Bursa Hayvanlarla Yaşam Derneği (BUHAYDER) Başkan Yardımcısı Şükrü Yaşar ile dernek faaliyetleri ve sokak hayvanlarına ilişkin bir söyleşi gerçekleştirdik. Şükrü Yaşar ‘’ Bir köpeği ya da kediyi sahiplendiğinizde, artık onun ailenin bir ferdi olduğunu idrak edecek durumda olmanız lazım.’’ dedi.

Ravşan ALİOĞLU/ÖZEL RÖPORTAJ

 

1-)Öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?

Ben Bursa Hayvanlarla Yaşam Derneği Başkan Yardımcısı Şükrü Yaşar. Yaklaşık 3 yıl önce başkanımız Sibel Akıncı tarafından kurulan derneğimizin ilk gününden beri birlikte yolumuza devam ediyoruz.

2-)Derneğinizin tarihçesinden biraz bahsedebilir misiniz?

Her birimiz bireysel olarak çalışıyorduk. Ancak tek başına bir şeyleri başarabilmek çok zor. Özellikle de söz konusu hayvanlar olunca. Siz de tanık oluyorsunuzdur: hayvanlara yapılan büyük eziyetler, işkenceler ve tecavüzler var. Bunlar gün geçtikçe artıyor. Bunun sebebi de yasaların eksikliği ve caydırıcı olmaması. Biz bundan dolayı bir araya geldik. Dernek olarak kurumsal bir kimliğimiz olursa bu sorunu daha iyi çözebileceğimizi ve insanların bizi ciddiye alacaklarını düşündük. Amacımız bizi değil sokak hayvanlarını ciddiye almaları idi. Bu düşünce ile başladık ve böyle devam ediyoruz.

3-)Yaptığınız etkinliklerden bahsedebilir misiniz?

Konserler düzenliyoruz. Ancak bunlar paralı değil. Bu konserleri para yerine insanların mama getirerek içeriye girdiği organizasyonlar olarak tanımlayabiliriz. Konserlerde veya buna benzer etkinliklerde mamalar toplanıyor ve kırsal alanlardaki sokak hayvanlarına ulaştırılıyor. İki hafta önce bir konserimiz olmuştu. Orada yaklaşık iki ton mama toplandı. Bundan sonra da devam edeceğiz. Ayrıca konserler insanlara farkındalık da yaratıyor. Sokak hayvanlarının varlığını, açlığını ve onların da bir şeylere ihtiyacı olduğunu da göstermiş oluyor. Önümüzdeki günlerde Nilüfer Bölgesi kırsalında, Nilüfer Belediyesi ile birlikte çok geniş bir besleme faaliyeti yapacağız.

Dernekler tamamen gönüllülerin kurduğu oluşumlardır ve devletin maddi ve manevi olarak hiç destek vermediği kurumlardır. Bence derneklerin işlevleri çok önemli ve mutlaka var olmaları gerekiyor.  Özellikle zayıf halkalar konusunda. Zayıf halkalardan bir tanesi de sokak hayvanlarıdır. O yüzden bizim beklentilerimiz derneklerin insanlar tarafından biraz daha ciddiye alınması ve onlara sahip çıkılması. Biz ne kadar çok bilinçli olursak birtakım şeyleri başarmamız o kadar kolay olur. Bizim hiçbir maddi gelirimiz yok. Sadece ara sıra yaptığımız kermeslerle ve konserlerle elde ettiğimiz gelirlerle mama ve sokak hayvanlarının tedavilerinde kullanıyoruz.

Yasalara göre belediyeler sokak hayvanlarına bakmak zorunda, bu onların bir görevi. Biz de yola çıkarken madem belediyeler sokak hayvanlarını korumakla yükümlü, biz de onlara görevlerini hatırlatalım dedik. Yani biz belediyeleri biraz daha iyi çalıştırabilmek için yola çıktık ve hedefi böyle belirledik. Eğer kendimiz bir barınak oluştursaydık, devletten daha iyi olanaklara sahip olmadığımız için çok da başarılı olamazdık.

Çok önemli bir projemiz var. Bunu yaparken hem doğayı koruyoruz hem de hayvanlarımıza sağlık ve mama konusunda yardımcı oluyoruz. Plastik mavi kapakları topluyoruz, geri dönüşüme yolluyoruz ve buradan elde edilen geliri de sokak hayvanlarına harcıyoruz. İnsanları bu projeye katılmaya davet ediyorum. Kapaklarını toplasınlar, bize haber versinler. Biz onlara ulaşır, o kapakları alırız. 

Biz gerçekten çok zor bir şey yapıyoruz. İnsanlarla ya da farklı bir konuyla ilgili düşüncelerinizi ortaya koymak ve bir şeyler yapmaya çalışmak biraz daha kolay. Ama konu sokak hayvanları olduğu zaman, onların gerçekten çok fazla yardıma ihtiyaçları var. Bunun yanında çok fazla duyarsız insan var. İnsanları biraz daha duyarlı olmaya çağırıyorum. Kapılarının önüne bir kap mama koymalarını istiyorum. Bunu yapmak ağır geliyorsa en azından konulmuş olana dokunmamalarını rica ediyorum.

