Özel Haber / Fatma Dillioğlu

On TV ekranlarında yayınlanan ve Gazeteci/Yazar Orhan Kaplan’ın sunduğu Yeni Bakış programına Bursa İli Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Yıldırım Oran konuk oldu. Programda Türkiye’de hayvancılık ve hayvan yetiştiricilerinin yaşadığı sorunlar hakkında konuşuldu.

Yıldırım Oran koronavirüs salgını hakkında konuşurken ‘’Bir pandemi sürecinden geçiyoruz, bütün dünya geçiyor. Türkiye Cumhuriyeti Devleti salgında mücadelede fevkalade durumda, belki de dünyada birinci sırada. Gerek sağlık kuruluşları gerek fedakar doktorlarımız, hemşirelerimiz, hasta bakıcıları, bütün sağlık çalışanları, başta sayın Sağlık Bakanımız olmak üzere dünyaya örnek bir çalışma sergilediler. Sayın Cumhurbaşkanımızın yapmış olduğu öngörü ile seneler önceleri şehir hastanelerinin kurulmaları, Avrupa gibi medeniyeti ile iftihar eden devletlerde, ABD gibi sözde medeni olduğunu iddia eden bir devlette bile insanlar sokaklarda ölürken, memleketimiz fevkalade güzel bir çalışma yaptı, şükranlarımızı sunuyoruz. Bize düşen de aramıza mesafe konulması konusunda, maske takılması konusunda, temizlik konusunda biraz daha duyarlı olmamız lazım. İşyerlerinde birtakım sıkıntılar oldu. En çok da bundan devlet memurlarının dışında kalan kesim çok etkilendi. Her zorluktan sonra bir kolaylık vardır diye bir ayet var. İnşallah Rabbim hayırlara vesile olur, eder ve inşallah bu hastalıkta bize olumlu sonuçlar nasip eder. Avrupa’da, bütün dünyada ihtiyacı olan devletlere maskeler, sağlık malzemeleri, önlükler, solunum cihazları yardım olarak gönderdik. Genel piyasanın etkilenmesi hayvancılık sektörünü de etkiledi. Lokantaların, çeşitli mekanların kapalılığı tüketimi azalttı. Bizim üreticilerimiz de bayağı bir sıkıntı yaşadılar.’’ dedi.

Türkiye’de Hayvancılık

Türkiye’de hayvancılık politikaları ve hayvan yetiştiricilerinin yaşadığı sorunlar hakkında konuşan Yıldırım Oran ‘’Bir defa Türkiye’nin coğrafi haritasını hayvancılık üzerinden değerlendirmek lazım. Mera dediğimiz yer hayvanların otlama alanıdır. Halbuki mera, kanunda mera olarak tescil edilmiş alandır. Bütün bunları değerlendirerek bizim Türkiye’de bir hayvancılık haritası çıkartıp nerede ne kadar hayvanımız var, bunları tespit edip daha sonra hayvan otlama bölgelerinin tekrar değerlendirilerek Türkiye’nin ihtiyaçları tespit edilerek, Türkiye'nin ne kadar kırmızı ete ihtiyacı var, bunun ne kadarını sığırdan karşılayacağız, ne kadarını koyundan, ne kadarını mandadan, ne kadarını keçiden karşılayacağız, bunların hesabının çıkartılıp, ne kadar peynire ihtiyacımız var, ne kadar kaymağa ihtiyacımız var… Mesela süt tabiriyle Süt Üreticileri Birliği, Süt Konseyi, Süt Konseyi’nde koyun keçiciler yok. Halbuki süt dediğiniz zaman koyun sütü ayrı, keçi sütü ayrı, manda sütü ayrı, sığır sütü ayrıdır. Bunları bu şekilde hesaplayıp Türkiye’nin bugünkü ihtiyacı, on sene sonraki ihtiyacı, elli sene sonraki ihtiyacı, bu ihtiyaçtaki zayiatlarımız, yapmayı düşündüğümüz ihracat rakamları, hedeflerin belirlenip bu hedeflere müteveccih bir planlama yapılması ve bu planlamayla beraber bu işin yürütülmesi lazımdır diye düşünmekteyiz. Maalesef yapılmıyor, yani böyle bir şey yok. Bizde yapılmaya çalışılan şey şudur: projeler. Kim projeden bahsediyorsa o işi bilmiyor demektir. İlk önce hedef belirlenir. Birisi kafasına esiyor mesela bir proje başlatıyor. Mesela koç dağıtılıyor. Amaç ne? Amaç yok. Kaç tane dağıtılacak? 