Fatma DİLLİOĞLU/ÖZEL HABER

On TV ekranlarında yayınlanan ve Gazeteci/Yazar Orhan Kaplan’ın sunduğu Yeni Bakış programına Bursa Engelliler Düşünce Kulübü Derneği Başkanı Hasan Duman ve Avukat Recep Acar konuk oldu. Programda engelli hakları hakkında konuşuldu.

Engelli hakları doğrultusunda konuşan avukat Recep Acar, ‘’Bilindiği gibi insan, Cenabı Hakkın dünyaya ayak bastırmasından itibaren münferit ve tek bir varlık olarak dünyaya gelir. Ancak çevresindeki etkileşimler onun sosyal yapısını, kültürünü, ahlakını belirler. Daha sonra inanç işin içine girer, inançlara da büyük bir katkı sağlar. Bu bakımından insanların hakları ile engellilerin hakları beraber doğmuştur. Anayasalarda insan tarifine uygun olarak haklar, özgürlükler, mükellefiyetler yüklenmiştir. Eski anayasalarda engellilerle ilgili pek fazla yasal düzenleme göremiyoruz. Hatta Orta Çağ Avrupası’nda engellilik sanki şeytanın bir işiymiş gibi algılanıyordu. Onlar toplumun ayrı bir statüsüne tabi tutuluyor ve hastalıklı bir ruh hali olarak görülüyordu. Zamanımızda engellilerin hak ve özgürlükleri anayasalarda korunmaya başlamıştır. Bilhassa Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin imzalanmasından sonra oradaki engellilerle ilgili haklar diğer tabi ülkeler üzerinde de etki yapmış, ülkeler de kendi yasalarını Engelli Hakları Sözleşmesi’ne uygun hale getirmeye çalışmışlardır. Biz mesela Türkiye olarak AB’ye girmememize rağmen bu sözleşmeyi kabul ettik ve 2005’te engelli hakları çıktı. Bu engelliler yasasıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin engellilerle ilgili olan bölümü birbiriyle örtüşür hale geldi. Bizim anayasamızda engellilerle ilgili bazı maddeler var. 2010 yılında onuncu maddesine bir değişiklik yapıldı. Pozitif ayrımcılık gereği engelliler hakkında alınacak tedbirlerin eşitlik ilkesine aykırı olamayacağı ifadesi konuldu. Yani sağlam insan ile engelli insan arasında bir fark olmadığını belirtmek için konulan bir madde bu. Anayasamızın 42. maddesinin 8. fıkrasında ‘Devlet durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma yararlı kılacak tedbirleri alır’ diyor. Bunlara özel bir ihtimal göstermesi gerekir devletin. Yani bu tür insanları topluma yararlı hale getirebilmek için okullar, kreşler, toplantılar, bizim gibi öncü derneklerin kurulması, belediyelerde engellilerle ilgili bölümlerin kurulması anayasamızın 42. maddesine istinadendir. Engellileri engelsiz vatandaşlarla eşit hale getirmek için yapılan faaliyetler bunlar. Engellilerin haklarını önce engelliler savunacaklar. Bunu kabul etmek lazım ama biz etrafımızdaki engelli derneklerine baktığımız zaman bugünkü devletin uygulamış olduğu para politikaları, engellilere aylık ve bakıcısına veriliyor, verilmesi lazım ama engelliler sadece bu parayı aldıkları zaman diğer haklarına, çalışma özgürlüğü gibi haklarına pek girmiyorlar. Engelli bir vatandaşımız girse çalışmaya, alacağı asgari ücrettir. Ama zaten bugün devlet ona ve bakıcısına asgari ücretin üstünde para veriyor. Çalıştığı zaman kesilecek bu para. Yani yattığım yerden bu parayı almak daha hoşuma gidiyor diyor ve çoğu engelli vatandaşımız kendisini başkalarına muhtaç bir duruma düşürüyor. Bu bakımdan öncelikle engelliler kendi haklarına sahip çıkmalı. Bizim gibi engelsiz olanlar sadece bu arkadaşlara yol gösterebiliriz. Bir de toplumun üzerine düşen görevleri vardır. Engellilik, bir hastalık değildir. Engelli olması insanın kaderinde vardır. Engellilerin toplum içerisinden tecrit edilmemesi lazım. Engellilerin, diğerleriyle aynı kategoride değerlendirilmesi lazım. Fakat bugün bakıyoruz engellilerin haricinde kendini sağlam zanneden bir sürü engelli var. En basitinden yolda yürürken engellilere ait bir yaya kaldırımı görüyorsunuz ama gelmiş adam aracını buraya park etmiş. Bunu park eden sağlam bir insan. Oradaki engelli levhasını görmüyor, okumaktan aciz. Alışveriş merkezlerine gidiyorsunuz, engellilerin yerine sağlam arabalar park etmiş. Yani şimdi burada biz engelli kime diyeceğiz? Oraya koskocaman engelli işareti konmuş. Onu da görmüyorsan o zaman senin görme engelli biriyle aranda bir fark yok. Biz bu konuda toplumu bilinçlendirmemiz lazım. Onlar da bizim gibi insandır, onlar da bizim gibi mücadele edecekler ancak bazı konularda bizden eksik olabilirler ama onların bu eksikliklerini sağlam insanların tamamlaması gerekiyor.’’ ifadelerini kullandı.

