Bir şair düşünün ki Fransa’da Légion d'honneur (Fransız üstün hizmet nişanı) almış, Dada akımının öncülerinden olmuş, 19. yüzyılın en önemli şiir akımı olan sürrealizmin kurucularından birisi olmuş.

Bir şair düşünün ki o Louis Aragon, ‘’Mutlu aşk yoktur’’ şiiri ile Türkiye’de ünlenmiş, kitapları dillere pelesenk olmuş, adına methiyeler dizilmiş.

Bir şair düşünün, Türkiye’de kitapları yok satan, dizeleri dimağımızda yankılanan... Bir usta şairdir ki o, fazla söze hacet yok, soy ismindeki ‘Y’ harfini kaybetmiş Cemal Süreya.

Bir şair düşünün, İkinci Yeni hareketinin önde gelenlerinden ve de kuramcılarından biri sayılan.. Daha ortaokul yıllarında Fransızca öğrenen, ve Louis Aragon’un ‘’Mutlu aşk yoktur’’ şiirini Türkçeye çeviren... İki usta şairin uluslararası şiir bağlamında buluşma hikayesi işte bu...

Bir yazar düşünün... Yalnız sadece bir yazar değil kendisi... Hem müzisyen, hem senarist, hem yönetmen hem de eski bir siyaset adamı...

Bir yazar düşünün, Türkiye’yi yıllardır uluslararası alanda temsil eden, edebiyatımıza sayısız roman ve bir şiir kitabı bırakan, eserleri birçok dile çevrilen ve de göğsümüzü kabartan bir yazar...

Elini attığı her alanda uzmanlaşan, entelektüelite seviyesi ile bizleri hayran bırakan, Louis Aragon’un yazdığı, Cemal Süreya’nın çevirdiği ‘’Mutlu aşk yoktur’’ şiirinin en can alıcı noktası olan ‘mutlu aşk yoktur’’ kısmından esinlenip, ustalık eserlerinden birisi olan ‘’Sus söyleme’’ şiirini yazmış ve de bestelemiştir... İşte o şapka çıkarılası üstad Zülfü Livaneli’dir...

Bir şiir ki o, üç üstad tarafından sanat ile yoğrulmuş, Fransız ve Türk kültürü ile harmanlanmış ve okuyuculara/dinleyicilere sanat zevkini tattırmış...

Sanat, edebiyat uluslararasıdır, duygular, dizeler bir milletten başka bir millete aktarılabilir. Johann Wolfgang von Goethe’nin de dediği gibi; ‘’Bir milletin, yabancı eserleri kendi diline çevirmesi, onun en önemli kültür adımıdır’’

Bir eser başka kültürlere aktarılabiliyorsa, başka dilden konuşan, başka gelenek göreneklere sahip olan bireylere de aynı hisleri uyandırabiliyorsa değerlidir. Aynı acıyı, aynı mutluluğu, aynı hüznü tattırabiliyorsa, okuyucuyu sürükleyebiliyorsa başarı oranı yüksektir.

Edebiyat, iki ruhun arasında bir tesadüf noktasıdır. Yazar ile okuyucu arasında bir köprü görevi görmeli ve duygu aktarımı sağlamalı.

Bir aşk yok ki paydos demiş gözyaşlarına

Mutlu aşk yok ki dünyada

Ama şu aşk ikimizin öyle de olsa.
 

İşte, Louis Aragon ile dünya çapındaki okuyucular arasında bir tesadüf noktası gören son satırlar; bu şiiri uluslararası başarılı kılmakta ve her kültürden, gelenekten bireylere hitap etmekte. Hissiyat, aşk sadece bir kültüre ait olmayan, her yaştan, her kültürden insanların içinde barındırdığı duygular. Yıllar önce yapılan tespitin şiire yansıması, duyguların ve dimağın ortak çalışmasının vermiş olduğu meyvenin divit kalem ile mürekkebin birleşmesi ile kağıda dökülmesi sonucu gerçekleşmiştir.

1928 yılında tanıştığı Rus yazar Elsa Triolet ile tanıştıktan sonra, hayatının sonuna kadar onun için şiirler yazan Louis Aragon; mutlu bir aşkın var olmadığına kanaat getirdi.

‘’Elsa’nın Gözleri’’ adlı şiirinde, iki adet gözün ne denli betimlenebileceğini, bakışlarda bile ne derin anlamlar saklı olduğunu gözler önüne sermişti Aragon.
Öyle derin ki gözlerin içmeye eğildim de

Bütün güneşleri pırıl pırıl orada gördüm

42 yıl evli kalan Aragon ve Elsa birçok kişi için mutlu bir aşkın örneğiydi. Peki neden ‘’Mutlu aşk yoktur’’ demişti Aragon? Çevrelerince mutluluk timsali sayılan, uzun bir birlikteliğe sahip olan bu çiftin mutsuzluğu ne olabilirdi?

Hakikat şöyledir ki; bir gün aniden kalp krizi geçirir Elsa ve hayata gözlerini yumar. Aragon, dünyadan ayrılan eşinin, evdeki çekmecelerini boşaltırken bir liste bulur. Bulduğu listede ise Elsa’ya âşık olan kişilerin isimleri bulunmaktadır. Kafasında soru işaretleri ile bir başına kalan Aragon, eşinin kendisini aldattığını düşünür ancak bunu teyit edemez çünkü eşi artık bu dünyada değildir. Aragon için bu aldatmayı teyit eden bilgi ise, eşinin günlüğünde yazan bu nottu;

“Herkes beni sevsin, bütün erkekler bana hayran olsun istiyorum.”

İşte 42 senelik bir evliliğin ardından, tanıştığı günden beri ona şiirler yazan Aragon’un ‘’Mutlu aşk yoktur’’ deme sebebi yaşamış olduğu bu olaylardı.

İşte bu yüzden edebiyat; hayatımızın sanatsal karşılığıdır. Yaşantımız ile çok büyük benzerlikler taşır, duygu ve düşüncelerimizi kağıda döker. Okudukça kendimizi görürüz, okudukça kendimizi buluruz...