Hemen hepimiz hazır şişe sularından alıp içiyoruz.

Damacana suları evlerimize sipariş verip getirtiyoruz.

Marketlerden beş litrelik, bir litrelik alıp çıkıyoruz.

Dışarıda olduğumuzda yarım litrelik olanlar imdadımıza yetişiyor. Sağlığın da bir gereği diyerek elimizden düşürmüyoruz.

Su raflarında çok çeşitli markalar yanyana diziliyor.

Apartmanların önlerine farklı su şirketlerinin araçları gelip gidiyor.

Hemen herkesin en sıklıkla tükettiği şey hazır sular olsa gerek.

Şebeke, çeşme ya da musluk suyunun kireçli, sert ve bazen de aşırı klorlu olması nedeniyle, hazır ambalajlı suları tercih ediyoruz genellikle.

Aslına bakarsanız, akan suyun daha sağlıklı olduğunu söylüyor uzmanlar.

Ancak kap kacakta oluşturduğu aşırı kireci görünce vazgeçiyor insan.

Arıtma cihazlarının da ne derece sağlıklı arıttığı meçhul.

Kaynatıp içsen tadı bir değişik oluyor.

Anlayacağınız, kafamız karışıyor.

Allah'ın bahşettiği sular üzerinden firmalar çok ciddi paralar kazanıyorlar.

Öyle çok da az değil hani bu fiyatları.

Benim asıl üzerinde durmak istediğim nokta ise pet şişelerin ve damacanaların ne kadar hijyenik olduğu.

Doğrusu özellikle damacanaların hiç de hijyenik olmadığını düşünüyorum. Uzmanların görüşü de böyle.

Çünkü boşalan damacanalar gelişigüzel dezenfekte edilip, yeni su dolduruluyor, yıllarca tekrar tekrar kullanılıyor.

Pet şişelerin ise uzun süre güneşte ve sıcakta bekletilmesi suyun içerisine plastik karışması gibi ciddi zarar ortaya çıkarıyor.

Dağlardaki kaynaklardan çıkarılan suların şişelenmesi konusundaki hassasiyete, bütün firmaların aynı titizlikle uyduğuna da inanmıyorum.

Zaman zaman bir sürü olumsuzluk yansıyor medyaya.

Dönem dönem kaynak suların gerçekten kaynak suyu olup olmadığı, ne kadar mineral ihtiva ettiği ve temizliği açısından analizler, değerlendirmeler yapılıyor.

Çok dikkat çekici sonuçlar yansıyor.

Mesela doğal mineral oranı bazı firmaların sularında yok denecek kadar az bulunuyor.

Bakteri oranları yüksek çıkan markalar da var.

Yani suyumuz şifa mı yoksa zehir mi barındırıyor ortaya konuyor.

Tabi birkaç ayda bir yapılan bu analiz sonuçları, tanınmış ya da az tanınmış markaların tümünün durumunu ortaya koymalı ki, doğru bilgiyi edinelim. Ayırma ya da kayırma olmamalı.

Bu alanda uzman olan akademisyenler yorumlarında, en tanınmış bazı markaların sularının bile aranan şartlara uygun olmadığını anlatıyor.

O nedenle güvenle içeceğimiz su markası ararken, özellikle daha önce yapılmış değerlendirme ve analiz sonuçlarına bakarak seçmek gerekir. Bu sonuçlara intenetten biraz araştırarak ulaşabiliriz.

Maliyeti biraz yüksek olsa da cam şişeleri tercih etmeyi de önemseyelim.

Musluk suları da ambalajlı suların taşıdığı bütün riskleri taşıyor esasında.

Her ne kadar 'Bursa'nın suyu temiz', 'Bursa'da su musluktan içilir' dense de, şehrimizdeki sanayileşme, hava ve toprak kirliliği, Uludağ'daki tahribat gibi etmenler düşündürüyor. Bursalıların bazıları bu söyleme çok katılmıyorlar.

Japon balıklarıyla test edilmesi iyi de, evlere ulaşana dek geçirdiği yolculuk da önemli.

Suların kimyasal, biyolojik, radyolojik açıdan incelenmesi, kokusu ve tadının güzel, aynı zamanda yumuşak olması gerekiyor.

Klor ya da ozonla dezenfekte edilen, arıtmada hileli yollara başvurulan damacana ve petlerdeki kimyasalların sağlık için ciddi anlamda risk oluşturduğu açık.

Arıtma ve dolumda en son teknolojiyi kullananlar olduğu gibi, kullanmayanlar da var.

Evliya Çelebi'nin tabiriyle, Bursa bir sular şehri.

Eski semtlerde, mahallelerdeki, meydanlardaki sokak çeşmeleri kentimize özel.

Yaz sıcağında buz gibi serinleten tadıyla kana kana içeriz.

Musluk suyumuzda bir nebze iyileştirilme yapılırsa daha iyi olur. Kimi zaman çoğalan aşırı klordan arındırılabilse keşke. Biraz fazla kireçli aynı zamanda. Bazen de bulanık aktığı yönünde şikayetler var.

Yine de birçok şehre göre içilebilir olması önemli tabi. Bu anlamda şanslıyız.

Bugün su konusunda düşüncelerimi paylaşmak istedim.

Bu vesileyle, kuraklık ve çeşitli faktörler suları azaltıyor.

İsraftan özenle kaçınalım.

**********

Günün Sözü

“ Su hayattır,

su candır.”