İnsanları efsaneleştirmeyi, onlara önem atfetmeyi, yüceltmeyi çok seviyoruz.

Tabii, ölmeleri şartıyla!

Henüz diriyken kimsenin umurunda olmayan, yaşamımız boyunca bir kere bile görmediğimiz, halini hatırını sormadığımız kişileri her nedense mevta oldukları vakit öyle bir mitleştiriyoruz ki, sanki bir yakınımızı kaybetmişiz!

“Deprem Dede” göçer bu hayattan, yıkılır sosyal alemde ortalık.

Artık 100 yaşına yaklaşmış “Rahşan Yenge” terk-i diyar eder, romantizmin bini bir para!

En son “Toprak Dede’de” yaşadık aynı şeyi.

Adamı bir kere yakından gördün mü?

-Yok!

Ee97 yaşındaki bu insanın neden yas tutuyorsun ardından?

-Erezyona karşı milleti uyardı.

Uyardı da ne oldu? Erezyon mu durdu?..

-Yalova’da arberetum yani, botanik bahçesi kurdu.

Kurdu da ne oldu? Bedava mı sokuyordu insanları içeri?

Hem, Bursa’da Erdem Saker de yaptı, üstelik daha güzelini.

Bir kuruş ödemeden geziyorsunuz her köşesini.

Bakın, Hayrettin Karaca’yı bir de benden dinleyin!

Bundan 20 yıl kadar öncesi…

Olay’da yazıyorum o sıra.

Bu Hayrettin Karaca’nın da en popüler olduğu dönem.

Televizyonları kanal kanal gezip, erezyonu engellemek adına  nağmeler okuyor.

Oysa, kıtalar oluştuğundan beri dünyada erezyon var aslında.

Rüzgar, ısı farkları ve yağışlardan dolayı en yüksekteki taş ve toprak kütleleri sürekli olarak akarsularla deniz seviyesine doğru iniyor.

Efes antik kentini 20 metrelik toprak birikintisinin altında buldu arkeologlar.

Bundan 2 bin sene önce şehirde yaşam olduğunu düşünürsek, demek ki her 100 senede bir metrelik dolgu demek bu.

Örneğin Nilüfer ve Doğancı barajları da günün birinde dolup, kullanılamaz hale gelecek.

Bir de ormanlarda ağaçların yaprak ve dallarının çürümesi sonucu diplerinde oluşmuş gübre kıymetinde organik bir katman var ki, işte asıl oranın korunması lazım bence.

Bir gün bir haber ulaştı kulağıma:

“Keles’in çam ormanlarının dibindeki organik toprağı kazıyıp traktörlere doldurarak çalıyorlar. Dönemin ANAP ilçe başkanı da bu işe mihmandarlık ediyor!..”

Hemen yanıma bir kameraman alıp çıktım yola.

Gidince bir de gördüm ki, manzara tam bir felaket.

Yüzlerce yıldan beri oluşmuş organik katman hayvan derisi gibi soyulup alınmış, asırlık ulu çamların kökleri öylece açıkta bekliyor.

Uzun seneler boyunca Keles’in belediye başkanlığını yapan rahmetli İsmail Saydam’ı bulup, onu konuşturdum kamera önünde.

Ve haberin izini sürdüm.

Her gün onlarca kamyona yüklenen humuslu toprak Bursa’dan, Yalova’ya götürülüp satılıyordu.

Peki nereye gidiyordu bu hazine kıymetindeki ürün?

Hayrettin Karaca’nın ticaret yaptığı fidanlığına!

Sağda solda erezyona karşı mücadeleyi savunan bu adam Bursa ormanlarının talan edilmesine ses çıkarmadığı gibi, para ödeyerek teşvik ediyordu ayrıca!

Ve Keles’ten getirttiği toprağı paketleyip saksılara doldurtarak  zenginleşmeyibir güzel sürdürüyordu!

Haberimin gazetede yayınlanmasının ardından pek çok ulusal yayın organı da bunu sayfalarına taşıdı.

Hayrettin Karaca sustu; tek laf söyleyemedi!

Ve bıçak gibi kesildi bu büyük erezyon.

O zaman ota,b.ka maydanoz olan bazı kafasız çevreciler yoktu meydanda.

Vazifesini layıkıyla yapan gazete ve gazeteciler vardı!