Kafalarımız giderek karışıyor. Anlamakta zorlanıyoruz yaşanan son gelişmeleri…Nedenlerine ulaşamıyoruz yaşanan bunca rahatsızlığın…

Dünyanın çivisi mi çıktı yerinden yahu…?

Dört bir tarafından olumsuz haberler geliyor yeryüzünün…Avustralya’da yangınlar devam ediyor. Hükümet su israfı olmasın diye, çok fazla su tüketen hayvanları vurduruyor. Bu arada yangında ölen hayvan sayısının 480 milyonu bulduğu bildiriliyor.

Çin’de Aralık ayından beri süren korona virüs sorunu, artık kıtaları aştı ve birçok ülkeye ulaştı. İnsanlar diken sütünde yaşamaya başladı şu kış günlerinde…Bu önemli sağlık sorununun nedeni ve kaynağı konusunda söylenenler/yazılanlar, gelecekteki savaşların püf noktasını da oluşturuyor düşünmesini bilen beyinlerde…

Küresel boyutlara ulaşması an meselesi olan Korona virüsü nedeniyle, turizm hareketleri de azaldı ve azalıyor. Çinli turistlerin seyahatlerini giderek azalması, Türkiye dahil birçok turizm ülkesinin gelirlerini önemli ölçüde azaltacak. Bu da dış turizme dayalı ekonomilerde ister-istemez küçülmelere yol açacak.

Görülüyor ki; korona virüs salgını nedeniyle Çin Hisse Senedi Piyasasında 420 milyar dolarlık kayıp oluştu. Çin Hükümeti piyasalara 174 milyar dolar karşılığı 1,2 trilyon Yuan enjekte etti ama şimdilik sıkıntı bitmedi.

Suriye ve Libya’daki iç savaşlar bu kış günlerinde bile o bölgelerde yaşayan insanların iç dünyalarını alt-üst ederken, mutlu gelecek beklentilerinin de yok olmasına neden oluyor.

Bu arada dün İdlib’de 6 güvenlik görevlimizin şehit olması da, ülkemizde büyük üzüntü kaynağı oldu. Şehitlerimize Tanrı’dan rahmet, yakınlarına da başsağlığı diliyorum.

Akdeniz ve Ege’de yine mülteci ölümleri devam ediyor öte yandan…Çocuklar ve kadınlar başta olmak üzere birçok mülteci adayı, botlarının/motorlu kayıklarının batması nedeniyle “umut yolunda” yaşamlarını yitiriyor. Ne olacak bu işin sonu…Kimse bilmiyor.

 

                        İÇİMİZDEN GEÇEN FAY HATLARINA DİKKAT!..

 

Etrafımızı saran ateş çemberi, içinde bir parça insanlık kalmış herkesin yaşam sevincinin azalmasına yol açan güçlü bir etken…

Ya ülkemizdeki ve yaşadığımız bu güzel kentteki deprem riskine ne demeli..?

Geçen her 24 saat, olası büyük İstanbul/Bursa depremine bir nebze daha yakınlaştırıyor hepimizi…Evlerimizin/işyerlerimizin yapı malzemelerine ve tekniğine yeterince güvenmediğimizden, birçok kişi geceleri uyku uyuyamaz oldu nihayetinde…

Yüreklerimizin içinden geçen fay hatları da korkutuyor hepimizi..!

Dünyanın birçok noktasında da; aynen Türkiye’de olduğu gibi harekete geçen fay hatları, deprem üstüne deprem yaratıyor. Bu nedenle endişeli bir bekleyiş içinde duyarlı insanlar…

Ya yaşanan çevre sorunları..?

Görüyoruz ki; her geçen gün daha da çoğalan çevre sorunları, zaman-zaman geçit vermeyen dağ görüntülerine de ulaşıyor. İşte bu çevre sorunları; ülkemiz genelinde gelişmiş dünya ülkelerine oranla biraz daha farklılık göstererek bir umursamazlık sendromuna  dönüşürken, geleceğe dair kaygılarında artmasına yol açıyor.

