Kokulu malzemelerden uzak durun ​

Kategori: Bursa - Tarih: 10 Kasım 2019 09:54
Kokulu malzemelerden uzak durun ​

Yıllardır kırtasiyecilikle uğraşan Cihan Türk Tatoğlu gazetemize kırtasiyecilikte dikkat edilmesi gereken noktaların altını çizerek uyarılarda bulundu.



Özel Haber- Elif Kuş Beşik


Kendinden bahseden Cihan, “ Cihan Türk Tatoğlu 1971 Rize-İkizdere doğumluyum. Evliyim, 4 çocuk babasıyım. Kırtasiyecilikle uğraşmaktayım. Kırtasiyecinin bir defa insanlarla iletişimi çok iyi olmalıdır. Her türlü hassasiyeti göstermen lazım müşterilere. Ve çocuklara ilgi göstermeli ve bunların hal ve hareketlerini çok iyi gözlemleyip onları yanına çekebilmekte çok önemli. Bazen müşterilerden tek tük sıkıntı çıkabiliyor. Mesela buradan almadığı malı geliyor buradan değiştirme konusunda çok ısrarcı oluyorlar. Bunlar gayet hiç hoş şeyler değil. Doğal olarak bizde tepki gösteriyoruz,sinirlerimize hakim olamıyoruz.” Dedi.

Kimyasal maddelere aman dikkat

Bu mesleği isteyerek seçmedim diyen Tatoğlu, şu sözlerle tüketicileri uyardı; Burası benim daha önce kırtasiyeydi. Ve devam ettirmek için kiracımı çıkaramadığım için mecbur bu mesleği devam ettirdim. Ben aslında tuhafiyecilik yapacaktım. Yani bu isteyerek seçilen bir meslek değil. En hassas nokta bu. Bundan önce de bir gazeteye röportajım oldu. Hatta tam sayfa olarak bir röportajım oldu. Önemli olan çocukların her evlere 1.sınıf ve 5. Sınıf ‘a kadar olan çocukların kontrolsüz malı kullanmamalıdır. Çocuk mesela ağzına alabiliyor, istem dışı. Bunlar önemlidir. Mesela kokulu maddelerin kimyasal maddeler olduğunu ve çok ciddi manada kansorejen madde. İstatiklere bakıldığı kadarıyla Türkiye Sağlık Örgütü’nün almış olduğu kararda kansorejen madde çocuklara kadar inebiliyor. Bu da en büyük kırtasiye malzemelerinde mesela defter ne olacak? Kâğıt diyorsun. Aslında kâğıt değil. Onun üzerinde kimyasal boyanın bile etkisi. Ya da kalem diyoruz. Onun üzerindeki maddenin bile etkisi var. Bu çok önemlidir. Bilinçsiz tüketim oluşturdukları için kansorejen olan maddeler artıyor. Ama bunu vatandaşın daha doğrusu kamuoyunda bilinçlendirmediği yani bu bilerek mi yapılıyor, İsrail mi oyunudur bilemiyorum. Türk neslinin azalması için elinden geleni yapıyorlar. En çok kanser içerci madde Türkiye de’dir. Bunun da nedeni dış güçlerin bize vermişi olduğu sağlıksız ürünler, bir de denetimsizlik. Mesela merdiven altında yapılan malzemeler etkiliyor. Biz kırtasiyeciler olarak bu konuda da hassasiyet gösteriyoruz. Markalı bir ürünü yerinde almayı yeğliyoruz. Neden? Vatandaşa daha iyi hizmet verme açısından, hem kalite olarak, hem kimyasal olarak, hem dayanıklık olarak. Devlet ciddi manada el atmamış. Diyor ki para gelsin, nasıl gelirse gelsin. Aslında para değil insan. İnsan olmayınca paranın bir anlamı yok. Bir örnek vereyim; Rusya’da ithalat yaparken domateslerde zararlı bir madde buluyorlar. Ama Türkiye’de öyle değil. Ne olursan gel Mevlana misali. Türk toplumuna bunu yedirdiler. Türk toplumunun DNA’sını bozdular, kimyasıyla oynadılar. Git onkoloji hastanelerine ağzına kadar doludur. Bunun en büyük müsvettesi kanseroloji madde sattıklarıdır. Bir milyonculardan alıyorlar bu insanlar şimdi zararını görmeyecek, ileride görecek. Bende dışarıdan alırken dikkat etmeye çalışıyorum. Ne kadar kaliteli o kadar benim sağlığım açısından iyi. İnsanlar bilinçli tüketsinler kırtasiye malzemesi diye geçmesinler onların göremediği bir sürü mikroplar var. Bu da nerden geçiyor? Sizin gibi basından geçiyor. İthalat ve ihracatı etkiliyor diye düşünüyorlar aslında. Kısacası millet bilinçlenmeli.”

Fiyat belirlerken nelere dikkat ediliyor?

