Koronavirüs sürecinde hepimiz uzun süre evlerimizde kaldık. Bunun gerekliliği ortadaydı.

Normalleşme adımlarıyla birlikte ortam bir anda hareketlendi. Sükunet, yerini gürültüye bıraktı.

65 yaş üstüne ve 18 yaş altına da izin çıkınca, neredeyse eskisinden farksız bir duruma geldik.

Büyüklerimiz soluğu, seyahat kartlarının vizesini yeniletmede aldılar.

Şehreküstü metro istasyonundan yansıyan kuyrukların oluştuğu kareler inanılır gibi değildi.

Evlerde bunaldıkları belli ancak, daha ilk günden yollara düşmeleri de yanlış.

Bu süreçte yürüyüş için çıktığım zamanlarda bakıyorum; kafeler, restoranlar tıklım tıklım olmasa da dolu sayılır.

Buralarda da çok dikkat edilmiyor açıkçası kurallara. Gözüme çarpan şeyler oldu.

Bir dönercinin önünden geçerken, hazırlayan kişilerin hem maskelerinin olmadığını hem de birisinin paketlemeye çalıştığı dürümün üzerine doğru hapşırdığını gördüm.

Bir kafede de çenesinin altına indirdiği maskesiyle garsonun öksürerek çay getirdiğine tanık oldum.

Nasıl güvenileblir ki. Tedirginlik duymayanlara hayret ediyorum.

Otellerde tatil yapmak da son derece riskli olur bu yaz.

Yasak olmasına karşın o kadar çok maske takmayan kişi var ki, hiç umurlarında değil. Sanki virüse karşı efsunlular!

Geçen gün sahilde rastladığım yaşlı bir adamcağız öksürük krizine girince, o tarafa doğru gidenler aniden yönünü değiştirdi.

Kendi aralarında “Korona olmasın” diyen iki genç maskesizdi. Bunun sebebini sorunca, “Bize bir şey olmaz” diye cevapladılar! Her şeyin fazlası olduğu gibi fazla özgüven de zararlı!

Vaka ve vefat sayılarının düşüşe geçtiği günlerde anormal bir gevşeme oldu.

Açıkçası yetkililer de, 1 Haziran'dan itibaren yapılan normalleşme konusunda fazla esnek davrandı.

Bu da insanlarda rehavete yol açtı. Sonrasında olanlar oldu.

Seyahat engeli kaldırıldı insanlar yollara döküldü.

Asker uğurlamaları, eğlenceler, geçmiş olsun ziyaretleri, doğum günü partileri, kültürel etkinlikler vs derken, vaka sayıları yeniden artışa geçti.

Uzmanlar ikinci dalga olabileceği yönünde uyarılarda bulunuyor.

Bursa Valisi vaka sayısının kentimizde iki katına çıktığı bilgisini aktarıyor.

Diyarbakır'da ikinci dalga alarmı verilmiş durumda. Vaka sayısına yetişilemez olmuş.

Brezilya, İran, Hindistan virüsün merkezi konumunda şu an.

Ülkemiz için de kaygı verici durum söz konusu.

Mudanya ve Gemlik kordonları, Kumla sahili geçen pazar günü yoğun kalabalıktı. Adeta virüsün merkezi olmaya aday yerler!

İstanbul Caddebostan ve İzmir Kordonboyu'ndaki görüntülerin benzeri.

Sanki virüs bitti de, kutlamak için şenlik yapılıyor!

Hem 65 yaş üstü çıktı o gün, hem de deniz havası almak isteyenler akın edince manzara endişe verici boyuta ulaştı.

Meyve sebze pazarları da halen tehlike saçmaya devam ediyor.

65 yaş üstüne yasak olduğu günlerde bile, alışverişe gelenlerin yarısından fazlası bu yaş grubundandı.

Torununun elinden tutup pazara, markete giden yaşlılarımız çoktu malesef.

Kontrol eden, ceza kesen de hemen hiç olmadı. Sadece kordon boyunda ve ana caddelerde kontrol yapılıyordu.

Pazarlarda pazarcıların yüksek sesle bağırmalarının da önüne geçilmesi gerekiyor. Bu durum dolu dizgin devam etmekte malesef.

Vatandaşın meyveyi sebzeyi elleyerek seçmesi, ürünlerin tadına bakması da ona keza.

Bu konularda kamu spotlarıyla farkındalık oluşturulmalı.

Kurallara uyanlar da, uymayanlar yüzünden risk altında. Bu haksızlık.

Süreçteki realite şu ki; hem vatandaş olarak kısıtlamalara uyulmadı, hem de denetimler layıkıyla yapılmadı.

Sağlık sistemi olarak iyi bir sınav vermiş olsak da, bu konularda sınıfta kaldık.

Dünyaya baktığımızda, sosyal ilişkileri mesafeli ve disiplinli olan Almanya, Kuzey Avrupa ülkeleri, Yeni Zelanda gibi ülkelerde vakalar azalırken, iki üç kuşak iç içe yaşayan toplumların bulunduğu Akdeniz ülkelerinde, Latin ülkelerinde artmakta.

Yeni normallerdeki tedbirlere riayet etmeliyiz.

Sıcak kanlı olalım olmasına ama uzaktan.

Sevgimizi dokunarak belli etmeyi bir kenara bırakacağız artık.

Maske, mesafe, hijyen kurallarına sıkı sıkıya uyacağız.

Aksi halde, bunları ikinci dalgayı yaşamadan öğrenemeyeceğiz!

**********

Günün Sözü

Bir bilgeye zehirin ne olduğunu sormuşlar.

Demiş ki:

“İhtiyacımızdan fazla olan her şey zehirdir.

Fazla güç, fazla yiyecek, fazla ihtiras,

fazla korku, fazla öfke, fazla neşe,

nefret, hatta iyi niyet...”

Yaşamın özü ve şifası,

dengede kalabilmektir.