Geçen hafta Cuma günü idi, akşam yemeğini yeni yemiştik, sofradan kalktım, çalışma odasına geçip orada haftalık yazıyı yazacaktım.

Bilgisayarımı açtım, şarjı azalmıştı, bilgisayar çantasından şarjını çıkarıp duvardaki prize taktım, diğer ucunu bilgisayarıma taktım. Sonrasını hatırlamıyorum. Aklımda kalan ise çocukları ve eşimi yanıma almış evin koridorunda öylece ayakta beklemeye koyulduğumuzdu. Birde çocuklarımın dilinde seslice söyledikleri dua kalmış aklımda; “Allah’ım bizi koru, Allah’ım bizi koru”…

Öyledir; Doğal afetlerde sığınacak tek varlık Allah’tır, dinli, dinsiz her insan böyle bir afet ile karşılaştığında tüm benliği ile Allah’a sığınır, çünkü hepimiz biliriz ki Allah’ın kudreti, gücü herşeye yeter ve her şey Allah’ın emrine amadedir. “O bir şeyin olmasını dilediği zaman ol der ve o şey oluverir.”

Deprem durduğunda ise dışardan sesler gelmeye başladı, çocukların çığlıkları, koşuşturanların ayak sesleri, birbirlerine yüksek sesle konuşarak ne yapmaları gerektiğini anlatan komşular… Kapıyı açıp dışarı çıktığımızda manzara gelen seslerden çok daha vahimdi. Merdivenlerden son sürat aşağı koşanların yanısıra, elinde 4 ayaklı değnekler ile zar zor yürümeye çalışan yaşlı kadın kapıdan dışarıya sadece beş altı adım atabilmiş asansöre doğru gidiyordu. Çaresiz asansöre binecekti, tüm uyarılara rağmen, çünkü en iyi ihtimaldi onun kurtuluşu için. Kimse ona dönüp bakmıyordu bile, herkes koşar adım kaçıyordu binadan. Genç bir kadın çıktı evden, bazı eşyalar vardı elinde, yaşlı kadına döndü, Anne! Anne! dedi ve asansörün düğmesine bastı, yüzünde çaresiz bir bakış belirdi, asansör gelene kadar bekledi, annesini bindirdi, zemin katın düğmesine bastı, kendisi binmedi, kapıyı kapattı ve koşar adım merdivenlere yöneldi.

Çok kısa süre de bina tamamen boşaltılmıştı, 10 katlı bir bina olmasına rağmen çok kısa bir sürede herkes sokaktaydı. İlk panik atlatılmış herkes başını kaldırıp binaya bakıyordu. Yıkılan dökülen kırılan bir şey görünmüyordu dışardan.  İlk panik atlatılmıştı, artık daha sakindi herkes, hatta dışarda sıfırın altına düşmüş soğuğu yeni yeni hissetmeye başlamıştı. Haberlerden işittiğimiz kadarı ile Malatya ve Elazığ’ın en soğuk gecelerinden bir gece idi o gece.

Biz iyiydik, şükürler olsun Allah’a. Allah’ımız çocuklarımızın duasını kabul etmişti belki ve Allah’ımız o gece bizi korumuştu.  Ailemizin diğer yakın olan efradı ile bir araya geldik, ulaşamadığımıza telefon ile ulaştık, hepimiz iyiydik çok şükür. Bu kez gözümüz kulağımız gelen haberlerde idi. Gelen haberler ise hiç iç açıcı değildi. Gerisini herkes TV’lerden izledi zaten.

Ben Malatyalıyım ve Malatya’da yaşıyorum, işim burada, evim ve ailem de burada. Yazılarımı haftalık gönderiyorum geçen hafta bu yüzden yazı gönderemedim, daha doğrusu yazamadım.  Geçen hafta yaşadığımız afetten sonra ise yaşadıklarım, gördüklerim bana yaşama sevinci veriyor. Umutlarımı arttırıyor, duygularım kabarıyor.

Bu duyguların birazını yaşayasınız diye size gördüklerimden birazını yazayım. İş yerimize gidip gelirken Malatya’dan Doğuya uzanan çevre yolunu kullanıyorum, gün içerisinde de o yoldan sık sık geçiyorum. Şehirlerarası bir yol olduğu için envaı çeşit araç geçer ve hemen her ilin araç plakasını görmek mümkündür, özellikle Tır ve Kamyonlar hiç eksik olmazlar. Bu kez bu yoldan geçerken gördüğüm TIR’ların birçoğunun önüne veya yanına Afişler asılmıştı, “GEÇMİŞ OLSUN MALATYA, GEÇMİŞ OLSUN ELAZIĞ”. Bu yoldan geçerken acımızı paylaşıyorlardı, çok duygulanmıştım.

Bizim işyerine yakın Malatya valiliğinin Lojistik depoları bulunuyor; depremin ilk gününden itibaren tarihinin en faal dönemini yaşıyor depolar. Hafta başında işyerine giderken deponun etrafına park etmiş bekleyen onlarca tır. Hepsinde yardım malzemeleri, teslim edebilmek için günlerdir sıra beklemekteler. Hemen hepsinin önünde aynı afişler “GEÇMİŞ OLSUN MALATYA, GEÇMİŞ OLSUN ELAZIĞ”ve geldikleri ilin ya belediyesi, ya Sivil Toplum Kuruluşu ya da filanca kuruluşu…  Günlerce beklediler, yardımlar depolara sığmadı. Valilik civardaki işyeri sahipleri ile ve bizimle irtibata geçti, boşyeri olanlardan yardım istedi, bizim işyerinin deposunun yarısını tahsis ettik, yardım tırları yanaştı malzemeleri indirmeye başladılar.

Günlerdir gelen yardım tırlarındaki malzemeleri indirenlerden birisi, döndü, “Allah bizim milletimizden binlerce kez razı olsun; o kadar çok malzeme geldi ki, o kadar çok malzeme depolara indirdik ki, ne büyük milletimiz varmış, Allah hepsinden razı olsun” dedi. Ben bunları duydum ve gördüm, bu yapılan iyilikleri unutamam. Tüm Türkiye hepinize teşekkür ederim ki bizleri yalnız bırakmadınız.