Kapalı alanlara sigara yasağının gelmesiyle birlikte işletmelerin büyük ilgi gösterdiği açık hava ısıtıcıları Türkiye’de elektrik tüketimini de arttırdı.

Kafe, restoran, otel ve barlarda kapalı alanlara sigara yasağı gelince bu kez işletmeciler açık alanları ısıtarak müşteri çekmeye başladı.

Bu da açık alan ısıtma sektöründe genişleme yarattı…

Ancak bu ısıtıcıların elektrik israfı yanında çevreye zararları da tartışılmaya başlandı.

Elektir gereksiniminin yüzde 76’sının nükleer santrallerden sağlayan Fransa, açık alanlar açık alanlarda elektrikli ısıtıcı kullanımını yasakladı.

Türkiye elektrik üretiminde Fransa’dan daha iyi bir durumda değil.

Evet, Türkiye enerji üretiminde son yıllarda yapılan yatırımlarla yerli üretimi yüzde 86’lara çıkardı.

Bunun yarısını Hidro-elektrik santrallerinden karşılamakta.

Doğalgaz ve petrol konusunda ise dışa bağımlıyız.

Bu nedenle açık alanlarda elektrikli ısıtıcı kullanımının Türkiye’de de yasaklanması hem israf açısından hem de çevreye zararları açısından düşünülmelidir.

Göğü ısıtamayız…

* * *

Açık hava ısıtıcıları, tam anlamıyla enerji israfıdır.

Açık havada verilen ısı anında dağılıyor; harcanan enerji, ortamı ısıtmıyor.

Kullanılan bu enerji doğal gazlı ise ortama karbondioksit salınmasına neden oluyor.

Karbondioksit de bir sera gazı olarak iklim değişikliğine neden oluyor. Elektrikli olanlarının da zararları ortada…

Elektrik enerjisinin büyük bir kısmı kömürlü termik santrallerden yahut doğalgaz gibi başka fosil yakıtlardan elde ediliyor.

Bu enerjinin üretiminde de büyük miktarda sera gazı atmosfere salındığı için iklim değişikliğine yol açıyor.

Fransa’nın bile yasakladığı açık alan ısıtmalarının Türkiye’de de

Yasaklanması hem çevre hem insan sağlığı ve hem de israf açısından büyük önem taşıdığı açıktır.

Biz, binalarımızı ısı kaybına karşı daha da yalıtmamız gerekirken, göğü ısıtmaya kalkmanın anlamı var mıdır?

Kalkınmakta olan ve nüfusu artan bir ülke olmamız nedeniyle Türkiye’nin enerji tüketimi hızla artmaktadır.

Bu da doğal kaynakların bilinçsizce ve büyük bir hızla tüketilmeye başlamasına neden olmaktadır.

Böylece önemli çevre kirliliği oluşumuna neden olmaktadır.

Enerji tasarrufu, enerji arzının azaltılması yahut kısıtlanması şeklinde düşünülmemelidir hiç kuşkusuz.

Enerji tasarrufu, kullanılan enerji miktarının değil ürün başına tüketilen enerjinin azaltılmasıdır.

Ülkemizin enerji tasarruf potansiyeli yüzde 25 olarak belirlenmiştir.

Hele konutlarda ısıtma ve aydınlatmada kullanılan enerjide israfın yüzde 35’leri bulduğu belirtiliyor.

Bu, önemli bir kayıp olsa gerektir…

Konutlarımızda alacağımız önlemlerle bu kaybı minimuma indirmek olasıdır.

Konutlarda yapacağımız küçük değişiklikler ve alacağımız kimi önlemlerle elektrik israfını nasıl ortadan kaldırabilir ve cep yakan fatura tutarlarını azaltabiliriz?

Yarın…