Sizin de geçer miydi sokağınızdan:

“Eskiciiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii!..’’

Daha çok kazaklar, gömlekler, pantolonlar, ceketler, paltolar, pardesüler, mantolar, ayakkabılar ve eski ne varsa, uysal bir pazarlıkçı edasıyla satın alır; koyardı üç tekerlekli el arabasına.

Dün bir ara, duydum sandım bu sesi; koştum açtım perdeleri, sokak boştu.

Sık sık oluyor; şam tatlıcı, dondurmacı, kalaycı, pamuk atıcı, bozacı, sütçü sesleniyor sanki.

Koşuyorum açıyorum perdeyi; sokak bom boş.

************************

Keşke bu kadar kolay olsaydı; bir zaman perdesini çeksek ve mazi önümüzde bütün ihtişamıyla belirseydi.

Zaman denen o devasa anafor, o güçlü hortum, o akıl almaz kara delik sonsuz bir oburlukla yutuyor ömürlerimizi; her şey mazi oluyor. Şaşa kalıyoruz nasıl da geçmiş zaman; oysa daha dün gibiydi.

İnsan zamana tutsak ve zaman geleceğe doğru akıyor. Ama bir fantezimiz var;  zaman makinası yapmak, zamanda yolculuk edebilmek. Bilim kurgu edebiyatının ve sinemasının gözde temalarındandır bu. Aklıma hemen H.G Wels’in “Zaman Makinası’’ romanı geldi mesela.

************************

Ve bir keşke vardır içimizde; geçmişe gidebilsek yapmazdık o yanlışları, şimdiki aklımız olsa.

Ama  geçmiş geleceğede yayılır bütün ömrümüzü rehin alır.

Aldığımız yanlış kararlar, kurduğumuz yanlış ilişkiler, tercihlerimiz;eli hançerli bir belalı gibi izler bizi.

************************

Gençken; evet bir zamanlar ben de gençtim, yaşlılığı başkalarının başına gelen bir şey sanırdım.Evet gençken; sevmezdim geçmişten söz edilmesini; sıkıcı bulurdum bu muhabbetleri; yaşlılara ait köhne bir dünyanın diliydi; kulak vermezdim.

Çünkü umutlarla, hayallerle, amaçlarla doluydum ve bana lazım olan şey sonsuz bir gelecekti.

Geleceğin kalesi fethedilmeyi bekliyordu tarafımdan.

************************

Aklın en büyük marifeti ve de zafiyeti hafıza değil midir?

İnsan yaşadıkları kadar değil, hatırladıkları kadardır.

************************

Ey sevgili okur; bak şimdi kulağımda Münir Nurettin Selçuk’un okuduğu, bestesi  kendine ait o Nihavent eseri “Hatırla mâzî-i mes'ûdu sen de ben gibi yan’’ çınlıyor.

Sanat müziği aşkın müziğidir; tek teması aşktır ama benim için mazinin de müziğidir.

Ne mutlu bana; Münir Nurettin Selçuk, Zeki Müren, Müzeyyen Senardinleyebildim. Ne mutlu bana sinema sanatının olduğu bir çağda yaşadım.

Yaşlanmanın en güzel yanı, insan elindekilere odaklanıyor; özenmeler, imrenmeler azalıyor. Ve fark ediyorsunuz ki var olmak sahip olmaktan değerli.

************************

Kimseye kızmıyorum artık; anlamaya çalışıyorum. İnsanın sınırları var evrimle gelen; çok zorlamamalı. Bağışlıyorum ama unutmuyorum.

Ömrümü tenhalaştırıyorum; az eşya, az mülkiyet, az insan, az umut.Bilginin, sevginin, güzellik duygusunun yetişi ne güzel.

Çiçekleri sulamalı, kuşlara yem vermeli ve çocukların başını okşamalı.

Ünmüş, makammış, para pulmuş, iktidarmış hepsi boş. Sevdalınız size gülümsüyorsa, dostunuzun eli omzunuzdaysa; gerisi yalan.

************************

Her şey şimdi de. En geniş zaman şimdidir.

Şimdi söylemeli sevdiklerimize sevdiğimizi; aşkların dostlukların bilmeli kıymetini.

İnsan insana ya köprüdür ya uçurum.

İnsan insanın tanığıdır; her dostun kaybıyla bu yüzden ömrümüzden bir parça eksilir.

************************

Zaman dedim madem, hadi bir kitap önerisiyle koyayım noktayı:Bir dâhiyle buluşmak; zaman kavramını temel alarak evren, insan, hayatın anlamı, doğa, bilim konuşmak için; beynine hava aldırmak isteyen dostlara öneriyorum.

Aylak Kitap'tan çıkan  Alan Lightman'ın yazdığı “EINSTEIN'IN DÜŞLERİ’’ romanını.