Bugün siz değerli Y. Marmara Gazetesi okurları için bu köşede paylaşacağım konunun yaşamsal önemi var. Sağlığımız ve geleceğimiz için…

Özellikle canımızı çok sıkmaya başlayan şu korona günlerinde… Bağışıklık sistemini güçlendirmenin bir yolu da sağlıklı-güvenli gıda çünkü…

Gıda güvenliğinin ülkemizdeki ve yaşadığımız kentteki son durumunu anlatmaya çalışacağım bu yazıda; tüketicilerin “temiz ve güvenli gıda istiyoruz” taleplerine olumlu yanıt veren firmaların diğerlerinden bir adım öne geçeceğinin net mesajını da vermek istiyorum.

Bu tür ideal firmaların geleceğe yönelik güçlü mesajı; “önce insan sağlığı” olmalıdır bence…

Şimdi bu pozitif kriterin ışığını da arkamıza alarak; Türkiye’nin gıda güvenliği fotoğrafına hep birlikte bir bakalım isterseniz…

Çok da şık olmayan fotoğrafa..!

Her türlü temasa uygun ve üstü tamamen açık tezgâhlarda satılan simitler- börekler- poğaçalar, ekmek arası döner dükkânlarının açık penceresinde toza-toprağa açık durumda pişirilen-satılan dönerler, yüzde 70’i mısır şurubu olan ballar, içinde sabun yapılacak en alt kalitede yağ bulunan zeytinyağları, sabahın köründe her tarafı kirli bir kasa içinde henüz açılmamış olan marketlerin önüne bırakılan ekmekler, margarin yağı ve patatesten yapılmış tereyağlar ve kaşarlar, siyahlaması için boya katılan zeytinler, içine şırınga ile ağırlık yapıcı kimyasallar ilave edilen etler, pestisidli domatesler- biberler ve daha neler-neler…

Hele-hele en son iddia çok can acıtıcı…Balık avlamak için kimyasal ilaç kullanıldığı ve dereye bırakılan bu ilaçlarla ölen balıkların çarşıda-pazarda satıldığı iddiası…Korkutucu bu iddianın TV’lerde yayınlanmasından sonra, insanın balık yiyesi bile gelmiyor artık…

Ama bereket ki av yasağı 1 Eylül’de bitti ve denizlerimizden satış tezgahlarına pırıl-pırıl ve taptaze balıklar geliyor artık…

Ama…Kafamız karışık hala…Başka neler yiyoruz, neler içiyoruz kim bilir..?

Hilenin- hurdanın karışmadığı hangi gıdalar kaldı ki..?

                  HİJYEN OLMAYINCA ZEHİRLENME RİSKİ DE ARTIYOR

Tuvalet kağıdı ve diş macunu kullanma alışkanlığı AB ülkelerine göre diplerde gezen bu ülkede; gıda üretimi aşamasındaki hijyen de bir başka sorun…Yine biliniyor ki; birçok işletmede soğuk zincir kurulamadığı içindir ki; özellikle yaz aylarında bu ülkede 1.500’ü aşkın tavuk zehirlenmesi vakası oluşuyor.

Yediğine-içtiğine çok dikkat eden ve organik tarım konusunda çalışmaları olan bilinçli bir tüketici olarak;  bu ülkedeki gıda güvenliği konusunda çok olumlu şeyler söyleyemeyeceğim ne yazık ki...

Ülkemizde ve yaşadığımız kentte; denetim mekanizması tam olarak işlemediği için çoğunlukla çok sağlıksız gıdalar tüketiyoruz.

Aslında tüketicilerin evrensel bir hakkı var. Ne yediğini bilme hakkı…

Ama bu hak hep göz ardı ediliyor ve gıda hijyenine hiç dikkat edilmiyor.

Biliyoruz ki…Ülkemizde konu ile ilgili birkaç dernek var ve bunlardan biri de Gıda Güvenliği Derneği’dir. Bu derneğin yakın geçmişte yaptığı bir araştırmaya göre: gıda denince; insanlarımızın önce aklına zehirlenme, hormonlar ve kanser geliyormuş. Halkımız bir gıda ürünü satın alırken; önce kendisinin-ailesinin sağlığını, güvenliğini ve tazeliğini göz önünde bulunduruyormuş.

