Bir yazar düşünün, 16. yüzyıldan günümüze; değeri hiç azalmamış.

Bir eser düşünün, çevrilmediği dil, oynanmadığı sahne kalmamış,

Ünü İngiltere sınırlarını aşıp, her kıtadan, her insana aktarılmış, dimağlarımıza yerini unutulmamak adına kazımış.

Bir şair düşünün, ki kendisi şiirin babası; kendine has üslubu ile ölümsüzleşmiş...

İşte bunlardan birisi; William Shakespeare, bir diğeri ise Can Yücel.

Shakespeare’in hayata gözlerini yummasının üzerinden 310 sene geçtikten sonra dünyaya gelen Can Yücel; oldukça fazla zaman farkına rağmen ortak bir paydada buluşabildi William Shakespeare ile. Bir ortak paydada buluşturan neydi bu iki üstadı? Birbirlerinden bağımsız, başka çağların aydınları, ne oldu da bir çatı altında buluşabildi? Bu iki üstadı bir araya getiren; edebiyatın sihirli köprüsünden başka bir şey değildi. Çünkü edebiyat, insanların birbirlerini daha iyi anlamalarının yolu, kültürlerin birlikteliğinin vazgeçilmez köprüsüdür.

Binlerce farklı dilde, çeşitli duygu ve heyecanla, sayısız defa sahnelenen Bir Yazdönümü Gecesi Rüyası; Shakespeare’in en başarılı oyunlardan birisi olarak kabul edilmekte. Şiirin babası Can Yücel ise; bu eşsiz oyunu Türkçe’ye ve Türk kültürüne adapte ederek; ‘’Bahar Noktası’’ adını vermiştir.

Alfa Yayınevi’nden çıkan Bir Yazdönümü Gecesi Rüyası’nın önsözünde bu başarılı uyarlama-çeviri hakkında detaylıca bahsedilmekte; ‘’Bahar Noktası kendi içinde son derece tutarlı ve işlevsel bir karşılıktır. Can Yücel 21 Mart’a denk gelen İlkbahar ekinoksunun Midsummer(Yazdönümü) olmadığının farkındadır. Bahar Noktası başlığı takvimdeki bir noktadan çok, bahar mevsimindeki bir yaşantılar anına atıf gibi görünmektedir. Can Yücel de metni Türkçeye uyarlarken, metnin politik-estetik içerimlerini perdahlayarak seçikleştirir, kıymenlendirir. Shakespeare’in ‘’yüksek kültür’’ semalarından hep vakarlı, asık suratlı ve erişilmez gelen sesini Türkçede Can Yücel sayesinde yakından gelen bir dost sesi olarak duyabildik. Can Yücel’in Shakespeare’le, hâkim burjuva kültürüne özgü hiyerarşik sınıfsal-kültürel önyargıları yıkarak karşılaşma cesareti ve ancak böyle bir cesaretin ürünü olabilecek söyleyiş özgürlüğü ve güzelliği bugün tiyatro ve çeviriyle ilgilenen herkes için önemini korumaktadır.’’

Aristokrat, burjuvazi kesime hitap eden bir tiyatro metnini; biz proleterlerin hayatına uyarladı Can Yücel. Saray dili, halk diline dönüştü. Komplike argümanlar, halk ağzına dönüverdi. Bizler için çok uzak bir kültür olan İngiliz medeniyetine ait bu eser, Türkleşti, bize benzedi, içimizden bir evlat oldu. Edebiyat, dünya vatandaşıdır ve kendini milli gösterdiği ölçüde ilginçtir. Bu ölçüde; Bahar Noktası adapte-çevirisi; Türkiye’deki en başarılı ve en ilginç çevirilerden birisidir.

Motomot çeviri ile adapte-çeviri arasında çok belirgin kültürel ve anlamsal farklar bulunmakta. Motomot çeviriye baktığımızda; ‘’Hatırlatıyor kefeni, döşeğinde yatan dertli garibana. Gece vaktidir şimdi, tüm mezarlar açılıp ardına kadar, bir bir dışarı salıyor hayaletlerini, kilise yollarında süzülüyor hortlaklar’’ olarak çevirilecek bu replik; Can Yücel’in adaptasyonu ile bambaşka bir boyut kazanmakta; ‘’Aklına düşer kefen, cıbıl yatan berduşun, ve gecenin bu vakti açılır kabir, mezar , kâbeyi ziyarete, uğrar dışarı ruhlar’’.

Eşi benzerine zor rastlanacak olan bu adapte-çeviri; edebi zevki derinliklere kadar hissettiren ve iki kültür arasında gitgel yaşatacak bir şaheser.
İngiltere’nin o kasvetli havasında yazılmış bu eser; Eski Datça’nın ömür uzatacak atmosferinde Türkçe’ye adapte edilmiş ve okuyucuya armağan edilmiş.

Kasvetli havaların boğuculuğunu, burjuvazinin şatafatını; içimizden biri, sıcak bir dost sesi haline getiren bir şair,
Şarkı söyleyip dans eden karakterleri; kasap havası oynayarak sahneden çıkan karakterlere uyarlayan büyük bir üstad Can Yücel...