12 Eylül sonrasında psikoloji kitapları, romanları rağbet gördü; ben de bu kitaplardan aldım okudum.

Okudum; çünkü edebiyata ve siyasete ilgi duyuyor insanı anlamak istiyordum.

Merak ediyordum: İnsanın duyguları, tutumları, hayattaki seçimleri, düşünceleri nasıl oluşuyordu?

İnsan kişiliğinin kilidini açabileceğim sihirli anahtarlardı sanki psikoloji kitapları.

**********************

Erich Fromm mesela; “Özgürlükten Kaçış’’, “İnsandaki Yıkıcılığın Kökenleri’’, “Psikanaliz Ve Din’’ başta olmak üzere ne yazmışsa okudum.

Wilhelm Reich’ın, “Dinle Küçük Adam’’ı başucumda dururdu.

Sigmund Freud, Alfred Adler ve Carl Gustav Jung’un kitapları kütüphanemde yerlerini almıştı.

Sevdiğim bir psikiyatrist yazar da Irvin D. Yalom’du. Onun da romanlarının tümünü ve psikiyatri kitaplarını okudum.

Psikiyatri ve psikolojiye giriş; evrim ve evrimci psikiyatri konusunda da okumalar yaptım.

Dostoyevski’nin Sartre ve Camus’un romanları ve Ingmar Bergman filmleri bana çok şey kattılar.

Serol Teber’in “Politik Psikoloji Notları’’ ve “Davranışlarımızın Kökeni’’ni de anmalıyım.

Ve tabi sevgili Kaan Arslanoğlu; onun düşünür, yazar, psikiyatrist olarak yazdığı romanlar; bilimsel, felsefi kitaplar bana geniş bir bakış açısı kazandırdılar, ufkumu açtılar.Kaan şu an dünyanın en değerli yazar ve düşünürlerindendir.

Sol insana bir başkaldırı ise önce insanı tanımak gerekmez mi?

YALAN MAKİNASI

Geleyim FETÖ ye; hep şunu düşündüm: Onun bir videosunu izlemiştim televizyonda. Hiç inandırıcı değildi; hayal dünyasından sesleniyor; gerçeklerden koparak bir tür illüzyon yaratmaya çalışıyor; yalanlarla, bilgisizliklerle dolu cümleler kuruyordu.

Abartılı jetleri mimikleri; ses tonundaki acıklı hal; gözyaşlarına boğulması sağlıklı değildi.

İyi de; nasıl bu kadar güçlenmişti ekonomide, medyada, eğitimde, siyasette?

Generaller, savcılar, yargıçlar, devletin üst düzey bürokratları, siyasetçiler, profesörler, köşe yazarları nasıl oluyor da arkasındaki ABD kaynaklı dış desteği, bu basit gerçeği göremiyordu? Nasıl olmuş da aldatılmışlar, hayatlarına yazık etmişlerdi?

Türkiye’nin gecikmiş aydınlanma devrimi laiklikle; akla, bilime dayalı bir toplum oluşturulmak istedi; olmadı. Bu konuda Menderes’ten başlayarak inanılmaz ödünler verildi.

68 ve 78 kuşağı binbir tuzakla tasfiye edildi.

Bu aldanışının toplumsal ayağı bilimden kopmaktır; felsefeden kopmaktır. Feodalitedir; alt kimlikçiliktir; kapitalizmin yıkıcı etkileridir; kültürde sanatta gerilemedir ve tabi ABD emperyalizmi karşısında savunmasız kalmaktır.

Ve insanın evrimle gelen zaafları da etkili:

Zekâ yetersizliği;  derin varoluş kaygı ve korkuları; otoriteye bağımlılık; sürü psikolojisine yatkınlık; dogmalara eğilim; akıldan kaçış; iktidara, güce, makama, statüye, konfora tapınma; bencillik; tembellik; şiddet düşkünlüğü.

**********************

Bütün bunlara medyanın akla kilit vuran; magazini öne çıkaran; gerçeği örten algı operasyonlarını; siyasetteki ölçüsüz propagandayı; ekonomideki reklam ağını da ekleyin.

İnsanın aklını yitirmesi; hayatını çaldırması; gerçeklerden kopup yalana bağımlı olması; başkalarının özgürlüğünü, mutluluğunu, çıkarlarını; kendi özgürlüğü, mutluluğu, çıkarları sanması için her koşul sistematik olarak var.

**********************

Kapitalizm yalana muhtaç; o yüzden devasa bir yalan makinası tıkır tıkır işliyor rıza üretimi yapıyor; iletişim ve bilişim teknolojisinin olanaklarını ve maddi gücünü kullanarak.

Muhalif ses istenmiyor hiçbir alanda. Sisteme teslimiyet şart. Solda da durum acıklı; benzerlik çok.

Bütün bunlar olunca da FETÖ’ce kandırılmak kolaylaşıyor.

**********************

Bu ortamda bir aydının öncelikli görevi buz kıran gibi “yalan kıran’’ olmaktır.

Dünyanın geleceğini; insan aklının özgürleşip özgürleşemeyeceği; insanı çürüten bu sistematik yalan ağının yenilgiye uğratılıp uğratılamayacağı belirleyecek.

İşin özü şudur…

İnsanlığı çevre felaketine veya yeni bir dünya savaşına sürükleyen kapitalizm karşısında; insan aklı, insan vicdanı silkelenebilecek ayağa kalkabilecek mi?