Ayasofya Cami, fethin en büyük sembolüdür. Fatih Sultan Mehmet Han İstanbul’a girer girmez ilk yaptığı icraatlarının başında Ayasofya’yı camiye çevirmesi olmuştur. Bu Fatih’in kılıç hakkıdır. Bu hakkını da kullanmıştır. Bu geçmişten günümüze gelmiş bir adettir, dünyada hiç kimse de buna sesini çıkarmamıştır, bilakis saygı gösterilmiştir.

Fatih, Osmanlı İmparatorluğunun en güçlü olduğu dönemlerden birinde padişahlık yapmış ve sahip olduğu gücün farkında olan bir padişahtır. Bununla birlikte İstanbul’un fethinin adeta kutsal bir görev olduğunu ve bu görevi yerine getirmek isteyen kendinden önceki padişahların da hayali olduğunu bilen bir padişahtır. Nitekim kendisi de bu hayali gerçekleştirmek için daha çocuk yaşlarda planlar yaptığı biliniyor. Ki fethi gerçekleştirdiğinde çok gençtir.

Fatih, gücünü sadece devletten almıyordu, en büyük gücünü inancından alıyordu aslında. İslam dini dünyaya adil bir nizam kurmak gayesi ile indirilmiştir. Bu gayeyi sağlaması için Peygamber elçi olarak gönderilmiştir. Lakin Peygamber’de bir insandır ve bir ömrü vardır. O halde geride bıraktığı ilahi nizamı devam ettirmek miras olarak kaldı. O miras ise sonraki devletlere ve idarecilerine kaldı. Nihayetinde o miras Osmanlı ailesine kadar gelmiştir. Osmanlı ailesi de bu mirasa layık olabilmek için çok büyük hassasiyet göstermiş ve gereğini yapmaya çalışmıştır. Fatih Sultan Mehmet bu mirası en üst seviyeye taşıyabilmiş bir padişah olmuş ve bu yüzden kendisinden yıllarca önce Peygamberimizin övgüsüne mazhar olmuştur. Peygamberimiz bir keresinde sahabe-i kiram ile oturmuşken şöyle diyordu “İstanbul mutlaka fethedilecektir, onu fetheden ne komutan ne güzel komutandır, onu fetheden asker ne güzel askerdir.”  

Peygamber efendimizin bu övgüsüne mazhar olabilmek için başta Selçuklular olmak üzere, Fatih’ten önceki hemen tüm padişahlar İstanbul’un fethi için uğraşmış, planlar yapmış ve hatta savaşlar yapmıştır ancak hiç biri başarılı olamamıştır. Fatih ise çok genç yaşta olmasına rağmen bunu başarabilmiştir. Onun bu başarı aynı zamanda bir çağı kapatmış yeni bir çağ açmıştır. Artık dünya da hiçbir şey eskisi gibi olmamış, büyük bir değişim başlamıştır.

İşte bu başarının sembolü Ayasofya kilisesinin camiye çevrilmesidir. Bu yüzden de bu caminin günümüzde de açık olması şarttır. Başta da dediğimiz gibi Ayasofya camiye çevrildiğinde kimse sesini çıkarmamıştı ve bilakis hak olarak görülmüştü. Lakin yıllar sonra Osmanlı’yı yıkmak isteyen bazı Yahudiler ve İstanbul’un fethini bir türlü hazmedemeyen bir kısım Yunanlı bunu dile getirmişler, dönemin yöneticileri de bir süre camiyi tamamen kapatmıştı. Bir süre sonra da cami müzeye çevrilip turizme açılmıştır.

Günümüzde Ayasofya cami olarak açılması taleplerine en büyük itiraz, eğer cami olarak açılırsa turizme zararı olabileceğine dair yersiz düşüncelerdir. Yersiz çünkü Sultanahmet Camii kanaatimce en az Ayasofya kadar turist ağırlamaktadır. Demek ki cami olarak da turizme açık olabiliyor. Namaz saatlerinde turistler kenarda bekler, namaz bitince de herkes gezmesine devam edebilir. Hem böylece Fatih’in mirasına sahip çıkmış oluruz. Onun kiliseyi camiye çevirerek vermek istediği mesajı bu gün de sahip çıkmış oluruz hatta aynı mesajı vermeye devam etmiş oluruz. Günümüz Türkiye’sine de yakışır. Cumhurbaşkanımız bu tür mesajlar vermeyi ihmal etmeyen biridir. Her ne kadar bazı dengeler ve hassasiyetlerden bahsetse de artık hiçbir dengenin ve hassasiyetin kıymeti kalmamıştır. Her egemen devlet kendi bildiği gibi hareket etmektedir.  En başta Türkiye kendi egemenlik haklarını her ortamda dile getirmektedir. Bu haklarına halel getirebilecek gerek komşu ve gerekse uzak ülkelere de gerekli uyarıları yapmakta hatta özellikle komşu ülkeler de savunma maksatlı operasyonlar düzenlemektedir. Bu tavrı ile de dünyada saygı gören bir ülke konumuna yükselmiştir.

Görüldüğü üzere kendi egemenlik haklarını sahip çıkarken gösterdiği tavır pek de yadırganmıyor bilakis övgüye ve saygıya mazhar oluyor. Bu açıdan da Ayasofya egemenlik hakkına sahip çıkmanın nişanesidir. Cümle cihana bunu herhangi bir denge veya hassasiyet gözetmeksizin göstermek gerekiyor.

Şunu söylemek istiyorum, eğer Osmanlı bizim ecdadımız diyorsak ve ecdadımıza sahip çıkıyorsak onların yadigârlarına da, emanetlerine de sahip çıkmamız gerekiyor. Bize bıraktıklarını aynı ile sahip çıkmak ile onların bize bıraktığı topraklara sahip çıkmak ile aynıdır. Yani miras bıraktıkları sadece vatan toprağı değildir, Ayasofya’yı camiye çevirip bize bıraktıkları da mirastır. Layığı ile sahip çıkmak bizim boynumuzun borcudur artık.