Herkese devlet adamı denmez, denmemeli.

Bir babanın kendisini ayağına çağıran oğluna; “Ben sana kaymakam, vali olamazsın demedim, adam olamazsın dedim” cümlesi anlatıyor bunu.

Devlet adamlığı makamla, rütbeyle, unvanla olunmuyor.

İnsani özelliklerini kaybetmemesi önemli.

Bu anlamda dünyaya örnek olmuş, iz bırakmış isimler var.

Uruguay'ın eski devlet başkanı 'Pepe' lakaplı Jose Mujica gibi.

'En sevilen başkan' unvanı verilmiş kendisine.

Aynı zamanda da 'en yoksul başkan' olarak tanınıyor.

Maaşının yüzde 90'ını ihtiyaç sahiplerine bağışlıyor, başkanlık sarayına çıkmıyor 40 yıllık eski evinde yaşıyor, makam aracı ve şoförü yok, kendisine ait tek mal varlığı küçük vosvosunu kullanıyor, sevimli köpeği dışında koruması bulunmuyor.

Kendisine makam aracı alması için para teklif eden bir iş adamına şunları söylemiş:

“Ben yoksul devlet başkanı olarak anılıyorum ama, kendimi yoksul hissetmiyorum. Yoksul insanlar sadece pahalı bir hayat tarzına sahip olmayı sürdürmek adına çalışan insanlardır ve her zaman daha fazlasını, daha fazlasını isterler. Asıl zenginlik, yaşamak için kazandığın zamandır.”

Şu sözleri de çok anlamlı:

"Ben insanların geceleri yatacak bir saçak altı bile bulamadıkları bir dünyada, başkalarının 500 metrekarelik malikanelerde yaşamasını anlamıyorum.”

“Evsizler için ev, suyu olmayanlar için su lazım, ekmek lazım. Sen böyle bir dünyada özel uçağım olsun, oraya buraya gideyim diyorsun. Eğer herkes daha fazlasını isterse, bir gün kimseye bir şey kalmayacak.”

Kalıcı olanın sevgi, dostluk, dayanışma, aile olduğunu vurguluyor.

Hayatın bu eksen üzerinde yaşanmasını salık vermekte.

Birikim ve tüketime karşı.

Okuduğum bir röportajında;

“Sade, yalın, bagajsız, yüksüz, maddi kaygıları olmayan bir hayat” olarak tanımlıyor yaşam felsefesini.

Halka mesafeli olunursa, onların hayatlarının anlaşılamayacağını ve dolayısıyla iyileştirilemeceğini, mücadelenin sistemin içinde, sisteme katılarak verilmesi gerektiğini ifade ediyor.

Yöneticilere tavsiyesi;

kendilerine oy veren insanların çok büyük kısmı gibi sade, alçakgönüllü bir hayat yaşamaları yönünde.

Başkanlığı süresince de mahallesindeki kahvelere gitmeye devam eden Mujica, burada kendisine 'başkan' bile demediklerine, 'Pepe' diye hitap ettiklerine işaret etmekte.

Uruguay'da büyük devrimler gerçekleştiren Pepe, halkı tarafından çok sevildi, unutulmayan 'efsane başkan' oldu.

Maddiyatın, tüketimin, gösterişin insanları esir aldığı günümüzde, asıl zenginliğin, asıl devlet adamlığının, yöneticiliğin ne anlama geldiğini çok iyi anlatmakta.

Elbette bu anlaşıya sahip başka devlet adamları da var farklı ülkelerde. Okuyor, izliyor, görüyoruz.

İşine bisikletle gidip gelen, restoranda kendi siparişini veren, market alışverişini tek başına yapan, parklarda halkla içiçe korumasız dolaşan, döktüğü kahveyi kendisi temizleyen, konuklarını mütevazı şekilde ağırlayanlar.

Bunları kameralar karşısında göstermelik değil, yaşam tarzı olarak samimiyetle yapıyorlar.

Bizde de devletin valileri vatandaşı fırçalıyor, azarlıyor.

Siyasiler, seçilmişler, atanmışlar, millete tepeden baka baka bir hal oldular.

Makam, mal mülk hırsı gözlerini döndürdü birçoğunun.

Nereden geldiklerini unuttular, nereye gideceklerini de.

Valla ne olursan ol, en mühimi bu hayatın içerisinde 'insan' olmak.

En yakışan bu kimlik.

Ötesi boş.

**********

Günün Sözü

“Yanında huzur

bulduğunuz insanlar

gerçek servetinizdir.”

Erich Fromm