Her hayat geçmişe dönük, insanda hüzün duygusu uyandıran bir arşivdir. Hatırlanmaya değer en mutlu anılardır, en yürek sızlatanı…

Daha önce hiç tatmadığın yeni bir yaşantı sürecinin o cahil heyecanı, artık yalnızca önceki “ben” e ait bir hatıradır. Yaşadıkça ezberlenmiş bir hayat güdersin zamana. Bu yüzden herkesin çocukluğu özel, herkesin gençliği acısıyla tatlısıyla güzeldir. O ilk dokusuyla hislerine dokunan şeklidir, anı ölümsüz kılan…

İnsan bu hayata neden geldiğini sorgular bir vakit. İşte bununla birlikte yaşantını süzgeçten geçirirken dönersin geçmişe, çocukluğuna, gençliğine… Orada bulursun esas benliğini. Çünkü henüz sana dayatılan hayatın çetrefilli, namussuz yanlarına pek fazla denk gelmemişsindir. Kendin için hesapsızca ve özgürce yaşamanın keyfini sürmektesindir doyasıya… Çocukluk ve gençlik bunu gerektirir.

Bir arkadaşım bana; “Hayatta en mutlu olduğun an, ne zamandı?” diye sormuştu. O an çok düşündüm ama verdiğim yanıtlardan ben bile emin değildim. Şu an düşündüğümde ise üniversiteyi kazandığım an olduğunu hiç tereddüt etmeden söyleyebilirim. Sanatla ilgili bir dal tercih edenler için üniversiteyi kazanmak bambaşka bir zevktir diyebiliriz. Çünkü sistemin dayattığı ve çoğu zaman doğru bulunmadığı için sürekli ismi değiştirilen “x” sınavı ya da “b” sınavı gibi bir öğrencinin istikbalini sorular dolu bir kitapçığa sığdırıp, iki saate indirgeyen bir düzenin parçası olmanın çok daha ötesindeydi yaptığımız şey. Kendinle özleştirdiğin bir yeteneği gözler önüne sermenin heyecanı soru kitapçıklarında bulunmayan bir olgudur. Bu nedenle edindiğin başarı ezberlerin ötesinde olup kendini tamamlama yolunda ise büyük bir adımdır. Önce Balıkesir Necatibey Üniversitesi’ni kazandım ikinci sırada asil öğrenci olarak, asıl istediğim yer Çanakkale’ydi daha sonra Çanakkele Onsekiz Mart Üniversitesi'nin yetenek sınavlarına girdim. Aşağıda belitmiş olduğum tabloyla karşılandım.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Yetenek Sınav Sonuçları:

1. Asil Öğrenci Ziya Gelir

2. Asil Öğrenci Buket Daban

3. Asil Öğrenci Nagehan Çalışkan

4. ………

Sonrasını hatırlamıyorum.

Beni o anlar en çok etkileyen şey önce Çanakkale’nin manzarası sonrada o atmosferin tadını çıkarabilme imkânını yakaladığım yukarıda belirtmiş olduğum tablonun manzarasıydı. O şehrin kendisi miydi güzel olan? Yoksa her şeyden sıyrılmış hür benliğimi bağrında dört sene yontup bambaşka bir kimliğe bürüyen değişimi sağlaması mıydı o şehri güzel kılan? Bilmiyorum. Ama mutlak bir gerçektir ki “Bir sevdadır Çanakkale.”

Medeniyet kelimesinin vücut bulmuş halidir Çanakkale. Şanlı tarihin geçmişteki izleri Çanakkale’nin taşına toprağına sinmiş bu günlere göz kırpmaktadır. Çanakkale’nin güzelliğini sadece gördüklerimle sizlere aktarmak çok yüzeysel kalacaktır. Öyle bir şehir düşünün ki yalnızca görmek yetmez; bilmek, anlamak ve içinde geçmiş zamanlarda barındırdığı medeniyetleri, büyük bir destan yazan ecdadımızın tarihini tüm ruhumuzda hissetmememiz gerekir. Güzel günler yaşandı Bursalı bir genç kızın gurbet diye eğitim adına gittiği o büyülü şehirde. Kötü günler de yaşandı kimi zaman…  Ama işte o anlar sayesinde bilim kurgu filmlerinde aldığı darbeler sonucu daha da güçlenen mutant karakterler gibi bugünlerdeyim bütün gücümle.

