Ağız tadı ile bir ramazan ayı geçiremiyoruz. Mübarek ayı yarıladık ama tadı tuzu yok eskisi gibi.

Bir heyecan, bir telaş, bir koşuşturma yok. Sokaklarımızda biraz korku, biraz endişe ama yine de yaşam mücadelesi hissi var. Evlerin balkonlarına çıkabilen çocuklar ve büyüklerimizin yüzlerinde korku ile karışık tebessümler var belli belirsiz.  Yine de umutlar diri, hayaller biraz ertelenmiş olsa da coşkun yaşıyor yüreğimizde.

Sıcak ve coşkulu günlerin hasretinin közleri birazcık kül tutmuş olsa da her an yeni bir ateşi tutuşturacak kadar için için yanıyorlar. Düğünlerimiz var mesela, kimisi sünnet kimisi nikah ile tamamlanacak. Ailecek memlekete gidecek, yaz tatilini büyüklerimizle geçirecek ve serin yaylalar da gezecek, piknik ateşi yakacak halaylar çekeceğiz.

Deniz sahillerinde, kumsallarda, plajlarda bazen güneşe doyacak, bazen çarşaf gibi serilmiş masmavi sulara dalacak, balık olup yüzeceğiz. Akşamları, güneş batımını seyredecek, yorgun bir keyif çayının ardından odalarımıza çekilecek, uyuyacağız.

Kötü günleri düşünmeyecek, endişe duymayacak, korku yaşamadan, doyasıya gezeceğiz. Sokakları arşınlayacak, konu komşuya selam verecek, tokalaşacak belki sarılacağız. Çay ocaklarında oturup ince belli bardaklarda peş peşe çayları yudumlayacak, koyu sohbetlere dalacağız. Çay mı koyu sohbetler mi koyu fark edilemeyecek bile. Geçmiş günleri nasıl geçirdiğimizi anlatacağız ve bir daha gelmesin diye temennilerimizi tekrarlayacağız.

Lakin bu hayallerimizi ne kadar sonra gerçekleştirebileceği tam olarak belli değil. Her şey bir anda normale dönmüyor maalesef. Bunca zaman elde edilen kazanımların hemen hepsi hayatlarımızdan ve hayallerimizden yaptığımız fedakârlıkların sonucudur. Bu fedakârlıktan vazgeçer, pes eder, yorulursak bunca emeğimiz boşa gitmiş olacak. Her şey sil baştan başlayacak ve olmasını istemediğimiz kötü şeyler başımıza gelecektir. Belki biz kötü şeyler yaşamayacağız ama bizim yüzümüzden başkaları yaşamak zorunda kalacak. Bu başkaları bazen en yakınlarımız da olabilir.

Gerçekten zor günler geçiriyoruz. Aylardır tedirgin, aylardır evlerde ve aylardır her gün ölen ve hastalığa bulaşanların haberlerini izliyoruz. Dünya genelindeki duruma bakıyoruz bazen ve kendi halimize şükrediyoruz. Lakin bir bakıyoruz ki çok yakınımızdan birilerinin kötü haberi geliyor. Bazen de topluma mal olmuş temiz yürekli insanları kaybetmenin acısını duyuyoruz yüreğimizde.

Sağlık bakanlığını ve TV programlarının sağlık konuklarına o kadar aşina olduk ki artık hemen her birimiz birer korona virüs uzmanı oluverdik. Her akşam saatlerce yorum yapan doktorlarımızın verdiği bilgiler ince detayına kadar hepimizin hafızalarına kazındı. O kadar ki, imkan verilse her birimiz virüsü laboratuvarda gömecek kadar bilgili olduk.

Biraz daha sabır diyoruz… gerçekten güzel günler görmek istiyorsak.. Bencil değilsek ve güzel günler tüm toplum olarak yaşamak istiyorsak biraz daha sabır.

Devletimiz bazı kısıtlamaları kaldırıyor, kaldırmak zorunda, çünkü bu kısıtlamalar toplumun ekonomik durumunu çok derinden etkiliyor. Daha uzun bir süre devam ettirilmesi ekonomik anlamda bir çöküşe sebebiyet verebilir. Bu açıdan ekonominin dişlilerini çalışır durumda tutmak gerekiyor. Gelecek hayallerimiz için de bu önemli. Bu kısıtlamaları kaldırılması demek her şey normale döndü anlamına asla gelmiyor. Daha dikkatli olmamız gerekiyor. Devletimizi bu konuda çok iyi anlayıp destek olmak gerekiyor. Sorumluluk bizlerindir, sorumluluğumuzu hakkı ile yerine getirmemiz gerekiyor.  En başta belirlenen kurallara harfiyen uymamız gerekiyor. Biz bireysel olarak sorumluluğumuzu yerine getirdiğimizde toplum olarak güzel sonuçlar elde etmiş olacağız.

Bu yüzden de biraz daha hayallerimizi erteleyeceğiz lakin güzel günlere hep beraber erişeceğiz. Sağlıcakla, umutla…