4-)Putin ve sayın cumhurbaşkanımızın İdlib konusundaki mutabakatları sonuç da bir çözüm getirmez. Sekteye uğrasa da, rejimin müdahalesine açık bir hale gelirse, Türkiye için en büyük sorun “Güven meselesi” olacaktır.

Muhalif güçler İdlib bölgesini kontrolleri altına aldıklarında, Türkiye Esed’e karşı mücadele eden bu grupları destekledi. Silah ve mühimmat yardımı yaptı. Yaralananları tedavi etti. Sağlamları eğitti ve adına da Özgür Suriye Ordusu ismini verdi. İdlib’in güvenlik ve asayişini sağlama işini de ÖSO ya havale etti. Üstelik Türkiye ÖSO yuElbab ve Afrin harekâtlarında kullandı. Bu savaşlar da ÖSO bilfiil Türkiye’nin yanında yer aldı ve bu yüzden de Esat hükümeti nezdinde “başka bir ülkenin işbirlikçisi” damgasını da yedi. Bundan iki sene kadar önceki gazete haberlerine bakarsak, ÖSO nun kontrolündeki bu bölgeye Türkiye tarafından 250 binden fazla Suriyeli sığınmacı gönderildi ve yerleştirildi. Bu Suriyelilerin çoğu İdlib de oturmadığı halde, Türkiye’nin orada temin ettiği güvenli ortamın devam edeceğini umarak yerleştirildiler. Yarın, Putin ve Sayın Cumhurbaşkanımızın İdlib mutabakatı beklediğimiz gibi gitmezse, sonuç da rejim askerlerin kaderine terk edilirse, işte o zaman en büyük sorun Türkiye ye sığınan dört milyon mülteci de barış ortamı tesis edilirse bile  Türkiye ye güvenip te memleketlerine dönmezler. Çünkü bu halleri ile ülkelerine döndüklerinde başlarına neler geleceğini tahmin etmektedirler. Her halde rejim, savaş sırasında ülkelerinden kaçıp, savaş bitince tekrar geri dönen Suriyelileri davul zurna ile karşılamayacaktır. Böyle olunca da ekonomik olarak bizlere yük olan dört milyona yakın Suriyeliye Türkiye ömür boyu bakmak zorunda kalacaktır. Belki bu sayıya İdlib ten gelecekleri de ilave edersek, varın siz bu yükün ne boyutta olacağını düşünün? Sığınmacıların ekonomik yük boyutu bir yerde telafi edilebilirse de, sosyal uyum sorunu ilerde Türkiye için çok büyük insanlık dramlarına yol açabilir.

Türkiye bugüne kadar dış politika da çok büyük yanlışlıklar yaptı. Komşularımız da meydana getirilen olayları değerlendirme konusunda komşuluk hukukuna pek riayet etmedi. Her konuda, önce komşuluk hukukun kendine yüklediği mükellefiyet olan iyi ilişkiler kurma yükümlülüğünü yerine getirmesi ve önceliğini ona dayandırması gerekirken, dışarıdan bazılarının üflediği saiklere kanarak, dış güçlerin dümen suyu doğrultusunda hareket etti. İnsani ilişkilerde olduğu gibi devletlerarası ilişkilerde de komşu ve komşuluk çok önemlidir. Bugün birimizin başına kötü bir hal geldiğinde, bağırdığımız da, ilk duyan ve yardıma koşan komşularımızdır. Hatta komşularımız ,evladımızdan daha çok bizlere yakındır. Evlat evlenmiş gitmiştir ama komşumuz daima burnumuzun dibindedir. Hz peygamberimiz (SAV)  bile “Cebrail (AS)   komşuluk hukuku hakkında o kadar tavsiyede bulundu ki; komşuyu komşuya mirasçı kılacak zannettim” buyurmuştur. Bu günlerde Türkiye, komşu hukukuna riayet etmemenin cezasını çekiyor. Bugün komşularımızın tamamında yangın çıkmış vaziyette. Elbette ki bu ateş şimdiden önlem almaz isek bizlere de sıçrayacaktır

Son olayları gösteriyor ki; Suriye ile aramızda artık soğuk savaş dönemi  bitti, sonu kolaylıkla kestirilemeyecek derecede muamma bir sıcak savaşa sürükleniyoruz. Son  zamanlarda verdiğimiz şehitlerimiz ve gazilerimiz bu savaşın çıkışında yaraya tuz biber ekti. Hele hele hükümetin başındaki zatın, olaylar karşısında verdiği demeçlere bakılırsa, bu gelinen son noktadan sonra geri adım atılmayacaktır. İdlipteki son şehit cenazeleri geldikten sonra, sayın cumhurbaşkanı tükürdüğünü  yalarsa, iç kamu oyunda büyük bir prestij kaybederiz.

Bu prestij kaybı da hem kenidisini ve hem de partisini bitirir.

                                               Devam edecek