civcivleriniz olur. (Zig ZAGLAR)

------------------------------------------------------------------------------------------------