60 tane. Niye 60 tane de, 600 tane değil? Birisi çıkıyor bir proje başlatmış, başka bir proje. Biz bunun mağduru da olduk. Geçmişte tarım danışmanlığı hizmeti vardı, mükemmel de gidiyordu. Gayet güzel bir işti. Birlik bir araya gelebiliyordu, problemlerini bize iletebiliyordu. Arkasından veterinerler, sağlık teknisyeni, ziraat mühendisleri, bunlar da istihdam imkanı buluyorlardı ve mütevazi ücretlere çalışıyorlardı. Sonrasında bu bir anda kaldırıldı, 16 kişi işsiz kaldı. Bunun da bir adabı var, işsiz bırakacaksanız hiç değilse altı ay, bir sene önceden seneye bu yapılmayacak dersiniz. Bizim binamızda buna göre dizayn edilmişti, şu anda boş, atıl bir hale geldi. Hedeflerin belirlenip, eldeki pasiflerin, aktiflerin değerlendirilip ve bunun hedefler doğrultusunda çalışmalarla hedefe ulaşabilecek konuların projelendirilmesi lazım. Biz projelere karşı değiliz. Koordinasyon merkezi olması lazım. Biz tutuyoruz bir proje hazırlıyoruz, bakanlık bir proje hazırlıyor, ziraat fakültesi bir proje hazırlıyor, valilik bir proje hazırlıyor, tarım A.Ş. bir proje hazırlıyor, herkes hazırlamış. Kimsenin kimseden haberi yok. Bakın ben birlik başkanıyım, koç alınacak benim haberim yok. Onun için Türkiye genelinde ve illerde koordinasyon merkezleri olması lazım. Bu koordinasyon merkezinin başına da İl Müdürlüğü’nden birisi gelsin. Ne kaybedersiniz? İhtiyacı tespit edip üretim planlamasını yapmak durumundasınız. Bu üretim planlaması hiç fark etmez, sanayide de aynıdır, arz ve talep meselesidir. Biz nasıl ki İHA ve SİHA’ları, savunma sistemleri, gemileri yapabiliyorsak, aynı bu çalışmanın tarım ve hayvancılıkta da uygulanması gerekiyor. Bunu yapamamanın ıstırabı içerisindeyiz. Üyelerimizin bir sürü problemleri var. Fakat elleri kolları bağlanmış, sadece bir sayfa kağıdı alıp bakanlığa vermek durumunda kalan müesseselere dönüştürülmüş durumdayız. Mesela şu anda koyun keçi veba aşısı yapılıyor. Alınan ücretlere bakıyoruz bir lira elli kuruştu, şimdi bir lira yetmiş beş kuruş alıyorlar. Bunu yapanlar devlet memuru. Aşının çıkışı altmış dokuz lira. Bir defa çok yüksek bir ücret. Siz bir taraftan devletten maaş alacaksınız, sosyal güvenceniz, sağlık hizmetleriniz sağlanacak, sahaya çıktığı zaman da veteriner veya veteriner sağlık teknisyeni ayrıca ücret alacak, ayrıca aşıyı altmış dokuz liraya alıp, onun üzerine pay koyup döner sermaye para kazandıracaksınız, o döner sermayeden kazanılan payı da o şahsa vereceksiniz. Bunlar çirkin şeyler. Bir aşı altmış dokuz lira. Ben onun maliyetinin çok düşük olduğunu biliyorum. Halbuki biz bu aşıyı birlik olarak parasız da yapabiliriz veya el emeği ile yapabiliriz. Bakınız aşının çıkışı yetmiş kuruş, yüz dozluk aşı altmış dokuz lira, üreticiye tatbiki yüz yetmiş beş kuruş. Bunu yapan devlet memuru. Zaten parasını alıyor, göreve gittiğinde seyyar görevini alıyor, aşı yaptığı zaman üreticiden para alıyor, arkasından aşının üzerinden para kalıyor döner sermaye kazanıyor. Döner sermayeden de pay alıyor ama arkasından imkan bulamadığı için aşıyı yapamayanlar oluyor, bir sürü hayvanımız vebadan ölüyor. Bakın hedef yok. Hedefin şu olması lazım: Türkiye’den koyun vebasını sileceğiz. İşte biz projeyi almışız, programı almışız, bu sene iki yüz bin hayvanı aşılayacağız. Hedefin bütün koyun ve keçilerin aşılanıp hastalığın engellenmesi olması lazım. Bunun çıktığı yerde, laboratuvarda altmış dokuz lira. Tahmin ediyorum ben bunu yapsam altı liraya mal ederim.  