Global bir sorun haline gelen; her şeyi bilme hastalığı, medeniyetleri geriye itmekte. Çevremizdeki herkes ekonomist, tarih uzmanı, politikacı ve hayal gücümüzün yettiği her konunun bilirkişisi haline gelmiş bulunmakta.

Bir uzmanlık alanının tahsilini yapmadan, üzerine kitaplar okuyup, araştırmadan, yordamsız, bilgisizlik ile konferans verebilen nicelerle dolu dünyamız.

Kişisel gelişim kitaplar ile insanlara motivasyon aşıladığını iddia eden güruh; kimsenin aklına gelemeyeceği olağanüstü fikirleri altın tepside topluma sunduğunu düşünmekte ve bir nesil zehirlenmekte.

Kısa yoldan zengin olmak, karşınızdaki kişileri kolayca ikna edebilmek gibi içi boş kitapları okuyan insanlarımız ise birkaç yüz sayfalık kitaplarla toplumda daha iyi yerlere gelebileceğini düşünmekte.

İnsan psikolojisi, sosyoloji alanlarında tahsil yapmamış nice kişi; basit cümleleri kâğıda dökerek insanları geliştireceğini sanmakta.

Oysa ki; bir alanda eser ortaya koyabilmek, yazdığın alanda uzmanlık derecesi gerektirmekte. Aynı şekilde, savunduğun fikirleri sağlam bir temel baz almadan öne sürmek ise; cahillik havuzuna litrelerce su taşımanın sözlük karşılığı.

 

Ülkemizde ve dünyamızda, tarihinden, geçmişinden habersiz milyonlarca insan bulabiliriz. Kaynağı belli olmayan, temelsiz bilgilerle tarih profesörü olduğunu iddia eden kişileri; kıraathanelerde, sosyal medya platformlarında bulabiliriz.

Bu kişilerin ağzından çıkan, ulvi tarih bilgilerinin(!) kaynağı nedir? Cevabı, kulaktan dolma, karşılığı olmayan, geçersiz alıntısız cümleler.

Ülkemizde ise en acısı, Atatürk’ün hayatını, askerlik başarılarını, ülkeyi bağımsızlaştırma serüvenini bilmeyip de eleştirel yaklaşan, nefret dolu söylemler dile getiren insanların sayısının artması. Daha acısı ise, Atatürk’ün kitaplığında mevcut olan kitapların onda birini okumamış kişilerin, Atatürk’ün dehasına, askeri stratejilerine, yapmış olduğu eylemlere dil uzatması.

Teknolojinin gelişmesi, bilginin daha kolay erişilmesi demektir. Teknoloji sayesinde saniyeler içinde istediğimiz dilden, istediğimiz yazarın kaleme almış olduğu eserlere ulaşabilmekteyiz.

Lakin bilginin bu kadar kolay erişilmesi, esassız, sahici olmayan bilgilerin insanlar tarafından gerçekmişçesine algılanmasına yol açtı. Özellikle sosyal medya platformlarında bilgi kirliliği, insanlara bilgi katmaktan ziyade, karanlığa doğru çekiyor.

‘’Bir insanın bildiğini zannettiği bir şeyi öğrenmesi imkansızdır’’ demişti Epiktesos yüzyıllar önce.

Günümüz insanlarının en büyük sorunu da her konuda uzmanlaştığını düşünmesi, öğrenecek yeni bir şeyin kalmadığını sanması ve kibirlenmesi.

İşte bundan dolayı ülkemizde 80 milyon tarihçi, ekonomist ve politikacı var ve işte bundan dolayı ülkemizde tarih bilinci yerlerde. Geçmişini bilmeyenler, yanlış bilenler; geleceğini yanlış çiziyor. Atatürk’ün tırnağı olamayacak kişiler, arkasından laf etmeye cüret ediyor.

Yapılması gereken yegâne şey; cahilliğin egemenliğini yok etmek, düzenli ve doğru bir şekilde kamuyu aydınlatmaktır. Bilgi okyanusundaki çer çöpleri temizlemeli ve halka pür, gerçek bilgileri sunmalıyız.

Bizler de bireysel olarak, karanlığı aydınlığa dönüştürecek savaşın neferleri olmalı ve bilgisizliği, cahilliği yok etmeliyiz.