●Yalan söylemeyi alışkanlık haline getirmiş, söylediği yalanı bile, başka bir yalanla itiraf eden insanlar. Bu insanlar sizin ne kadar yakınınızdaysa, size bir o kadar çok zarar verirler. Siz dost dersiniz onlar bilerek ya da farkında olmadan, sırf kendilerini o anlık olarak kurtarmak(!) için bir saniye düşünmeden sizi hiç tahmin bile edemeyeceğiniz zor durumlara düşürürler.

●Sözüne sadık olmayan, (oyun bozan, mızmız) tipler;

Söz verir, sözünü tutmaz, yaptığınız planlara, ortak aldığınız kararlara sadık olmaz, sürekli yardım bekler, yardım ettiğinizde de yüzünüze karşı gülümsese bile ardınız sıra kin duyar minnet duymaz.

 

●Her konuşmasında kendini öven, övmeye çalışan, yaptıklarının en iyisi olduğunu savunan ve etrafındaki insanların da onun gibi davranması yönünde ısrarcı olan tipler. Bu kişiler sanki hayatta bir tek kendileri başarılı olmuş gibi, kendi başarılarının dışında kalan ne varsa başarı olarak tabir edilmezmiş gibi konuşurlar.

Bu tipte insanlarla yaptığınız sohbetler asla gerçek bir iletişim değildir. Bu insanlar kendilerini anlatacağı bir nesne bulma arayışındadır.

Siz o sohbette karşı tarafın egolarına hizmet eden bir nesneden başka bir şey değilsinizdir.

 

●Her şeye kötü tarafından bakan (negatif) insanlar. Yeni bir şey alırsınız, o aldığınız şeyi kötü şekilde eleştirir. Yeni bir iş kurmak istersiniz, o kadar kötü şeyler söyler ki; yapacağınız işten daha çok, fikrinizi ona anlattığınıza pişman olursunuz.

 

●"Zaten sen hep........." diyen tipler. Bir konuyu konuşursunuz, size on sene evvelki bir hatanızdan bahsederek "zaten sen şusun, busun, bir işe yaramazsın, bunu da başaramazsın" şeklinde moralinizi düşüren tipler. Bu kişiler isterler ki; onların doğru bildiğini, üzerinize biçtiği şekilde yapın ve gerisine karışmayın.

Fikirlerinizi eleştirmek ve sizi küçük düşürmek suretli psikolojik baskılar yaparak hayatınızın yönünü değiştirmeye çalışırlar.

Bu kişilerin amacı; hayatınızın her anında kendilerine muhtaç olmanızı istemeleridir.

 

●Hayır'cı insanlar. Napolyon’un "para, para, para" dediği gibi, bu insanlar da "hayır, hayır, hayır" demeyi alışkanlık haline getirmiştir.

Ana prensipleri, hayat mottoları 'hayır' olan insanlardan size hiç bir şekilde hayır gelmeyecektir.

 

●Yaşam virüsü olarak adlandırdığım;

"Şikayetçi tipler"

Bunlar; yazın sıcaktan, kışın soğuktan, ilk baharda rüzgardan, sonbaharda yaprakların çevreye dağıldığından bile şikayet eder.

Zevkle yapmaya başladığı bir işe bile oflaya poflaya başlar.

Bu hareketlere o kadar alışmışlardır ki, uyardığınızda sizi suçlu çıkarmak için elinden geleni ardına koymayarak sizi eleştirirler ve ağzınızı açtığınıza dahi pişman ederler.

 

Psikolojik olarak amaçları "ilgi odağı" olmaktır. Hayatlarında, kendi iç dünyalarında o kadar çok eksiklikleri vardır ki; bu eksiklikleri, o an dikkat çekmek suretiyle ilgi toplayarak kapatacaklarını zannederler.

Bu insanlarla geçirdiğiniz süre içerisinde hayat enerjiniz bir anda en aşağıya çekilir ve hatta kaybolur....

 

Yukarıda bahsettiğim özelliklere sahip insanlara, sergiledikleri hareketlerin diğer insanlar üzerinde bıraktığı etkileri ne kadar anlatırsanız anlatın anlar gibi görünseler bile bu tamamen o anı kurtarmak yada sizi susturmak için kullandıkları bir manifestonun ötesine geçmeyecektir.

 

İçerisinde bulundukları, altı tamamen boş egolarını ve hem kendilerine hem de çevrelerine verdikleri zararı fark etmedikleri;

Özeleştiri yapmadıkları sürece, siz ne kadar konuşursanız konuşun bir kulağından girip diğerinden çıkacaktır.

Bu kişileri hayatınızdan çıkarmak, sizin kendinize yapacağınız en büyük iyilik olacaktır.

 

Ortaçağdaki bilim anlayışında devrim yapmış, gökbilimci ve fizikçi Galileo;

" İnsana hiçbir şey öğretemezsin; ancak öğrenmeyi kendi içinde bulacağını öğretebilirsin" demiştir.

Aynı zamanda Galileo, dünyanın düz bir tepsi değil de, yuvarlak bir küre şeklinde olduğunu ilk iddia eden kişidir.

 

Naçizane fikrimse;

Belki de bu görüşü;

Bütün dünya, dünyanın düz olduğunu düşünürken; dünyanın yuvarlak olduğunu iddia ederek hayatını riske atmış olmasının tezahürüdür. Kim bilir?