Altı liralık şey niye altmış lira? Çünkü oradan döner sermayeden o laboratuvarda çalışanlar prim alacak. Ayrıca çok hoş olmayan ilişkilerle özel sektörde aşıyı üretenler var. Onlar da fiyat altı lira olursa veya on lira olursa para kazanmayacaklar ama altmış liraya sana suyu satacak, oradan para kazanacak. Bakın küpe takacağız. Biz bunu üç dört sene sıfıra yakın hatayla yaptık. Geçmişte bu yetki bütün birliklerden alındı. Yüklü bir para geldi AB’den, bir yaparız dendi. Bakın samimi söylüyorum; takılan küpeler küpe değil. Bugün takıyorsun arkasından düşüyor. İki küpe mecburiyeti var. Ya ben tek küpe takayım o küpe on sene sonra orada kalır. Çünkü küpenin kalitesi var. Şimdi sistem çalışmıyor. Küpe takılması ne kadar elzem? Niye küpe takıyoruz? Onu da bilmiyoruz. Çipli küpe, geçmişte barkotluydu, barkot okumazdı, çipli küpeyi doğru dürüst okuyamazsınız.  Gerek de yok. Bunlar sadece damızlık nitelikli özel hayvanlara takılacak şeyler. Birliklerin, bir defa alternatiflerinin olması lazım. Birliklerin projelerinin desteklenmesi lazım. Ve bunların hepsinin beraber değerlendirilmesi lazım. Bizimkisi yamalı bohça gibi yani bir bakıyorsunuz aklına bir şey esiyor, ben bu projeyi uygulayacağım, o şahıs oradan gidiyor. O projenin niye ortaya çıktığı da net değil. Bunlarla beraber şu anda ben hayvan yetiştiricilerimizin durumlarının çok kötü olmadığı kanaatindeyim. Ama hakikaten bu parayı kolay kazanmıyorlar, çok zor şartlarda kazanıyorlar. Özellikle koyun ve keçi yetiştiricileri. Türkiye hayvancılığın her türüne son derece münasiptir. Hatta her yerde her türlü hayvanı besleyebiliriz. Biz sadece ormanlarımızı doğru olarak kullanıp, ormanlara zarar vermeyecek şekilde kullanıp hatta orada çok geniş sürüler oluşturabiliriz. Biz destekten ziyade insanların mesleklerini karlı yapabilecekleri bir sistemin kurulmasını öngörüyoruz. Ama seyyanen veriliyor. Şu anda koyun ve keçi yetiştiricileri en çok bu şeyden istifade edemeyen kesim. Bakın Güneydoğu Anadolu’da GAP, Doğu Anadolu’da DAP, Konya bölgesinde KOP projesi var, DOKAP var. Bu projelerin kapsamında olan illerde üreticilere ve birliklere acayip destekler var. Kırk bir ilde uygulanıyor bu. Şanlı Urfa’da ağıl yapıyorlar diyelim, ağılın yarısı bilmem ne projesinden. Bursa’da buna benzer şeyler yok. Sanayicilere ayrı bir destek var. Zaten bizim ilimize bu bahsedilen illerden iş göç geliyor, iş gücü geliyor. O memleketlerdeki çiftçinin, hayvancının, sığır, koyun, keçi yetiştiricisinin maddi durumları ve mera imkanları bizim on misli üstümüzde. Oradaki adamın sürüsünde bin hayvan var, otuz bin lira destek alıyor, buradaki arkadaşımız üç bin lira alıyor. Bunların bu şekilde değil, eğer yatırımlar yapılacaksa aynı yapılan yatırımlarda, aynı yapılan desteklerin zirai ve hayvancılık faaliyetlerinde buraya da sağlanması lazım. Biz devletimizle iftihar ediyoruz. O bölgenin muhakkak ihtiyacı vardı ki orada gerçekleşti ama bizim de bunlara ihtiyacımız var. Lütfen bizim Bursa’da yaşayan üreticilerimiz için de benzerlerini getirmek için gayret sarf edin.‘’ şeklinde konuştu.