Görmezden geldiklerimizin kim olduklarını anlamak çokta zor değil. Onlar yolda yürürken üzerine basmamak için tökezlediğimiz sokak çocuklarımız, sokakların vazgeçilmiş aktörleri…

Sokaktaki çocuk sorunu artık toplumun süregelen bir sorunu haline gelmiş ve öylece kabul görmüş durumda, ne yazık ki. Yapılan çalışmalar, sorunun sosyolojik arka planıyla sınırlı kalması sebebiyle akademisyenlere tez konusu olmaktan öteye gidememiş durumda. Bu yüzden sokakta yaşayan çocuk, soyut bir kavram olmaktan çıkıp, hak sahibi aktif bir özne haline gelemiyor.

Sokak çocuğu derken yalnızca sokakta yatıp sokakta uyanan çocuktan bahsetmiyorum. Peçete satan çocuktan bahsediyorum, hayır denilirken yüzüne bile bakılmayan çocuktan, araçlarımızın camlarını ısrarla silmek zorunda bırakılan çocuktan bahsediyorum. Hepimizin her gün bir kez olsun görmezden geldiği çocuklarımızdan, kardeşlerimizden.

Bireysel olarak bu çocuklara şefkat ve merhametle yaklaşmaktan ve gönüllü olarak sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarına katılmaktan başka bir çaremiz ne yazık ki bulunmuyor. Ama en azından bir kısmının sesini duyurabilmek adına Bursa özelindeki ilgili makamlara sesleniyorum… Çareler neden çaresiz?

Bursa Valiliği, İl Sosyal Hizmetler Müdürlüğü, STK’lar ve Bursa Büyükşehir Belediyesi…

Çocukların gelişimi ve korunması konusunda hizmet veren veya verme gayreti içinde görünen pek çok kurum ve kuruluş bulunduğu halde neden hala sokaklarımızda her gün aynı manzara ile karşılaşıyoruz?

Heykel, Fomara, Tophane gibi en işlek, en güzel mekânlarımızda yürürken ayaklarınızın dibinde yerde yatan bir çocuk görmemek neredeyse mümkün değil. Bu durum sosyal destek ve koruma programlarının başarısızlığını ve yetersizliğini ortaya koyuyor.

Sokak çocukları çalışması, hizmet ağırlıklı bir çalışma olduğundan bu kuruluşların ürettikleri hizmetin sürekliliği, kalitesi ve ne denli bilinçli hizmetin verildiği konuları çok önemli ancak verilen hizmetler çoğunlukla çocukları ve varsa ailelerini yüzeysel olarak bilgilendirme, kısa süreli terapiler gibi geleneksel yaklaşımlar ile sınırlı kalıyor. Bu da haliyle bu çocukların sokaktan topluma kazandırılmalarında yetersiz kalıyor.

Acaba hizmet verdiğini iddia eden kuruluşlar, sokaklara çıkıp bu çocukların tespitini yapabiliyorlar mı? Yapıyorlarsa da ne kadar sıklıkla yapıyorlar? Tespit etmekle kalmayıp kaçını yerden kaldırabiliyorlar?

Bu hizmeti vermeye çalışan kuruluşların zaman zaman gelen hizmet aşkına yönelik çalışmaları, strateji planlamasının olmamasına, o an için üretilen çözümlere, aynı problemlerin kısırdöngü haline gelmesine neden oluyor. En azından görünen resim böyle.

Öncelikli amaç korunmasız çocukları sokaktan kurtarmak ise sokakta yaşayan veya çalıştırılan her bir çocuğun kişisel gereksinimlerinin, becerilerinin ve hayallerinin farklı olduğu gözetilerek hizmet verilmelidir. Aslında hizmet de demek istemiyorum EMEK demek istiyorum.

Her bir çocuğun durumunu ayrı ayrı göz önüne alarak maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılayan, sunulan hizmetleri de ayrıca değerlendiren bir sistem ancak başarılı olur. Tabii ki disiplin ve ortak çaba ile…