Hz. Adem ilk insan ve ilk peygamberdir. Allah (cc) ilk insanı yaratıp evlat ve aile kurunca bu çekirdek aile için ve gelecek nesil için İlahi nizamı da açıklamak üzere peygamber olarak Adem (a.s) seçmişti ve ilahi buyruklarını aile efradına ve nesline iletmesini emretmişti.

Hz. Âdem’in ilk peygamberliği kendisine verilen 10 sahifelik bir kitap ile teyit edilmişti. Sayıca az olmasına rağmen yaşamını devam ettirebilmeleri ve neslin devamının sağlıklı bir şekilde yürüyebilmesi için insanoğlunun bazı kaide ve kurallara ihtiyacı vardı. Aksi halde daha ilk insanlar çoğalmadan yok olma ihtimali ile karşıkarşıya kalacaklardı.

Nitekim ilk emirler, Allah’ın varlığını ve birliğine iman, Peygamberlere ve onun getirdiklerine iman ve emir ve yasaklara uymaktan ibaretti. Yani önce inanç sonrasında da inandıklarını gösterildiği ve emredildiği şekilde yaşamak gerekiyordu. İşte bu ilk ilahi din olmuştu. Böylece Allah (cc) daha ilk insandan itibaren bizleri başıboş olarak ya da kendi inisiyatifimizle hareket etmemize müsaade etmemiştir.

İnsan kendi aklı ile hareket edip kendi dilediği gibi bir yaşam sürebilir miydi? Evet, teorik olarak mümkün görünse de pratikte pek öyle olmuyor ve ne geçmişte ne de günümüzde insanoğlu kendi kurduğu bir nizam ile tüm insanlara adil haklar sağlayan bir nizam kuramamıştır.

İnsanoğlu ilk yaratılış ile beraber, ilk insan Hz. Âdem’in çocuklarından itibaren çekişmeye başlamıştır. Menfaat, istek ve arzular her zaman insan için yol gösterici olmuştur. İşte bu duygulardan dolayı hiçbir zaman insanoğlu asla adil bir nizam kuramamıştır ve kuramaz. Günümüzde ilahi bir geçmişi, kaynağı olmayan hiçbir nizam insana gereken adaleti sağlamamaktadır. Fakiri fakirleştiren, zengini zenginleştiren sistemler, siyahı beyaza köle eden, kadını erkeğe köle eden sistemler, kendi aşiretinden, milletinden olmayanı insan saymayan sistemler insanoğlunun yapabileceği en iyi sistemler olmuştur.

Oysa ilahi nizamlar ilk insandan günümüze kadar bazen gelenek bazen de anayasa olarak günümüze kadar gelmiştir. Bu güne kadar gelmiş en iyi gelenek ve ananelerin temelinde ilahi nizamın atadan torunlara kalan en temel miraslarıdır. Akıl kendi başına hiçbir zaman adil bir nizam kurmaz. Çünkü insanda akıl kadar güçlü ve genellikle daha da güçlü olan nefis vardır ki adil nizama en büyük manidir. Nefisi gurur besler, şehvet besler, hırs besler ve güç besler. Bunlara sahip olan akıl asla adil davranmaz.

İnsan aklı bu yüzden kendi başına bırakılmaz. Akla yön vermek ve yol göstermek için de ilahi buyruklar ve nizam gereklidir. İnsan aklı çok üstündür, Allah’ın yarattıkları arasında en üstün akıldır. Bu akıl ancak kendisinden daha üstün olana uyarsa doğru yola gider. Allah ilk insandan itibaren nizamını ve mesajlarını peygamberleri aracılığı ile insanlara açıklamıştır.

Günümüzde bilimin ve teknolojinin gelişmesi insanoğlunun aklına olan güvenini arttırmıştır. Bu yüzden ilahi nizamlara adeta meydan okuyanlar çıkmıştır. Günümüzün en geçerli sistemlerinden demokrasi ve kapitalizm ile insanların büyük bir kısmının da zengin ve güç sahibi olması da sanki mevcut sistemleri iyi bir şey gibi gösteriyor. Bu güç sahibi olanların bir kısmının basın yayın ve diğer iletişim araçlarına sahip olması da mevcut sistemleri mükemmel bir şey gibi göstermektedir. Oysa geçen zaman ve gelişen olaylar gösteriyor ki;

Allahın on pulunu bekleye dursun on kul;
Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.
Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa;”

Gelirde ve kazançta adaletsizlik almış yürümüş, Afrika’da bir çok ülkede açlıktan ölen insanların sayısı hiç de az değildir. Tarih’te hangi devletlerin ve kimlerin nasıl zengin oldukları ve kendinden olmayan insanları nasıl katlettiklerinin örnekleri o kadar çoktur ki anlatılmakla bitmez. Bu da ilahi nizam olmadan insanın hırsına gem vurmak mümkün değildir. Az biraz güçlenen insan diğerleri ezmeye koyulmaktadır. Bu hiçbir tarihte değişmemiştir. Bir iki istisna yaşanmış olsa da, bu istisnaların da ilahi nizamların kalıntılarından etkilendikleri gerçeği gizlenemez.

Günümüzde de gelecekte de ilahi nizamın kurulmadığı hiçbir düzen adil olamaz, topyekün insanlığa faydası olmaz. Sadece bir grup insanı mutlu eder. İlahi kanunların insan aklına öncülük ederek tüm insanlığa adil olan sistemin devreye girmesi gerekir ki tüm insanlık ideal olan yaşamı sürdürebilsin.