4-)Birlikte çalıştığınız dernekler var mı?

İki hafta önce yapmış olduğumuz konser iki derneğin ortak oluşumuyla yapılmıştı. Fakat maalesef şöyle bir durum var: Birçok alanda olduğu gibi bu alanda da dernekler birbirleriyle yarış içinde. Yarış güzel bir şeydir aslında ama burada öyle değil. ‘’Ben en iyisini yaparım, biz en iyisiyiz’’ gibi düşünceler öne çıktığında hoş şeyler olmuyor. Keşke birlik olabilsek. O zaman çok güzel işler ortaya koyabiliriz.  Bursa’da çok fazla hayvan derneği var aslında ama çoğu kağıt üzerinde. Bu denli aktif olan bir tek bizim derneğimiz var. Biz daha çok resmi kurumları kullanıyoruz. Bursa Büyükşehir ve üç ilçesindeki belediye, bunların yanında sokak hayvanlarıyla ilgili yasalara cevap verebilecek birkaç kurum daha var.

5-)Derneğinizin instagram (@bursahayvanlarlayasam) ve facebook (bursahayvanlarlayasamder) sayfaları var. Bunlardan biraz bahsedebilir misiniz?

Bu iki sayfada ağırlıklı olarak aktivitelerimizden, insanları bilinçlendirecek yasalardan ve sahiplendirmelerden bahsediyoruz. Çünkü gerçekten sahiplenilmesi gereken çok fazla hayvan var. Elimizden geldiğince insanlara ulaşıp bir şekilde sahiplendirme yapmaya çalışıyoruz.

6-)Az önce yasaların eksikliğini belirttiniz. Fakat ülkemizde hayvanlara karşı yaşanan şiddet, işkence ve tecavüz olaylarının sebebi yalnızca yasaların eksik kalması mı? Sizce neden bu olaylar ülkemizde fazlaca yaşanıyor?

Bana göre birinci neden yasaların eksikliği. Caydırıcı yasalar olsa bu olayların büyük oranda azalacağını düşünüyorum. Günümüzde bir hayvanı işkence ederek öldürmenin cezası yok. Yani sadece para cezası var. Yıllardır yasaların değişeceği söyleniyor ancak hiçbir gelişme yok. Bize göre her canlı yaşama hakkına sahiptir ve her canlı aynı şekilde değerlendirilmelidir. Yani bir insanı öldürdüğünüzde nasıl ki ceza alıyorsanız, bir hayvanı öldürdüğünüzde de aynı şekilde ceza almalısınız. Bu olursa caydırıcılık artacaktır. Bunun dışında çocuklar bizim için çok önemli. Her yıl yaklaşık 50 okula gidip çocuklara hayvan sevgisi üzerine seminerler veriyoruz. Çocuklarımıza mamalar dağıtıp, onlarla sokak hayvanlarını besliyoruz. Sadece çocuklar özelinde değil, büyüklere de ulaşmaya çalışıyoruz. Üç yıl içerisinde bu anlamda çok yol aldık.

7-)Hayvanların pet shoplarda satılmasını doğru buluyor musunuz?

Bu çok önemli ve hassas bir konu. ‘’Pet shoplarda hayvan satışı yasaklansın’’ diyoruz. Ancak o zaman da şöyle bir durum ortaya çıkıyor: Merdivenaltı diye bir üretim var. Pet shoplar kapatıldığında hijyenin ve kuralın olmadığı, doğumların yaptırıldığı merdivenaltı üretimlerin sayısı artacaktır. Hayvan üretmenin ve satmanın çok ağır yaptırımları olmalı. Öncelikle pet shoplarda satılmamalı ama uygun çiftliklerde yapılabilir. Yalnızca belli kurallara uyarak ve sınırlı olarak yapılması lazım. Örneğin bir köpek yılda iki kere doğum yapıyorsa, beş-altı kere doğum yaptırmamak gerekir.  Güzel maddeler konulursa ve yaptırımlar uygulanırsa üretime karşı değilim. Pet shopların içinde gördüğümüz o camekanlarda bu iş olmaz. Sokaklardan ve barınaklardan sahiplenme yapılmalı. İlk hedefimiz bu. Zaten biz insanları buralara yönlendiriyoruz. Pet shoplarda olmamalı, illa yasal bir üretim yapılacaksa çiftlik tarzında, hayvan yaşam alanlarının var olduğu ve yaptırımların ağır olduğu yerlerde olabilir.

8-)İnsanlar hayvanları sahipleniyor. Sonra onların yavruları oluyor ve bu yavruları komşulara, arkadaşlarına vs. dağıtıyorlar. Yavruları annelerinden bu şekilde ayırmak ne kadar doğru? Ya da ne kadar zaman sonra hayvanları dağıtabilirler?

