Nisan ayının 24. günü ilan-ı harp gerçekleşti. 23-24 Nisan gecesi kuvvetli ve karma sınıflardan teşkil olunmuş bir Rus müfrezesi Boligrad’da, hududu geçerek sıkı bir yürüyüşle Barboş köprüsüne doğru ilerledi.

Seret nehri üzerinde olan köprü trenlerin geçmesine yarayan yegane köprüdür. Bu köprü Rusya ile Romanya’yı güneyden bağlayan tek yerdir. 24 Nisan’da bu müfrezenin süvarileri 70 km.lik uzun bir yürüyüşten sonra köprüyü işgal etti. Ertesi günü ise piyadesi de topçusu da yetişti. Osmanlı donanmasına karşı Seret nehri ağzına bir mayın hattı dökülerek Osmanlı donanmasının nehrin o bölümüne girmesi engellendi. 


Tuna küçük filosu kumandanımız olan İngiliz Hubart Paşaya devlet-i aliye tarafından ancak ilan-ı harpten sonra Barboş Köprüsünün tahrip edilmesi emri verilmişti. Buranın ehemmiyetini takdir eden Ruslar daha evvel davranmışlardı. Rus ordusu Seret nehrini geçmeye muvaffak oldu ve Tuna nehrinin Galaç’da meydana getirdiği dirsek merkez olmak üzere, sola dönerek cepheyi değiştirmiş oldu.

Bu suretle sağ cenah ileride olmak üzere Karpat dağları ile Tuna arasında Fokşan - Pavyesti - İbrail - Bodeşti yolları üzerinde batı yönünde ilerledi. Süvari her iki cenah açığında dağlar ve Tuna nehri kenarında ilerleyip daha sonra bütün nehir boyunca düşman bir perde hattı teşkil etti. Kıtaların hepsi yollar üzerinde hareket ettirildi. Kalas-Bükreş tren yolu ancak top ve ağırlıkların hepsi yollar üzerinde hareket ettirildi. Söz konusu hat, top ve ağırlıkların nakledilmesine tahsis olundu. Bu trenlerin genişliği Rus trenleri kadar geniş olmadığından nakil sırası esnasında çok büyük zorluklarla karşılaştılar. Hudut istasyonunda Rus trenlerinden alınan malzemeler bu hat üzerindeki trenlere naklediliyordu. Mevsimin müsait olmaması harekatı yavaşlatırken, zorlukların artmasına da sebep oluyordu. Karlar erimiş olduğundan bütün nehirler taşmış, köprüleri sular basmış bulunduğundan, gerek Rus askeri gerekse hayvanlar büyük müşkülatlarla karşılaşıyorlardı. Yukarıda saydığımız sebeplerden dolayı Rusların, Tuna’ya inmeleri ve ilerlemeleri büyük zorluklarla geçti. Romanya ordusunun askerleri arazide bulunan Ruslara yer açmak için çekildiler. 14 Mayıs’ta Prens Şarl, Osmanlı devletine hasım olduğunu ilan edince 50 bin kişilik ordusuyla Rus/Romanya müttefik ordusunun sağ cenahını teşkil etti. Tuna Nehrinin geçilmesi için hazırlık ve teşebbüsünü haziran ayı ortalarında başladığında Rus/Romanya ordusunun durumu şöyle idi : Sağ cenahta Alveta Nehri ile Vidin arasında iki tane Romanya Kolordusu, merkezde Selatina ile Bükreş arasındaki Rus ordusunun çok büyük bir bölümü, yani 8. ve 9. Kolordusu 1. hatta Niğbolu ve Ziştovi karşısında, fakat bu iki mevkiden çok uzakta 12. ve 13. Kolordular, 2. hatta, sol cenahta 11. Kolordu Silistre karşısında bunun solunda da, İbrail ile Galiçe'ye kadar yayılmış 14. Kolordu bulunuyor. 

RUSLAR DONANMAMIZ DA BÜYÜK TAHRİBAT YAPTILAR:

Rusların cephesi süvari tümenleri ve Skobelof’un kolordusuyla örtüşüyordu ki, Ruslar ancak Tuna’ya kadar bunları ileri sürmüşlerdi. Bu kuvvetler ise her tarafta Osmanlı askerini tereddütde bırakmak için aynı tarz ve usulde hareket ediyordu. Oysa Osmanlı kuvvetleri hiçbir teşebbüste bulunmuyorlar sağ sahilde bulunan Rusçuk ve Niğbolu kalelerinin uzun menzilli toplarıyla atış yapıyorlardı. Ruslar nehrin bir çok noktalarında döşedikleri mayınlarla gemilerimizin hareketlerini durdurma tedbirleri alıyorlardı. Daha sonra da, karada çeşitli yerlere koydukları toplarının yaptıkları atışlarla hafif donanmamıza haylice tahribat yaptılar. 

TENKİTLERİM:

Tuna nehri üzerindeki bilhassa Rusçuk, Silistre, Vidin kalelerinin sevk-i idaresi nehrin sol sahilinde Seret köprü istihkâmları bulunması ile birkaç misli daha önem arz eder. Eğer bu kalelerin nehrin sol sahilindeki kısımları vakti zamanında tahkim edilip, birer köprü ile iki sahil birbirine bağlansaydı, Ruslar hiçbir zaman Tuna’yı geçmeye teşebbüs etmezdi. Hepsinden önce Rusçuk kalesinin Romanya tarafındaki mukabili büyük bir istihkam ordugah halinde bulunsaydı Ruslar burasını zapt etmek için muhasaraya veya burayı emniyete almak için bir ordu bırakacaktı. Böylece Tuna’yı geçmek için ikiye bölünmüş olacaktı. Atak bir ordu her halükarda bunlardan birinin üstüne yüklenip mağlubiyete uğratabilirdi. Ne var ki, bunların yapılmasından vazgeçtik, Rusların Tuna’ya yaklaşmasını ve kuvvetlerini hangi istikamete sevk ettiklerini anlamak için Tuna’nın sol tarafına süvari ve piyadeden meydana gelmiş müfrezelerin sevk edilmesi ve Rusların Tuna’ya iyice yaklaşmaları halinde kalelerimizin korunmasında kullanmak üzere evvelce hazırlanmış vesait-i nakliyeler ile müfrezelerin nehrin sağ tarafına geçmesi her zaman mümkündü! Böyle hareket edilmemiş olması, Ruslar’ın Tuna’yı geçinceye kadar nerede oldukları Osmanlı ordusunun genel karargahınca (bir manada başkumandanın) meçhulü kalmıştır. Fiemanillah. (Devam edecek)