Engelsiz Covid’li Yaşam

Bursa Engelliler Düşünce Kulübü Derneği Başkanı Hasan Duman  pandemi döneminde yaptıkları faaliyetler ve engelli hakları konusunda ‘’Dünyayı kasıp kavuran, ülkemizi ve insanımızı da etkileyen covid-19 pandemisi ülkemizde ilk 11 Mart’ta tespit edilip hükümet ve yerel yönetimler tarafından önlemler alınmaya başlandığında virüsün yayılmasının önlenmesi, halkın korunması konusundaki çalışmalara bağlı sivil toplum kuruluşlarının da çalışmaları kısıtlandı. Sivil toplum kuruluşlarının yasal zorunluluklarının ertelenmesi olarak yapıldı. Siyasi iktidar ve yerel yönetimlerin covid mücadelesinde kamuya ve özel sektöre desteği oldu, üçüncü sektör olan sivil toplum kuruluşlarına destek verilmedi. Bursa’da 120 engellileri temsil eden dernek var ama sabah saat dokuz, akşam saat altıda kapısını çaldığınızda karşınızda muhatap bulabileceğiniz, telefonla aradığınızda cevap alabileceğiniz kurumsal kimliği olan on tanesini bulamazsınız. Bu sivil toplum kuruluşları temsil ettikleri kitlenin haklarını savunma açısından güçsüz ve zayıf kuruluşlar. Yönetimleri de engellilerden oluştuğu için kısıtlamalara bağlı evlerinde kalma, izole durumları var. Böyle olunca biz Bursa Engelliler Düşünce Kulübü Derneği olarak faaliyetlerimizi askıya almadık, bilinçli bir şekilde devam etmeye çalıştık. Bu arada da iki proje yayınlandı. Biri AB Sivil Düşün programı tarafından Bizi Bağlayan Özel Şeyler başlığı altında beş bin euroluk proje. Diğeri de Türkiye Engelliler Meclisi tarafından Türk Engelliler Meclisine doğru bir proje başladı. Biz ikisine de müracaat ettik ve ikisini de kazandık. AB Sivil Düşün programı Bizi Bağlayan Özel Şeyler projesine Engelsiz Covid Mücadelesi projemizi 1 Temmuz’da başlattık, bu ayın sonu itibariyle bitiyor. Engellilerin covid döneminde maruz kaldığı riskler, ailelerinde yaşanan travmalar ve alınması gereken önlemler öngörülüyordu ve sivil toplum kuruluşlarının içinde bulunduğu sıkıntılar düşünülüyordu. Bizim projemizde de on değişik gruptan engellinin ikişer dakikalık video çekimiyle yaşadıkları sıkıntılar, maruz kaldığı riskler ve alınması gereken önlemler yansıtılıyordu. Engellilerden, ailelerinden ve engelli sivil toplum kuruluşlarının yöneticilerinden, sosyologlardan, psikologlardan, hukukçulardan ve pedagoglardan söz söyleyebilecek rol model insanların yazılarından oluşan bin adet kitap bastırmak ve bunu ülkedeki çeşitli sivil toplum kuruluşlarına, kamuya ulaştırmak şeklindeydi. Rehabilitasyon merkezleri, özel eğitim merkezleri gibi yerler kapandığı için engelliler oralara gidemediler. Aileler zihinsel engelliler, down sendromlu, otizmli çocuklar konusunda çok sıkıntılar yaşadılar. Çocukların rehabilitasyon merkezlerinde aldığı fiziksel eğitimlerini alamamaları, sürekli tekrar gerektiren öğrendikleri nazari bilgileri unutmaları gibi şeylerden dolayı sıkıntılar yaşandı. Bu kitap onu içeriyor. Bu pandemi döneminde yaşanan sıkıntılar ve dönen kısır döngü içerisinde