Günümüz insanı çok şanslı aslında, fakat kıymetini pek bilmiyor bu şansın. Teknoloji çağı veya iletişim çağı denilen günümüzde hemen herkesin elinde cep telefonu ve internet imkânı ile her istediğini yazabiliyor. Kimi sövüyor, kimi kitap yazıyor, kimi kulis yazıyor. Hele bir de sosyal medya ortamları var ki insan okumaya kıyamıyor. Herkes filozof, herkes şair, herkes yorumcu ve hemen herkesin her konu hakkında fikri var. Üstelik fikri olan herkes dilediğince anlatıyor.

İnsanlar kendi ilgi alanlarına göre sosyal medyayı kullanıyorlar. Yani demem o ki herkes ilgilendiği şeyleri buluyor ve paylaşıyor. Bu paylaşımın anlamı genel olarak “ben de aynı fikirdeyim” demektir. Ya da paylaşım yapmaz, ama beğenmediği bir şeyi görünce altına hemen kendi yorumunu yazar. Ki genellikle bu yorumlar sövme şeklindedir. Hakaretin bini bir para bu ortamlarda. Özellikle belli başlı kişilerin çok takipçileri olur ve bu takipçiler ya sevenleridir kişinin ya da sevmeyenleridir. Evet, sosyal medyada nefret ettiğiniz kişileri takip edebiliyorsunuz ve o kişinin yaptığı her yorum ve paylaşıma kendi yorumunuzu ve düşüncenizi belirtebiliyorsunuz. Böyle de bir özgürlük imkânı veriyor sosyal medya ortamları.

Bazen sıradan bir vatandaş, bir davulcu, bir düğünde davul çalar, çalarken yaptığı hareketler ve müziğe eşlik ederken ortaya çıkardığı ritimler biri tarafından sosyal medyada paylaşılır ve binlerce belki yüz binlerce insanın beğenisini alır. O sıradan vatandaş bir anda “fenomen” oluverir. Ya da bazı evcil hayvanların hal ve hareketleri sahipleri tarafından sosyal medyada paylaşılır ve büyük beğeniler alır.

Teknolojinin sosyal hayatımızı işgal ettiği bu dönemde, çocuklarımızı sokaklara çıkarabilmek için zora başvurduğumuz bu dönemde bir de Covid-19 virüsü ortalığı kasıp kavurunca artık tamamen evlere kapandık.  Tabi evlere kapanınca yapılacak şeyler ya TV seyretmek ya da internet ve sosyal medya ortamlarına dalmak oluyor, hem de aile boyu. Artık sosyal hayatımızın tamamını sanal ortamlara, sosyal medya ortamlarına aktardık.

En başta yakın akraba ile görüşmeler olmak üzere, eş dost ve arkadaş görüşmelerimizin tamamını sosyal medya ortamına aktardık. Tabi sadece sosyal medya demek doğru değil, teknoloji çağı iş görüşmelerine de hatta devletlerarası görüşmelere de telekonferans imkânı sunuyor. Nitekim bir hayli toplantı yapıldı, uluslararası nitelik taşıyan. Hatta en büyüklerinden G20 zirvesi de bu yıl telekonferans yöntemi ile yapıldı.

Biz, birçoğumuz, bu sosyal medyadan bir hayli şikâyetçi idik lakin gelinen noktada hepimiz mecburen kullanıyoruz. El mahkûm, bu sosyal medyayı kullanınca, bu kez bir bıkkınlık bir usanç getirmeye başladı. Ya da şöyle söyleyeyim, biz artık sosyal hayatımızı sosyal medya aracılığı ile bile olsa terk ettik. Kendi aile ve yakın çevremize sosyal medyada da uzak kalmayı tercih eder olduk. Bir sms ya da Whatsapp mesajı bile atmaz olduk.  En fazla Twitter ya da Facebook’da genel bir mesaj yazarız gören beğenir, hatta onu bile her gören beğenmeye üşenir. Ya da mesajın sahibine göre hareket eder. Ya da menfaat varsa beğenir yoksa es geçer. Yani sosyal hayatlarımızı her halükarda tükettik. Bu tükenmişliğe sosyal medya da deva bulamıyor. Demek ki gönlümüzden uzaklaştırınca hiçbir şey geri getiremiyor artık.

Ama biz yine bize olalım, sosyal medya aracılığı ile bile olsa en azında yakın akrabamızı ihmal etmeyelim. Hele evlerimize kapanmak zorunda kaldığımız şu günler de en çok buna ihtiyacımız var. hele hele şu bayram arifesinde en azından bayramlaşmak çemberini başta aile bireyleri olmak üzere mümkün mertebe genişletelim. Gerekirse tek tek arayalım, ya da mesaj atalım. Bir şekilde eski yeni uzak yakın cümle akraba ve arkadaşı hatırlayalım ve kendimizi hatırlatalım. Menfaat için olmasın tamamen duygusal olsun ve sevgi ve muhabbet için olsun. Böylece dünyamız güzelleşsin ki hepimiz güzelleşelim. Şimdiden hayırlı bayramlar…