Muhalefet yakasından bir gazete haberi, bu tarafa doğru:

Yozgat AKP Gençlik Kolları'nın eski başkanı Türkiye'nin ikinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'ye iftira ve hakarette bulunmuş. "Allah” demeyi yasaklamış. Kuran’ı yakarak imha etmiş.."

O kişi de tepkiler üzerine "Benim partide aktif bir görevim yok. Yaptıklarım paylaşımlar beni bağlar" demiş ve sosyal medya hesabından da özür dilemiş..

Hikaye veya masal, doğru veya yanlış. Ahali, işte böyle işin tıkırında.  

Kurgulu Cumhuriyet, başından beri siyaseten ikiye ayrık. Bir taraf Cumhuriyet’i benimsiyor, “biz kurduk” diyorlar ya da öyle görünürken, diğer yakayı da düşman veya karşıt gösteriyorlar. Cumhuriyet ve Atatürk konusuyla ilgili haber ve yazıların konuları farklı da olsa, son tahlilde çarpıtılarak padişahçılığa güzelleme diyorlar. Dedik ya, milletin işi gücü gırgır, karnı tok...

Hukuksuzluktan!…

A  sınıfı da böyle,  B sınıfı da.

Her iki sınıfı fonlayan sermaye sınıfı da böyle..            

Her iki yaka birbirlerine benziyor. Kendi pisliklerini, kendi içlerinde saklıyorlar. Eğer yüz karası büyükse, bunun terkini kolay oluyor. Üzerinin örtülmesi için zamana bırakılıyor...

Olan da, siyasetin afyonladığı vasat halka oluyor

Hukuk bilmezliğimizin, yahut daha doğrusu bu baptaki yoksulluğumuzun Türkçesinde şöyle diyoruz.

 “Bizim hırsızımız iyidir, temizdir, namusludur. Onların hırsızları dolandırıcıdır Atatürk düşmanıdır. Veyahut din düşmanıdır”…

xxxx

Geçen haftalarda AKP Şişli İlçe Başkanı belki de onun adına yardımcısı olacak kişi aradı. “Atila bey, Cumhurbaşkanımızın talimatı, partiye üye kaydınızı yapalım… Bir kampanya başlattık, listemizde sizin de isminiz yer alsın…”

Cevabımız şöyle oldu. “İyi hoş da efendim, evvela affınızı rica edeceğim. Temel prensibimdir, hiçbir yerde ismimin geçmesini istemiyorum…”

Siyasi veya gayri siyasi ayırmıyorum. Yardım dernekleri. cami, dernekleri, spor kulüpleri hiç fark etmiyor. Ne Kore gazilerinin listelerinde ismim geçer ne de emeklilerin arasında..

 “Niye böyle diyeceksiniz. Bu bir suç ise, benim değil..

xxx

Gerçeğini Allah bilir. Dünyevi duyu gözüyle şöyle düşünüyorum. Ekserisi itibarıyle bu dünyanın, özellikle Türkiye’nin gazeteci ve politikacıları, öte dünyanın cehenneminde hırsıza ve uğursuza bir kişilik olsun yer bırakmayacaklarmış gibi, hukuk mukuk tanımıyorlar...

Gazeteciler olsun politikayı meslek edinmişler olsun, suçlu suçsuz ayırmaksızın insanları yalın kimliğiyle değil de, siyasete ve siyasetçilere yakınlığıyla yargılayıp değerlendiriyorlar..

İnsan oğlu hatadan hatta suç ve günahtan arınmış ve korunaklanmış saf kan melek değildir. Siz  ete kemiğe bürünmüş biyolojik bir kimliği, işlediği suçundan ötürü bilmem ne partisinin ilçe başkanıyla amca yeğen akrabalığına bandırarak haberleştirdiğinizde, o partiyi  ve partilileri de kirletirsiniz..               

Xxx

Oysa mesele kırk yaşlarında bir patron, yanındaki sekreterini veya elli yaşlarında bir tekke müntesibi yenilerde kendini bulmuş cahil bir kızcağıza saldırmışlar…

Kendilerine has tekil ve yalın kimlikleriyle yapmışlar bu saldırılarını. Meslekleri imam olur, subay olur, boş gezenin kalfası olur, değişmez.

Mesela örneği yukarıda olduğu gibi.

Yozgat AKP Gençlik Kolları'nın ESKİ BAŞKANI imiş. Şimdiki kimliği çırılçıplak bir beni adem. Bir zamanlar AKP’nin bir ilinde gençlik kolu başkanıyken, şimdi kimliksizin birisi olmuş. İsmet İnönü için vermiş veriştirmiş, Sövgü saygı, hakaret karıştırarak yürüyüp gitmiş.  Gitmiş ise, o kimliksiz kişi anadan üryanlığıyla gitmiş, AKP’nin bunda ve burada ne işi?.

Adamın iyi kötü bir hukuk bilgisi varmış ki, “Arkadaş benim parti ile bir ilişiğim yok yaptımsa ben yaptım.  Beni bağlar. Partinin işi fişi yok” diyerek, çarpıtılmış haberin gazetecilerine hukuk dersi veriyor..

Xxx

Bunları belirterek “Arkadaşım tabii yapıda bir insan olarak  her zaman benim bir hatam olabilir, suç  günaha adımın karıştırılmasında,  üyesi olduğum bir grubun lekelenmemesi için tek kimlikli yaşamayı tercih etmişimdir “ diyerek prensibimizin sebebini izah ettik...

Oh be !..

Bizim Türkiye’mizde işçilerle dernek üyeleri kanun nezdinde  bağlandıkları kurumların kölesi hükmündedirler. İşçi, patronunu, veya  işyerlerinde uygulanan insani politikaları tenkit ettiğinde, destursuz ve tazminatsız işyerinden kovulur. Daha dün  Olay gazetesinin sahibi Cavit Çağlar da bu gerçeği şöyle ifade ediyordu..

Kulağından tutar, dışarıya atarım..

Parti başkanlarının (partilerin değil, başkanlarının) disiplin heyetleri de, parti politikasını tenkit eden üyelerini, başkanları adına kulaklarından tutup dışarıyla atarlar..

Xxxx

Kitaplarda devletimizin tanımı şöyle yapılıyor.

Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik sosyal bir hukuk devletidir..

Etiketinde buraya kadar doğrudur da, İşletilmesine ve kanunlarına gelince işin rengi değişiyor. Hukuk devleti kanun devletine dönüşüyor. Devletin Laikliği dün örtüsüz idi, bugün ise, postanesinden hastanesine örtülüler harıl harıl canla başla çalışıyor. Sosyalliğine ise, diyecek yok. Tek kişilik asgari ücreti, dört kişiye reva gören ticaret ile siyaset, lüks hayatta birbirleriyle yarışıyor.

Böyle bir atmosferde insana, bağımsızlık yakışır..

Hür yaşayabilmek de, ne yazıktır ki, kanunların hukuka uygun olmasına bağlı. Görüyoruz ve görüyorsunuz,.

Sermaye istiyor ki, Soma maden cinayetinde can veren 301 kişinin ödenmemiş hakları için hak sahipleri yollarda yürümesin.  Vatandaşın seyahat ve ulaşım özgürlüğünü ihlal ediyormuş…