Hızlı nüfus artışından- çarpık kentleşmeye, yoğun trafik kargaşasından- sağlıksız sanayileşmeye, umursamazlıktan-çevre katliamlarına dek oldukça değişik boyutlarda karşımıza çıkan doğa düşmanlığı, her geçen gün yaşantılarımızdan da bir şeyler alıp götürüyor.

Geriye kirletilmiş doğal bir çevre, yok edilmiş yeşil alanlar ve talan edilmiş bir gelecek kalıyor. Eskiden insanlar yaşamak için doğa ile savaşırken, şimdi doğa insanlara karşı bir yaşam mücadelesi veriyor.  Doğayı korumak, aslında geleceği korumakla eşdeğer bir kavram...Ama bunu insanların kabullenmesi çok zaman alacak galiba...

Paranın yeşilini, doğanın yeşiline tercih eden bunca tanıdık insan varken, dünyanın-ülkemizin ve yaşadığımız bu güzel kentin sağlıklı geleceği için çok umutlu olmak bir ütopya gibi galiba…

Ne olacak bu olumsuz gidişatın sonu..?

Bunca umarsızlık ve tutarsızlık içinde, çocuklarımızın/torunlarımızın sağlıklı-mutlu geleceği için hiçbir şey söyleyemiyoruz.

 DAVOS’TA DA ÇÖZÜM YOK!..

Geçtiğimiz ay İsviçre’nin gözde turizm cenneti Davos’ta yapılan Ekonomik Zirve’de bile, toplantıya katılan katılımcılar, UMUTLU bir gelecekten bahsedemediler. Dünyanın geleceğini tehdit eden küresel iklim değişikliğini önleyebilmek için birlik olmayı beceremeyen 50.Dünya Ekonomik Forum katılımcıları, bazı devletlerin ve enerji şirketlerinin iklim değişikliği ve küresel ısınmayı yavaşlatmak için düzgün ve kararlı adımlar atmadığını da gördü sonunda…

Bu arada dünyanın bazı önemli finans kuruluşlarının olumsuz çevre gelişmelerinden etkilenerek yeryüzünü tehdit eden küresel ısınma konusunda yeşil yatırımlarını destekleme kararı alması, birazcık umut yaratsa da, bunlar devede kulak örneği kaldı.

Yaşanan doğal afetlerin çoğunun kaynağı olan gaz emisyonlarının yüzde 85’i, enerji sektöründen kaynaklanmasına rağmen, bu sorunun gerçek muhatabı olan Çin, Hindistan ve Endenozya’dan emisyonu azaltma konusunda ses çıkmaması, umutsuzluğun gerçek boyutunu ortaya çıkarıyor.

Yani Davos’ta yapılan Dünya Ekonomik Forumu; çevre sorunlarının gölgesinde kaldı ve küresel iklim değişikliğine neden olan gaz emisyonları ve karbon salınımı konusunda somut adımlar atılamadı.

Kısacası…Dünya yine kirlenecek, insanlar yine hasta olacak, yangınlar-seller-fırtınalar yine sürecek ve bu dünyada yaşayan insanlar yine bu dünyaya yapabilecekleri en büyük kötülüğü yapmaya devam edecekler. Ve” önce para-önce ben, önce bizim şirketimiz-önce bizim ülkemiz” diyerek yeryüzünün ocağına incir ağacı dikmeye devam edecekler.

İşin özeti bu galiba…Dünyanın çivisinin çıkma nedenlerinden en önemlisi de bu gerçek…

Benden sonrası tufan örneğinde olduğu gibi…

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

ÖZLÜ SÖZLER: Ekonominin doğadan daha önemli olduğunu söyleyenler, paralarını sayarken nefeslerini tutmayı bir denesinler. (Dr. Mc. PHERSON)