Koronavirüs gündemiyle hayatımıza giren işten çıkarma yasağının, ne ifade ettiği konusunda yaşanan anlam karmaşalarına bir süredir şahit oluyorum. Hukuk camiası da dâhil olmak üzere bir karmaşa söz konusu. O yüzden bu hafta bu konu ile ilgili en anlaşılır şekilde bir yazı kaleme almak istedim.

        Fesih yasağı getiren geçici kanun maddesine göre, işçinin veya işverenin salgından ne denli etkilendiği veya etkilenmediği açısından bir ayrım yapılmaksızın (her tür iş sözleşmesi için) iş sözleşmesinin kanunda sayılı ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller vb. sebepler dışında işveren tarafından feshedilmemesi gerekiyor.

            İşçiler açısından getirilen fesih yasağı ise yalnızca ücretli izin konusuyla sınırlandırılarak bu süreçte işverene işçiyi tek taraflı ücretsiz izne çıkarma hakkı getirildi. Buna göre işçinin, ücretsiz izin önerisini kabul etmeyerek iş akdini feshetmesi, haklı bir fesih nedeni olarak kabul edilmeyecek. İşçilere getirilen fesih yasağının kapsamı da bundan ibaret olup 4857 sayılı İş Kanunu’ndaki diğer fesih hakları ayrıca devam etmekte.

            Yasak ihlal edildiği takdirde ne olacak?

             Aynı yasal düzenlemede bu hükme aykırı olarak iş sözleşmesini fesheden işveren, sözleşmesi feshedilen her işçi için fiilin işlendiği tarihteki aylık brüt asgari ücret tutarında idari para cezasına ve bunun yanı sıra işçilere ödenen kısa çalışma ödeneklerinin de yasal faizi ile birlikte İş-Kur tarafından işverene ödettirilmesi ile karşı karşıya kalacak. Elbette bunun sadece bir idari yaptırım içermesi düşünülemeyeceğinden hukuki sonuçları da söz konusu.

            Bu fesih işçi tarafından, şartları mevcut ise, işe iade veya işçilik alacağı istemiyle yargılamaya konu edilirse ve neticesinde feshin haksız olduğu ortaya çıkarsa, işverenin kıdem ve ihbar tazminatı ödemesinin yanında, fesih yasağı döneminde işçiye ödemesi gereken ücreti de ödemesi gerekecek.

            Değerlendirme ve tartışmaları sürmekle birlikte fesih yasağının hukuki sonuçları hakkında verilmiş bir yargı kararı da henüz bulunmadığından, fesih yasağı ihlallerinin ne şekilde değerlendirileceği ve hangi hukuki yaptırımların uygulanacağı ilerleyen dönemde verilen yargı kararları ile daha da netleşecek.

            Söz konusu geçici yasa hükümlerinin amacı, salgının ekonomik ve sosyal hayata etkilerinin azaltılması olsa da bir anda beliren ve şartlara uyum sağlamaya çalışan bu yasanın iş yaşamındaki ve hukuk camiasındaki olumsuz etkilerinin uzun yıllar devam edeceğini düşünüyorum. Keşke geçici ve süreli maddeler yerine salgın hastalık halinde işverenin, işçinin hak ve yükümlülükleri, ücretli ve ücretsiz izinler gibi konular hukuki ve ekonomik öngörülebilirlik ilkesinin bir gereği olarak kalıcı şekilde düzenlenmiş olsaydı. Zira koronavirüs bir salgın hastalık ve bu gidişle kuvvetle muhtemel sonuncu olmayacak.

                                                    Av. Zehra Nur DALGIÇ