Üniversiteden mezun olup Bursa’ya memleketime geldiğimde babam “Askerliğini tamamladın” demişti, haklıydı. Üniversite okumak bir gencin kendisi için yaptığı hür bir askerliktir.

Umutsuz, yolunu kaybetmiş gençler görüyorum. Ekmek aslanın bilmem neresinde olduğu için belki bir bakıma haklı diyebileceğim ebeveynler çocuklarını onları yetenekli oldukları ve mutlu olacakları alanlara yönlendirmiyorlar. Bunun yerine, hangi bölüm mesleki açıdan ve maddi anlamda daha avantajlı ise bu kaide doğrultusunda yetiştiriliyor çocuklar. Ve kimse kusura bakmasın ki bahsetmiş olduğum bu döngü ve benim gördüğüm eğitim sistemi bir bakıma eski kölelik sistemlerinin modernleşmiş halini çağrıştırıyor. Her gün 8-9 saat ders görüp sonra bu eğitimin yetersiz oluşundan dolayı öğrenciler üniversiteye daha iyi hazırlanabilmek için dershaneye gönderiliyor. Meslek Lisesi öğrencileri bu durumun üzerine bir de staj yapma mecburiyetiyle karşı karşıya kalıyorlar.  Bir insanın en verimli çağında bir sürü sorumluluk ve birçok kişinin onayını almak zorunda kalıp notlarla değerlendirilmesi başta psikolojik anlamda sonrasında ise mesleki verimlilik açısından korkunç bir hatadır! Okuduğum bir yazı gençlerimizin maruz kaldığı durumu şöyle özetliyordu; “Bir bardağı doldurmak için itfaiye hortumu kullanamazsınız!” Bu sistemin çözümü için birkaç öneride bulunabilirim lakin sözümün dinlenip kale alınacağını ya da bir şeylerin benim sözümle düzeltilebileceğini sanmıyorum. Lakin yine de önerebileceğim ilk şey bu konuyla ilgili yetkili ve uzman kişilerin derhal bir araya gelip toplanması ve apaçık görünen bu yanlışların düzeltip, olumlu bir şekilde onarılması için kökten çözüm sağlayan yeni bir sistemin getirilmesidir.

“Bozuk düzende sağlam çark olmaz.” Sırf bu yüzden bile bozuk olan bir şeylerin acil onarılması gerekir.

Çok prestijli bir üniversitede okumadım lakin istediğim bölümde ve istediğim yerde eğitim gördüğüm için kendimi şanslı bir insan olarak nitelendirebilirim. Umutsuzluğa kapılan gençleri gördüğümde ise onlara sadece şunları sorarak bir kıvılcım yakalamaya çalışıyorum; “Sen kimsin? Neler yapmayı seversin ve ne istiyorsun?” Öğrenciler yalnızca bu cevapların izinde doğru bir eğitim aldıklarında gelecekte topluma yararlı bireyler olup parlayabileceklerdir.

Çok sevdiğim biricik kuzenim Muhammet Talha (15) “Abla bence üniversiteye hazırlanmaya gerek yok çünkü artık günümüzde üniversite okuyan kişilerle, okumayan kişiler arasında mesleki anlamda ve maddi anlamda hiçbir farkları yok. Hatta okumayan kişi piyasaya erken atıldığı için daha şanslı” dedi.

“Haklısın ablacığım fakat bir üniversite kendini hem kültürel hem de insani anlamda özgürce geliştirebileceğin bir fırsattır… Bir ev nasıl idare edilir? Elinde ki bir para ay sonuna kadar nasıl yetirilebilir? Gerçek dostlarla, sahte dostların arasındaki fark nelerdir? Yalnızlığı güzel kılan yanları nelerdir? Ailenin önemi nedir? En yakınlarının gözetiminden uzak olan özgür bir sen kimdir? Gibi soruların cevaplarını yalnızca üniversitede öğrenebilir insan. Ve insanı mutlu kılan şey sistemin dayattığı zorbalıklara uyarak edinilen para değil. Sevdiğin ve seni sen yapan değerlere göre hayatını yaşamaktır. Ve işini de bu doğruda aşkla yaptığında aldığın para sadece kendi karnını doyurmaya yetecek kadar olsa da, seni tatminkâr ve mutlu kılacaktır.”

Peki, sizin en mutlu olduğunuz an neydi?