İster sözel ister yazılı olsun insan iletişimi zordur;  yıpratıcıdır, bezdiricidir.

Fransız yazar Laclos'un romanı gibidir ‘’Tehlikeli İlişkiler’’dir.

Madem bahsettim, kitaba değineyim kısaca.

Laclos topçu generaliydi ve sadece bu romanı yazmıştır. 1782 de yayınlanan kitap mektuplar biçimindedir. Kadın erkek ilişkileri, dönemin ahlakı, değer yargıları üzerinedir.

Filme de alınmıştır. Stephen Frears’ın yönettiği film en iyi uyarlama Oscar’ını kazanmıştır.

Şimdi meramımı anlatabilirim…

Kelimelere kavramlara farklı anlamlar yüklüyor; demokrasi,  siyaset , sol, adalet, uzlaşma, ahlak, dostluk, aşk, özgürlük derken farklı şeyler anlıyorsak;  eyvah ki ne eyvah!..

Konuştukça daha da uzaklaşırız birbirimizden; monoloğa dönüşür sohbet, sonunda küslük, kavga bile çıkabilir.

Zeka, kültür, ideolojik kimlik ve kişilik iletişimde belirleyicidir.  Bu konularda arada uçurum varsa; eyvah ki ne eyvah!..

 

OKUMADAN ANLAYANLAR

Şöyle bir bakalım etrafımıza...

Okumadan anlayanlarla; bakmadan görenlerle; işitmeden duyanlarla; tanımadan kavrayanlarla; bilmek için öğrenmesi gerekmeyenlerle çevrilmişiz çepçevre bir delice çemberde.

Ana karnına alimi ulama düşenler; her mimiğinden bir hikmet, her jestinden bir haklılık taşanlar;  gerçeğe çoktan varmışlar; duygularını düşünce, kibrini kültür sananlar arasında cehaletimizin sınırlarını anlamak için yazıyoruz konuşuyoruz.

*********************

Oysa yazmak konuşmak basittir. Düşünceleri, duyguları aktarmaya; bilgiyi paylaşmaya yarar.

Ben köşe yazımı yazarken şu kaygıyı duyarım; öyle yalın yazayım ki yanlış anlaşılmayayım.

Yazının dili bulanıklaşmamalı saydam olmalıdır yani. Düşünce duygu net berrak algılanabilmelidir.

Ve ödüm kopar okuduğum bir yazıyı, duyduğum bir konuşmayı yanlış anlamaktan. Çünkü yanlış anlamak hiç anlamamaktan daha fecidir.

Yazı dedim de…

Yazarlık gazetecilik o hale geldi ki;  inanmadığı, düşünmediği gibi konuşanlar yazanlar çoğaldı. Yalaka dili, militan dili, manipülasyon dili, algı yaratma dili, hakaret ve şeytanlaştırma dili, çamur atma dili hakim oldu yazıya.

 

YALAN MAKİNASI

Bir de şu var..

Kapitalizm ve emperyalizm beynimizi ruhumuzu öğüten çarklarıyla tam bir yalan makinesi.

Yalana bağımlı olan sistem; sömürüyü, eşitsizlikleri, haksızlıkları gizlemek için; reklamlarla, propagandayla, devasa medya ağıyla, büyük para gücüyle, her türden iletişim ve bilişim aracıyla, teknolojiyle durmadan beyin yıkıyor, gerçeklerle bağımızı kesiyor.

*********************

Ne düşüneceğimize; nasıl duygulanacağımıza, ne yiyeceğimize, ne giyeceğimize, ne seyredeceğimize, velhasıl nasıl bir hayat yaşayacağımıza karar vermek istiyorlar.

İstiyorlar ki onların doğrularını doğrularımız sanalım; istiyorlar ki onların çıkarlarını çıkarlarımız sanalım; istiyorlar ki onların gerçekleri bizim gerçeklerimiz olsun.

İstiyorlar ki kuklalar iplerinin farkına varmasın.

 

Korona şunu öğretmiştir umarım..

Gerçekler; su kadar, hava kadar, ekmek kadar değerlidir.

Gerçekleri kavrayacak akıl özgürlüğü; yalanlara itiraz edecek vicdan;  doğruları yazacak yayacak ahlaki cesaret olmadan bir başka dünya mümkün olamaz.

Çip de takarlar sonunda bize.

*********************

Yarın sosyal medyadaki durumla devam edeyim…