Göçmenler, mülteciler ve sığınmacıların, mevcut pandemi nedeniyle daha yüksek risk altında olduğu malumumuz. Onlar da toplumun kırılgan kesimleri. Bir normalleşme aşamasına geçmiş olsak da bu kesimlerin “normalleri” bunun altından nasıl kalkacak bilinmiyor.

            Pandemi sürecinin hemen öncesinde Suriyeli sığınmacılar sorunu ulusal gündemin başındaydı. Cumhurbaşkanlığı Güvenlik Zirvesi’nde, göçmenler için Yunanistan’dan Avrupa’ya açılan sınır kapısının tek taraflı olarak açılmasına karar verilmişti. Bu kararın ardından sınır kapısına giden göçmenlerin, Yunanistan’ın kapılarını açmaması sonucunda maruz kaldıkları insanlık dışı muameleler daha dün gibi gözlerimin önünde…

            Yunanistan tarafından silahla, sopayla karşılanan göçmenleri sınırda bekledikleri o günlerde, Covid-19 salgını yakalamıştı. Her şeylerini satıp savıp umuda doğru yola çıkarken, geri dönmek zorunda kaldıklarında korona virüs salgınına karşı tamamen savunmasız kaldılar. İşsiz, barınaksız, parasız…

            Bu sorunların bir bölümü Türk halkının dar gelirli kesimlerinin de karşı karşıya kaldığı sorunlar olsa da mülteciler, buna ek olarak “öteki” görülmelerinin sıkıntısını da çekiyorlar. Olağanüstü bir durum yaşandığında ilk gözden çıkarılanlar oluyorlar.

             Dünyadaki diğer tüm ülkelere göre daha fazla kayıtlı Suriyeliye ev sahipliği yapan Türkiye’de, korona gündemi başladığından bu yana hükümetin kurtarma paketlerinde ve medyada mülteciler ve sığınmacılar konusunda çıt çıkmadı.

            Yaşadıkları yerlerde, aşırı kalabalık koşullar da dahil olmak üzere kötü yaşam ve çalışma koşullarında yaşamak zorunda kalan on binlerce aile var. Ancak korona bu talihsiz insanları da vurdu mu, ne kadar canı aldı? Bu konuda hiçbir bilgimiz yok. Bir çoğumuzun aklına dahi gelmemiştir.

            Üstelik Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu, 06.12.2019 tarihinde uluslararası korumaya tabi olanların sağlık sigortalarının kayıttan bir yıl sonra kapatılması ve sadece özel ihtiyaç sahibi olarak değerlendirilen kişilerin sigortasının devam etmesine dair değişiklik getirmişti. Bir de bu korumaya dahi erişemeyen bir kitle var…

 Bu kanun değişikliği ile çalışma izni alamayan, düzenli geliri olmayan, üstelik zorunlu göçün yol açtığı birçok fiziksel ve psikolojik sağlık sorunu yaşayan yüzbinlerce kişinin, temel bir hak olan sağlık hakkına erişimi bu yolla engellendi ve virüs ile mücadelede daha ağır koşullar ve riskler ile karşı karşıya kaldılar.

            İnsanoğlu ateş canını yakmadığı müddetçe, ötede beride yanan ateşe hep kör. Toplum olarak ne yazık ki bizler de böyleyiz. Yaşanan trajediler iki gün gözümüze sokulduğunda ah vah edip hemen normalleşmeye dünden razıyız.

            Korona sınavını verecek olsak da insanlık sınavını veremeyeceğiz. Zaten hiçbir zaman veremedik. Sefalet ve perişanlığa yıllardır deva bulamamak ancak insanlık vazifesinin yerine getirilemediğinin izahıdır.

            Artık Suriyeli mültecileri politik malzeme olarak görmeyi bırakıp dayanışma ile kötü yaşam koşullarını iyileştirmek için mücadele içinde olmak zorundayız. Bunun söylemesi kolay ancak uygulanması imkânsız değil. Bu mücadele hayata geçmesi şartlara bağlı projelerle, eğitimlerle, seminerlerle olacak iş değil. Hiç değilse insanca yaşatmak için bir an önce sorunlara çözüm bulunup eyleme geçilmeli. Bu hepimizin vicdani sorumluluğudur.

           

                                                                                                                                                                          Av. Zehra Nur DALGIÇ