“İstanbul’a edilen en büyük ihanet dikey yapılaşma ve çarpık kentleşme. Parası olan hiç kimsenin aklına gelmeyecek emsalleri yani inşaat haklarını elde etti. İstanbul’un tarihten bugüne kadar gelen silueti paramparça edildi. Yani sahip çıkılmadı şehre. Bizlere gurur duyacağımız bir İstanbul bırakılmadı, çocuklarımıza da bırakamıyoruz. Çarpık kentleşme de aldı başını gitti. Her isteyen, istediği yere her şeyi yapabilir oldu. İmar affı gibi düzenlemelerle de bu durum meşrulaştı. Ayrıca şehrin ormanlarına girildi, yeşil alanlar betona boğuldu, nefes alacak bir mezarlıklar bir de bir avuç yeşil alanlar kaldı.’’

Cumhuriyet’in genç belediye muhabiri Hazal Ocak’ın yazdığı, Cumhuriyet Kitapları’nca yayınlanan “İhanet İstanbul’a Karşı İşlenen Rant Suçları’’ kitabı tam da bunu anlatıyor.

Hazal Ocak İstanbul’un uğradığı ihaneti anlatmış ama siz onu betona gömülen; doğası, tarihi dokusu ranta kurban edilen; bütün şehirlerin hazin hikâyesi olarak okuyun.

**********************

Ha İstanbul,ha Bursa!..

Ben bu cesur bu büyük emek ürünü kitabı Hazal Ocak Bursa’yı anlatıyormuş gibi okuyorum. Çünkü dikey yapılaşma, çarpık kentleşme ve yeşil alanların yok olması Bursa’nın damaruz kaldığı kent suçları.

DOĞA VE PARA

 

Hazal Ocak’ın içini en çok acıtan Marmara Bölgesi’nin oksijen deposu Kuzey Ormanları’na kıyılması olmuş.”Hala insanın neden doğayla geçinemediğini, doğaya bu kadar hor davrandığını ve doğa için harekete geçmediğini anlamıyorum. İnsan neden evine bu kadar ihanet eder ve ona zarar verir ki? Doğa ve para söz konusu olunca neden hep para seçilir?’’

**********************

Ve İstanbul’un simgelerinden tarihi gar…

“Haydarpaşa Garı… Tarihi garı o kadar çok severim ki… Üniversitedeyken her ay gider, gezerdim. Bahçesinde çay içerdim. Trene biner Ankara’ya giderdim. 2010 yılında yangın çıktığı anı unutamıyorum. Gözlerimden 2 damla yaş gelmişti. Televizyonda cayır cayır tarih yanarken benim de anılarım kül oldu sanki. Şimdi yapayalnız duruyor.’’

Bursa’nın simgelerini biz ne kadar koruyabildik peki?

**********************

İstanbul ve Bursa deprem kuşağındalar…

“İstanbul’u bekleyen çok büyük bir deprem varken maalesef meclise en az gelen konulardan biri deprem oldu. İmar planlarının sayısı binleri aşarken deprem sorunu hep ertelendi.’’

Bursa’da durum farklı mı?

**********************

Bursa’yı seviyorsanız; doğayı, tarihi mekânları seviyorsanız; betonlaşmadan şikâyetçiyseniz; hava kirliliği genzinizi yakıyorsa; trafikte bunalıyorsanız;”ah o eski yeşil Bursam’’ diye iç çekiyorsanız “İhanet’’i alın okuyun.

Anlatılan Bursa’nın da hikâyesidir.

**********************

Hazal Ocak arı kovanına çomak sokunca davalar da peş peşe gelmiş; ama o aldırmıyor…

“Hedef olan bence ben değilim, gerçekler. Maalesef gerçekler saklanmak isteniyor.’’

 

MUHABİR GAZETE DEMEKTİR

 

Nepotizm(akraba, adam kollama), partizanlıklar, kayırılan vakıflar, rantiyecilik, doğadan çok parayı sevme. Bunlar, İstanbul ve Bursa gibi tarihi şehirlere ağır darbeler indirdi.

“Muhafazakârlık’’;  kârı muhafaza etmek midir, şehri muhafaza etmek midir?

**********************

Hazal Ocak, Bursa’da giderek unuttuğumuz bir şeyi de anımsatıyor: Gazetecilik önce muhabirliktir sonra yine muhabirliktir.

“Muhabir’’ olmadan gazete olmaz.

Hazal Ocak; gazeteciliğin asla ölmeyeceğini, gerçeklerin mutlaka ortaya çıkacağını kanıtlıyor.

Böyle genç, cesur; gerçekleri tutkuyla araştıran yazan; çalışkan, vicdanlı gazetecilerin varlığı insana mesleğinin geleceği açısından umut aşılıyor

 

NOT: Yazımdaki alıntılar Cumhuriyet Pazar'da yayımlanan İpek Özbey’in Hazal Ocak ile yaptığı söyleşidendir. Fotoğraf: Vedat Arık.