iki proje alıp uygulayan ve şu anda birini bitirip diğerini sürdüren engelliler anlamında Bursa’da değil Türkiye’de tek sivil toplum örgütü Bursa Engelliler Düşünce Kulübü Derneği’dir. Ben Bursalıyım, Bursa’da yaşamaktan son derece memnunum. Engelli bir birey olarak Bursa’da yaşamaktan ve ulaşmaktansa sıkıntılıyım. Bursa üç milyonluk bir şehir ama engellilerin sosyal hayata katılımı noktasında güçlendirilmiş yerel yönetimlere verilen imkanlarla orantılı bir faaliyet yok. Örneğin Adana Belediyesi’nde, Gaziantep Belediyesi’nde Engelliler Daire Başkanlığı var. Buralarda altyapı engellilerin ulaşımı bakımından mimari yapı daha düzgün, daha güzel. Bizim Büyükşehir’de Engelliler Daire Başkanlığı olmadığı gibi 5216 sayılı kanunun ikinci maddesine göre engelliler birimi oluşturulması lazım. Yönetmelik çıkarıldı. Yönetmeliğe göre de bütçesi olan, kadrosu olan yaptırım gücü olan ve belediyenin yaptığı faaliyetlerden engellileri temsil eden sivil toplum kuruluşlarını da karar alma sürecine dahil eden bir yönetmelik. Buna göre çalışılması lazım. Bursa’nın bu seneki bütçesi iki milyar altı yüz milyon lira. Bursa’da üç yüz bin engelli var. Bu bütçenin de yüzde 12.29’u engellilere ayrılsa üç yüz milyon lira yapar. Engellilerle alakalı üç milyon liralık bütçe yok. Bu noktada siyasi iktidarın ve yerel yönetimlerin bakış açısı çok önemli. Bursa’da Heykel çevresine bir çıkınız, Atatürk Caddesi, İnönü Caddesi, Cumhuriyet Caddesi’ndeki döşenen taşları görün. Döşenen taşlar ya sallanıyor ya sökülmüş ya gittiğiniz yerde önünüze değiyor ya iyice kenara yapışmış, giderken ana caddeye düşüyorsunuz ya da üzerlerine araç park edilmiş veya stant kurulmuş görme engelliler geçemiyor. Birkaç yere rampalar yapmışlar. Adam gelip aracını oraya park etmiş, tekerlekli sandalyeli arkadaşımız oradan geçemiyor. Otoparklarda engellilerin park edeceği yere başkaları park ediyor. Bununla alakalı Bursa engellilerin gelişimi noktasında son dönemde dönüşüm gerçekleşiyor ama dönüşümde de pek fazla şey yok maalesef. Bursa’da engellileri temsil eden yüz yirmi dernek var, belediyenin, valiliğin yaptığı toplantılara gelen yirmi dernek yok. Onlar kendi sorunlarına sahip çıkmazlarsa, sorunu tespit edip hedefe beraber yürümezlerse zaten idarecilerin de karşısında düştüğü talep edenler değil, bölünmüş dağılmış, bölünme yönetimiyle idare edilebilen yapılar, bu şekilde gidiyor. Biz Büyükşehir Belediyesi’nin önüne on bin tane engelli gitsek otursak, yüz tane engelli derneği bir araya gelsek, başkan bizi orada görse daha çok duyarlı olur ve sorunu daha hızlı çözer. Ama engellilerin aldıkları 1540 liralık bakım parası ve 760 liralık maaşından dolayı asgari ücret 2350 lira, bizim de aldığımız 2400 lira, niye gidelim diyorlar. Bu hakların nasıl kazanıldığını, savunulması gerektiğini, daha ileri noktalara gitmesi gerektiğini, sadece engellinin yaşamının aldığı maaş değil sosyal yaşamının da olduğunu anlatması ve bilmeleri gerekiyor. ‘’ dedi.