Şu anda en büyük sorunlarımızdan bir tanesi kısırlaştırmanın yapılmaması. Kısırlaştırma olmadığı için özellikle kediler olmak üzere hayvan sayısında büyük bir artış var. İnsanlarda hayvanları için ‘’O da bir kere anneliği tatsın’’ şeklinde yanlış bir düşünce var. İnsanlarla hayvanların duygusal yapısı farklı şeyler. Kısırlaştırmanın yaygınlaşması lazım. Bu oran şu anda yüzde 5 ile 10 arasında. Sokaklarda, kırsal alanlarda, barınaklarda kısacası her yerde hayvan sayısı giderek artıyor. Buna rağmen hayvanımız yavruladı diyelim. Kedilerde de köpeklerde de yavruların en az 40 gün yavru sütü emmesi ve annesinden ayrılmaması gerekiyor. Ama bize göre bunun 90 gün olması gerekli.

9-) Bazı insanlar özenerek ya da hevesle hayvan sahipleniyor ama sonrasında bakamadıkları için hayvanları sokağa atıyorlar. Bu durumla karşılaşılmaması adına hangi özellikler mevcut olan insanların hayvan sahiplenmesi daha doğru?

Bize göre hayvan sahiplenmek isteyenlerin bir testten geçirilmesi lazım. Hayvan sevgisi hayvan sahiplenmek için yeterli değil. Bir köpeği ya da kediyi sahiplendiğinizde, artık onun ailenin bir ferdi olduğunu idrak edecek durumda olmanız lazım. Bizim gördüğümüz kadarıyla insanlar yavru hayvanların sevimli görüntüsüne aldanıp hayvan sahipleniyor. Ancak o hayvan büyüyüp sevimliliğini kaybettiğinde sokağa atılıyor. Bunun önüne geçebilmek için bize göre sahiplendirmelerin test tarzında bir uygulama ile yapılması, bunun yanında hayvanları sokağa atanlara da ceza verilmesi gerekiyor.

10-) Yılan, tarantula, kertenkele gibi hayvanları sahiplenerek evinde bakan insanlar var. Bu tür hayvanlar evcilleştirilebilir mi? Bu sizce doğru mu?

Bu hayvanlar kesinlikle evcilleştirilemez. Bu tür sahiplenmelerin olmaması gerekiyor. Ben kaplan yavrusu alanı bile gördüm. Kedi ve köpek dışında hiçbir hayvanı evcil olarak kabul etmiyorum. Bu tür hayvanları sahiplenme olaylarını da normal olarak değerlendiremiyorum. Bu tür ihbarlar bize geldiğinde anında yetkili kurumlara bildirip, o hayvanların oradan alınarak doğal yaşam alanına bırakılmasını sağlıyoruz. Bu konuda çok hassasız.

11-)Avcılık hakkında ne düşünüyorsunuz?

Önceleri insanlar yiyecek az olduğu için avlanır ve hayvanları yerlermiş. Ama doyacak kadar. Bugün şöyle bir gerçek var: Avcılık artık bu amacın dışına çıkmış durumda. Avcılık bir kere spor değil. Böyle bir şeyin sporu olamaz. Bugünkü şartlara baktığımız zaman insanların yiyecek bulma sıkıntısı da yok. Öncelikle avcılığın karşısındayız. Bazen sosyal medyada 40-50 kuşu veya başka hayvanları avlayıp poz verenleri görüyoruz. Bunları anında bildiriyoruz ve cezalar kesiliyor. Avcılığa karşıyız, bunun bir spor olarak görülmesine karşıyız. Biz bunu bir vahşet olarak görüyoruz.

12-)Bazı insanlar ‘’hayvanseverlik’’ adı altında hayvansal gıdaların ve hayvanların etlerinin tüketilmesine karşı çıkıyor. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Hayvansever, hayvan ürünleri yemez gibi bir mantık bana ters geliyor. Bunu neye bağlıyorlar anlayamıyorum. Hayvan eti yemeyen arkadaşlara saygı duyuyorum. Ancak hayvan sevgisi ile hayvan eti veya buna benzer gıdaları yememenin çok da birbiriyle orantılı olduğunu düşünmüyorum. Bunlar bize sunulmuş gıdalar ve sonuçta bunlara ihtiyacımız var. İnsanın sadece sebze veya o tarz ürünlerle beslenebileceğine inanmıyorum.

13-)Son olarak neler eklemek istersiniz?

Bizim tek bir amacımız var. Gerçekten sokak hayvanlarının yardıma ihtiyacı var. Düşününün; sokaktasınız, açsınız veya hastasınız ancak hiçbir şey söyleyemiyorsunuz. Onlar sessiz kullar. Bunların farkına varalım. Hani bazen diyoruz ya neden bu kadar felaket oluyor, her şey kötü gidiyor diye. Belki de onları görmediğimizden ya da onlara yaptığımız kötülüklerden dolayı bize bir yerlerden ceza geliyordur. Bunu bir gözden geçirelim.