‘’Ne yapabiliyorsanız ya da ne hayal edebiliyorsanız korkmayın, hemen başlayın! Cesaretin içinde bilgelik, güç ve büyü vardır’’ demişti Goethe.

Hayalini kurabildiğimiz düşünceler, zihnimizde yarattığımız dünyada eksiksiz, kesintisiz ve şipşak gerçekleşmekte. Yüzyıllar sonra gelişecek olan teknolojiler ile gerçekleşebilecek isteklerimizi, zihinsel dünyamızda bir parmak şıklatarak yaratabiliyoruz. Her şey zihnimizde bu kadar kolayken, bunu gerçek hayata uyarlamak neden bu kadar zaman alıyor?

Kapitalizmin getirmiş olduğu ekonomik bariyer mi? Teknolojik yetersizlikler mi? Eşitsizlik üzerine kurulmuş dünya düzeni mi? Yoksa bu hayallerin gerçekleşmesinin ardından, insanın tutunacak bir dalının kalmaması mı?

İnsanı hayatta tutan kurmuş olduğu düşlerdir, dinç tutan ve yaşam azmini koruyan. Bir emekli olsam da dünya turuna çıksam diyen nice kişinin en büyük korkusu emekliliğine sayılı günler kalmasıdır. En büyük hayalini gerçekleştirmeye yakınlaşır ve bu hayali yaşadıktan sonra tutunabileceği başka bir dal kalmaz. Hayattaki görevini tamamlar ve amaçsızlık boşluğunda kaybolur.

Paulo Coelho’nun Simyacı kitabında da betimlenir bu durum. Endülüslü çoban Santiago’nun tüccara yöneltmiş olduğu soruda, bazen düşlemenin; gerçekleri tatmaktan daha haz verici olduğu işlenir;

"Peki Mekke'ye şimdi neden gitmiyorsunuz?" diye sordu delikanlı.

"Beni hayatta tutan Mekke'dir. Hepsi birbirine benzeyen günlere, raflara dizilmiş şu vazolara, iğrenç bir aşevinde öğle-akşam yemek yemeye katlanacak gücü veriyor bana. Düşümü gerçekleştirmekten korkuyorum, çünkü o zaman yaşamak için bir sebebim olmayacak. Sen, koyunları ve Piramitleri hayal ediyorsun. Sen benim gibi değilsin, çünkü sen düşlerini gerçekleştirmek istiyorsun. Oysa benim istediğim, Mekke'yi düşlemek sadece. Çölü geçişimi, kutsal taş Hacerü'l-Esved'in bulunduğu meydana varışımı, ona el sürmeden önce Kabe'nin çevresini yedi kez tavaf edişimi binlerce defa hayal ettim. Yanımda kimlerin olacağını, önümde kimin olacağını, konuşacağımız şeyleri, birlikte edeceğimiz duaları bile hayal ettim. Ama büyük bir hayal kırıklığına uğramaktan korkuyorum; bu yüzden hayal kurmakla yetinmeye çalışıyorum."

 

Düşlerini gerçekleştirmekten korkan onlarca insan,

Hayatta düşlerinden başka tutunacak bir dal bulamama ihtimalinden ürperen niceleri...

İçimizde Mozart’lar ölmeye devam ediyor... Potansiyelini açığa çıkaramayan, kendini yok eden ve potansiyelini çürüten... Kişisel menkıbesini gerçekleştirmeli her insan. Endülüslü çoban gibi gerekirse piramitleri ziyaret etmeli. Hazinesinin her zaman yanı başında olduğunu bilse dahi kişisel menkıbesini gerçekleştirmeli. Çabalamalı ki içimizdeki Mozart’lar ölmesin.

Ve yine Simyacı’daki yaşlı kral; ‘’Bir şeyi gerçekten istediğin zaman, arzunu gerçekleştirmeni sağlamak için bütün evren işbirliği yapar’’ demişti okuyuculara.

Neden düşlemek ile yetinelim Mekke’yi?

Neden risk alıp, her şeyimizi geride bırakıp kişisel menkıbemiz adına piramitlerin yoluna düşmeyelim?

Hayalinizi ertelemek, hayallerinizi öldürmektir.

Siz yeter ki kişisel menkıbenizi gerçekleştirmek isteyin, evren sizinle işbirliği yapmak için sabırsızlanıyor.