Fiyat belirlerken karşı tarafın alabileceği güç oluşturuluyor. Buradaki fiyat politikası yeşil yaylada ki fiyat politikası Nilüferdeki fiyat politikasıyla aynı değil diyen Tatoğlu, “ Buradaki tüketici genelde varoş kısım. Buraya varoş kısmı oluşunca varoş kısımda da asgariye indirmen gerekiyor. Yani biz para kazanmıyoruz. Nilüferde adam fiyat sormuyor. 2 liraya pos makinesine çekmek isteyen var, yedi liraya çekmek isteyen var. Buradaki alım gücü düşük. Kalabalık bir kitle gözüküyor ama varoş kitlesi.1 liranın hesabını yapabilen insanlar. %50 kar oranını koysan bile bunu aşağıya çekmek zorundasın. EE market var, market bu fiyata satıyor. Marketle yarışamıyorum. Marketin aldığı mal kapasitesiyle benim aldığı mal kapasitesiyle dünya kadar fark var. Market tırla alıyorsa ben koliyle alıyorum. Onların verdiği fiyat kapasitesiyle benim verdiğim fiyat kapasitesi arasında dünya kadar fark var. Biz o açığı kapatmak için kar oranlarını da kısıyoruz, mümkün olduğu kadar vatandaşa ne kadar uygunluğunu yapabiliyoruz. Bizi şuanda pahalıcı olarak gösteriyorlar. Gelsinler kendileri yapsınlar. Ben 25 yıldır bu işi yapıyorum. Dediğim gibi fiyatı koyarken bile düşünüyoruz. Ben marketlere geliyor toptancılar bana bu rafı kirala diyor. Sattığını sat satamadığını geri alıyoruz. Nasıl olsa benim kaybım yok diyor , %10 kar koysa bile %10 büyük bir kar. Niye ? Elinde bırakacağı mal yok. Bende %10 koyarım diyorum sezon bittiğinde malımı geri alayım. 10.000 liralık mal alsan 1.000 lirasını satsan 9.000 lira geride bekliyor. Bunu almak için kar oranını yükseltmek zorundasın. Fiyat politikası burada tutmuyor. “ ifadelerini kullandı.

İnsanlığımız bozuldu

“Halk esnaflığı daha tanıyamadı” ifadelerini kullanan Tatoğlu, “ En önemlisi yeni nesil , yani bizim yaşımızdaki insanlar eski esnaflıktaki gibi esnaflığı düşünürsen dağlar kadar fark var. Çünkü bir kopukluk oldu, esnaflık diye bir şey kalmadı. İnternet üzerinde bir esnaflık var. Bir marketin sahibi senle muhatap olmuyor, ama bir kırtasiyeci seninle mal sahibiyle birebir irtibat kuruyoruz. Esnaflık bu toplumlarda çok dürüst olmalı. Müşterinin talebine cevap verebilmesi için her türlü fedakârlığı yapmak zorunda kalıyor. Niye ? diyelim bir kalem aldı, diyor ki param yok. Ona yok dediğin zaman senin yanına uğramıyor. Ama bir markete gittiğin zaman bir kuruş eksik olduğu zaman ona küsmüyor. Ama ben desem parayı getir al desem ona kıyamet kopar, bir daha adımını atmaz buraya.  İnsanların beyini tamamen silinmiş. Ama Furpa’da başka bir markette bir kuruş olsa bile bırak diyor. Esnaflık zor. Onun için esnaflığı bitirdiler. Esnaflık diye bir olay olmadı. Afedersiniz ama yüzünüze küfür edenler daha değerli. İnsanlığımız bozuldu, bunun daha başka bir açıklaması olamaz. Burada iyi bir esnaflık yapamıyoruz. Dolara gelince sadece bizi etkilemez, bütün sektörü etkiler. Şuanda gördüğünüz bütün ham maddeler yurt dışından geliyor. Bizde 6-7 sene fiyatlarda hiç oynama olmadı. Dolar yükselmesiyle birebir vatandaşlar çok büyük bir sıkıntı çekmeye başladı. Mesela ben Rize’deydim  o zaman 1250 liraya mal alıyordum. 1350 liraya satıyordum. Bu doğal olarak vatandaşa yansıyor. Bundan 10 yıl önce atıyorum 300 lira ciro yapıyorsan şimdi daha iyi yapıyorsun. %80 beni etkilemiyor bu dolar hatta daha fazla da diyebilirim. Onun için dolar sektörüne bağlı olduğumuz için hem bizi etkiliyor hem müşteriyi etkiliyor. Doğal olarak Türkiye ekonomisini etkiliyor. Niye hükümetten çıkarmadık bu işi içerisinde neden dolar aşağı çekiyor .Şuanda dolar 7 lira üzerinden endekslenmiştir. Şu anda dolar 5.000 lira. Ama ithalatçılar 7.000 üzerinden değerlendiriyorlar. Yarın öbür gün çok büyük bir kriz bekleniyor. Şu anda tutuyor o balonun nerede patlayacağı belli değil. Dolar 7 lira olacağını biliyormuş adamlar. Ve ondan sonra daha kötü olacak işlerimiz. Dediğim gibi Şu dolar küçük esnaflığı bitirdi. Türk parasına hiçbir zaman değer verilmedi ülkede. Geldiğimiz nokta bu insanlar dükkânlarını krediyle yönetiyor. Karşıdan her şey güllük gülistanlık gibi gözüküyor ama hiçbir şey değil. Eğer bu işi yapacaksınız patronun güdümü olduğunuz zaman siz kendi iradenizi kullanmadığınız an sizin meslek meslek değildir. Ben buradan para alıyorum bu adam beni besliyor ben bu adam demek zorunda dediğiniz an zaten ülkede hiçbir şey doğru gitmez. Uyaracaksın uyarmadığın müddetçe olmaz. Onun için dolar da bizi etkiliyor, her şey etkiliyor. Dolar olduğu yerde huzur yok. “ şeklinde konuştu.

 

https://www.yenimarmaragazetesi.com/haberprint/kokulu-malzemelerden-uzak-durun---433831.html