Sık sık yakındığımız “kapitalizmin” iyi yanlarından biri de rekabetçi ortama açık olmasıdır.

Rekabet, bazen sermaye sahiplerinin birbirleriyle anlaşarak üretici ya da tüketiciyi sömürmesi şeklinde yaşama geçse de…

Çoğu kez geniş halk kitlelerinin yararına gelişir.

Mesela Bursa Belediye Eski Başkanı rahmetli Mustafa Eroğlu görev yapabildiği o kısacık dönemde BESAŞ’ı kurmasaydı, bu gün Bursalılar hiç kuşkusuz ekmeği çok daha pahalı fiyattan yiyeceklerdi.

Şehrimizde kurulduğu ilk günden beri “rekabetin” yanına bile uğramadığı bir kuruluş var:

“Bursa Çimento Fabrikası AŞ.”

Kentimizdeki bazı“ensesi kalın” abilerimiz tarafından 1966 senesinde Kestel’e dikilen bu tesis yıllarca hem çevreyi kirletti, hem de Bursa ve etrafındaki tüm  yapılara tek tabanca çimento vererek sahiplerini daha da zengin etti.

Geçmişte aleyhinde yerel basında tek bir haber yayınlanmadığı gibi, bir kemik yalayıcının çıkardığı cılız ses de “duygusal sebeplerle” kesiliverdi!

Bursa ve çevresindeki hiçbir yere hiç kimse yeni bir çimento fabrikası nedense kurulamıyordu bir türlü!

Gizli bir el buna mani oluyor, niyetlenenlerin hevesleri kursaklarında kalıyordu.

Bursalı İşadamı Celal Sönmez bile çimento fabrikasını arkadaşlarıyla birlikte gidip Bilecik’te inşa edebiliyordu.

Bursa Çimento’nun yıllarca Yenişehir, Burcun Köyü’nden hammaddesini taşıyan Mehmet Kaya da yıllar sonra doğduğu yere bir tesis kurmak istiyor ancak, sonuçta ekonomik açıdan darmadağın oluyordu!

Peki, Bursa Çimento’ya tek satır laf etmeyen yerel basının köşe yastıkları alternatif bir yatırım girişimi ortaya çıktığı vakit ne yapıyorlardı dersiniz?

Hadi tahmin edin bakalım?

Bunların en sonuncusu bir grup işadamının giriştiği İnegazi’deki projeydi.

Oraya en az 100 milyon dolarlık yatırım yapılacak, kentimize son sistemle çalışan yeni bir sanayi tesisi kazandırılacaktı.

Yeri gittim, gördüm.

Arazinin ormanla ilgisi yok!

Kilometrelerce kayalığın üzerinde cılız bir şekilde üremiş maki örtüsüyle kaplı.

Ve yer altında değerlendirmeyi bekleyen milyonlarca ton çimento hammaddesi var…

Bir memleket düşmanı ancak burada tesis kurulmasını istemeyebilir!

Ya da birileri yine “duygusal sebeplerin” peşine düşmüş olabilir!

Soruşturdum, malum biri haber göndermiş “100 bin lira versinler susayım” diye!

Tekrar ediyorum, inşası düşünülen tesis kapalı sistemle çalışacak ve dışarıya tek bir toz zerresi bile salınmayacak.

Geçenlerde birileri yine bazı kulaklara “yalan” bir haber daha fısıldadı.

Ne için dava açtığını da söylemiyor…

Yok efendim, arazisini satmak istemeyen bir köylü dava açmış da…

Üst mahkeme bunu bozmuş da…

Çimento fabrikasının akıbeti riske girmiş de…

Bir kere “köylü” denilen şahıs, girişimcilerden 4 dönüm imarsız arazisine tam 30 milyon para isteyince satamıyor malını!

Arkasından da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na dava açıp, çimento yatırımcılarının arazilerini “sanayi arsasına dönüştürdünüz de benimkini niye dönüştürmediniz” diye dava açıyor?

Bakanlık yetkilileri de diyorlar ki, “Kardeşim sen başvurunu yapıp, gerekli belgeleri sunmadın ki”!..

Dava bu dava!

Yoksa İnegazi’ye kurulması düşünülen çimento fabrikasıyla ilgili tüm izinler alınmış, imar düzenlemeleri yapılmış, itirazlar mahkemeler tarafından incelenip karara bağlanmış durumda çoktan.

Üstelik bu süreç tam 3 yıl önce bitti!

Peki niye başlamıyor inşaat?

Çimentonun tonu 64 dolardan 32 dolara düştü, talep yok da ondan!

Maliyeti zaten 30 dolar bunun.

Yaptığınız yatırımı bile en az 40 yılda geri alabiliyorsunuz.

Boşuna yalanıp durma kardeşim, ekmek yok sana bu kapıdan!

Hadi bakalım naş!..