İşte derneğin dikkat çekecek bir araştırma sonucu daha…Türk tüketicisi kendisine potansiyel risk olarak; yüzde 88 oranında çevre kirliliğini, yüzde 87 trafik kazasında ölmeyi-yaralanmayı, yüzde 86’da gıda nedeniyle sağlığının bozulmasını görüyor.

Gıda güvenliğinin önemi, işte bu noktada ortaya çıkıyor zaten..!

İşte bu şartlarda; güvenli ve sağlıklı gıda konusunda, sınıfı geçebilir miyiz sizce..?

Ne dersiniz ?

Yaşadığımız bu güzel ülkede; ne zaman çekinmeden/korkmadan her türlü gıdayı tüketebilecek hale geleceğiz ki..?

Sorgusuz-sualsiz, korkmadan satın alıp tüketebileceğimiz kaç gıda çeşidi kaldı sizce..?

Bu samimi soruları sorar mısınız kendinize lütfen…

Sınıfı geçip-geçmediğimize bir de o zaman karar verin bakalım..!

----------------------------------------------------------------------------------------------------------

ÖZLÜ SÖZLER: Dünya kötülüklere seyirci kalıp, hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir. (EİNSTEİN)

 

                       HERKES TÜRETİCİ OLURSA BİR GÜN..!

Ülkemizde gıda ve biyolojik çeşitlilik konusunda faaliyet gösteren 50 civarında sivil toplum kuruluşunun bir araya gelerek kaleme aldığı gıda güvenliği manifestosundan bahsetmek istiyorum bugün…

Ekim 2014’te hazırlanan ve 18.IFOAM Dünya Organik Kongresi’nde okunan manifestoda; üretici ve tüketicilerin ortak paydada buluşarak, gıda güvenliğini sağlamak için TÜRETİCİ kavramı altında toplanması gerektiği belirtilmişti.

O manifestonun açıklandığı tarihten beri takip ediyorum gelişmeleri ama bu konuda çok fazla gelişme sağlanamasa bile, ”Kent-kır ilişkisinde ekolojik dönüşümü yakalamak için” birkaç sağlam adım atıldı.

Gıda güvenliğinin sağlanması için en önemli etkenin üretici ile tüketici arasındaki bağların güçlendirilmesi yani herkesin TÜRETİCİ olması gerektiği, çok önemli bir gelişme aslında…

Bu gelişme bir gün hayata geçirilse; Yenişehir’in bir köyünden 1 lira karşılığı satın alınan taze fasulye, İhsaniye Semt Pazarı’nda 7 liraya satılmaz.

Üreticiden 1-1,5 liraya çıkan ürün, tüketiciye en fazla 2,5 TL’ye ulaşır. Bu durumda üretici de kazanır, tüketici de…Mevcut hali ile üreticiden 4 veya 5 kat fazla kazanan aracılar da olmaz.

İşte bu yüzden önemlidir TÜRETİCİ kavramı…

Ekolojik yaşam bilgisinin okuldan-hastaneye, köyden-kente toplumun bütün kesimlerine paylaşılması halinde; daha doğal ve sağlıklı-güvenli gıdalar tüketebiliriz aslında…

Bu nedenle de…Üretici ile tüketici arasındaki bağların güçlendirilmesi ve birlikteliğin sağlanması için herkes üzerine düşeni yapmalı ve bir gün herkes TÜRETİCİ olmalıdır.

Son olarak şu anda biraz yabancılık çektiğimiz TÜRETİCİ kavramının içini doldurmak istiyorum: Sadece tüketmekle kalmayıp, aynı zamanda üreticiye destek olan ve üretimin tüm süreçlerinden haberdar olarak bu süreçleri denetleyen ve katılan bireyler TÜRETİCİ sayılırlar. Ve bu türeticiler; gerektiğinde ülkenin tarım ve gıda politikalarına bile olumlu katkılarda bulunabilirler. Vatandaşların sağlıklı, güvenli ve ucuz gıda temini için, politikalar geliştirilmesine öncülük ederler.