Türkiye’nin 2013 yılından bu yana uyguladığı Suriye politikası, acemi siyasetçiler ve idareciler yüzünden iflas etmiştir. Deneme yanılma metoduyla ülkenin dış ve iç dinamiklerini yönetmeye çalışanların bundan sonra başa dönmeleri beklenemez. Daha önceleri de yazılarımızda belirttik. Türkiye’yi idare edenler bir-iki yaşındaki bir çocuğun aklıyla devleti yönetmeye çalışmaktadırlar. Tehlikeyi uzaktan sezerek tedbir alma kabiliyetleri yok. Önce ateşe dokunuyor, ondan sonra ateşin yakıcı bir madde olduğunu anlayabiliyorlar. Halbuki aklı başında olan herkes ateşe dokunduğunda, yanan sobanın kendine zarar vereceğini bilir. Zira akli melekleri henüz ateşin yakacağı gerçeğini kavrayacak derecede gelişmemiştir. Ama çocuğunuz yanan sobaya elini bir defa değdirir de eli yanarsa, artık o çocuğunuz bir daha odadaki sobaya yaklaşmaz. Hatta soba yanmasa bile, o değdiğinde elinin yanacağına şartlandığından, boş sobaya doğru çocuğu itseniz dahi kendini geri çeker, dokunmaz.

Hep böyle olmadı mı? Bizi idare edenler, Kürt sorununu çözeceğiz diye önce açılım süreci dediler bir proje başlattılar. Bu süreç zannettiğimiz gibi tutmadı. Açılım sürecinden bir kazık yememize rağmen, bir sene sonra çözüm süreci başlattılar. Bu süreç devam ederken Güneydoğu’da bütün şehirlerimizin alt yapısı, şehirler arası yollar ve köprülerin altına bombalar mayınlar döşendi, temizlemek için de bu şehirlerimizde sıkıyönetimler ilan etmek zorunda kaldık. Verilen tahribatı temizlemek için de aylarca bu şehirlerde hendek savaşları yapmak zorunda kaldık. Yapılanların yanlış olduğunu anlayınca da “bundan sonra açılım ve çözüm yok” gibi demeçleri basında gördük. FETÖ darbesinde de aynı basiretsizliği sergiledik. Zehirli yılan önce okullarımıza, sonra yurtlarımıza, ordumuza, yargımıza kadar girdi, yılanın zehirli olduğunu bir türlü kabul etmedik. Halbuki yılanın mayasında ısırmak vardır. Bırakın devlet kurumları, zehirli yılan bizim başımızdaki  üst kademenin yatak odalarına ve hatta koyunlarına kadar girdi, habersizler. 15 Temmuz’da aklımız başımıza geldi. Ama, iş işten geçti. Açtığı yaraları, ülkemize, ekonomimize ve daha da önemlisi insan gücümüze verdiği zararları hâlâ telafi edemedik. Bu gidişle telafi edileceğini de sanmıyorum. Devleti yönetenler basiret sahibi, sezgi sahibi ve öngörü sahibi olmalıdır. Olayları daha ortaya çıkmadan sezinleyip lehine ise olması, aleyhine ise gerçekleşmemesi için gereken tedbirleri alır. Her şey olup bittikten sonra, eskilerin deyimi ile “Bağdat harap olduktan sonra” aldığın tedbirlerin hiçbir faydası  olmaz. Sadece kendimizi avuturuz.

Bu aşamadan sonra Suriye meselesi tek ve ortak akılla çözülemez. Birleşik aklın idareye ve ortama hakim olması gerekir. Birleşik akıl, bir konuda aksi fikirlerin de görüşlerine başvurarak bir sonuca varmayı gerektirir. Suriye meselesi artık tüm ülkenin meselesidir. Tek adam aklıyla hareket ederek ülkeyi büyük bir badirenin eşiğine getirdik. Artık muhalefetiyle birlikte iktidarın başı ülke menfaatlerimizi koruma çabası içine girmeliyiz. Gittikçe kangrenleşen meselelere de bundan böyle milletçe göğüs germeliyiz. Dik başlılıkla, tek düze mantık anlayışı, politik zeminde iflas etmiştir. Olayların bu raddeye gelmesinde, millet olarak biraz da bizim kabahatimiz vardır. Cenabı Hak bile yatsı namazından sonra okuduğumuz “Amenarasulü…” diye başlayan ayetinde “Biz, insanoğluna, kaldıramayacağı bir yük yüklemeyiz” buyurmuştur. Ama biz taşıyamayacağını bildiğimiz halde, ülkenin bütün sorunlarının çözümünü referandumla bir şahıs üzerine yükledik. İşin kolayına kaçtık, aklımızı, fikrimizi, mantığımızı, düşünce dünyamızı bir kişinin ağzından çıkacak ifadelere odakladık. O da bu kadar yükü kaldıramayınca, hatalar yapmaya başladı. İşin garibi öyle basiretimiz bağlandı ki, bizi idare edenlerin hata ve kusurlarını da görmez olduk. Bu körlük ve biat anlayışı sonucu aklına güvendiklerimiz de güç zehirlenmesine maruz kaldılar. “Kral çıplak” diyenler olsa da, ihanetle ve bozgunculukla suçlandılar.

Devam edecek