İnsanoğlunun yaşama sıkı sıkıya sarıldığı bu korona günlerinde, verdiği  yaşam mücadelesinin özünü anlatıyor… Sosyal medyada okumuştum.

İnsanlık savaş veriyor

Bilindik geleneksel silahlarla değil akıl ve bilimle veriyor bu savaşı…

Dünya Sağlık Örgütü’nün pandemi ilan ettiği korona virüsü, ülkelerin sınırlarını delip geçerken, insanın aslında ne kadar aciz bir varlık olduğunu da gözler önüne seriyor.

Kişisel, kentsel, ulusal, küresel topyekûn amansız bir yaşam mücadelesi veriyor insanlık.

Korona dünyayı dize getiriyor.

Ne süper güç dediğimiz Ülkeleri tanıyor ne geri kalmış ülkeleri…

Ne güçlü ordular ne de son teknoloji silahlar engelleyebiliyor  yayılmasını…

Ne siyasetçisi kaçabiliyor ondan ne aydını…

Ne para kurtarabiliyor insanı, ne de önemli mevkilerdeki tanıdıkları…

İdeolojik, etnik tüm farklılıklarımızı ortadan kaldırıyor.

Zengin fakir demeden herkesin yaşamını tehdit ediyor.

İnsanoğluna, bütün sahip olduklarına rağmen “aciz” sin diyor.

Davranış kalıplarımızı bile değiştiriyor.

Daha dün “özgürlüklere dokunma” dediğimiz devletten bugün sosyal hayatımızı daha çok sınırlandırmasını isteyecek hale getirdi.

Devletin vatandaşları için ne kadar güven verici olduğunu hissettirdi.

Bilimin ve ortak aklın hâkimiyetine teslim oldu tüm siyasi kutuplaşmalarımız…

Bir tarafta aramıza sosyal mesafe koyarken, diğer tarafta korkularımız bir araya getirmeye başladı bizi…

Virüs kaptığı tespit edilen insanların siyasi düşüncesini, cinsiyetini, dinini, dilini, ırkını sorgulamıyoruz değil mi!

İnsanlığımız girdi devreye, dünyadaki tüm can kayıpları için üzülüyoruz.

Cephenin önündekiler

Her Devlet kendi imkânları ölçüsünde halkının sağlığını korumak için var gücüyle mücadele ediyor.

Bizde de hergün yeni tedbirler ve uygulamalar hayata geçiriliyor.

Verdiğimiz savaşta cephenin en önünde yer alan iki önemli kuvvet var bana göre:

Sağlık çalışanları ve yerel yönetimler

Vatandaşlarımızın canını koruyabilmek, tehlikeyi bertaraf edebilmek için gece gündüz çalışıyorlar.

Mücadelenin en ağır yükü onların sırtında belkide…

İnsan sirkülâsyonunun tam ortasında yaşamımıza omuz vermeye çalışıyorlar.

Virüsün kimde olduğunu kim de olmadığını anında tespit edebilmek mümkün olmadığı için hekimler başta olmak üzere tüm sağlık çalışanları risk altında canla başla hizmet veriyor.

Diğer tarafta yerel yönetimler virüsün yayılımını önlemek için yoğun çaba gösteriyor.

Sağlımızın korunması için hem her zamankinden daha hızlı hem de daha titiz davranıyorlar.

Virüsün yayılmasına karşı etkin koruyucu önlemlerin alınmasında merkezi yönetimin çalışmalarına verdikleri bu katkı hepimiz için hayati önem arzediyor.

Hükümetin aldığı tedbirlerin hayata geçirilebilmesi belediyelerimizin bu çalışmalarıyla mümkün hale geliyor.

Devletin eli kolu durumundalar.

Kendi sorumluluk alanlarındaki tüm toplu taşıma araçlarını, durakları sık sık temizliyor, dezenfekte ediyorlar.

Toplu olarak bulunduğumuz meydanlar, cadde ve sokaklar yıkanıyor.

Çöpler daha hızlı ve daha özenle toplanıyor.

Okullar, camiler, kamu kurum ve kuruluşları dezenfekte ediliyor.

“Belediyelere genelge gönderildi bunları yapmak zorundalar” da diyebiliriz ancak takdir edersiniz ki sağlıklı iletişim ve koordinasyon olmazsa, hepsinden önemlisi insan sevgisi olmazsa gelişi güzel yapılan çalışmalardan beklenen verim alınmaz.

Bursa yerel yönetimlerinin korona mücadelesinde başarılı bir sınav verdiğini düşünüyorum. Sağlık çalışanlarımıza ve tüm belediye çalışanlarımıza gönülden teşekkürler…

Çare bulunsun!

Dünya bu virüse çare bulsun diye bekliyoruz.

Bilim insanları “aşı bulsun”

İlaç firmaları “ilaç üretsin”

Biz de hastalanırsak iyileşelim.

Çaresizlikten ölmeyelim!

Farkında mıyız peki!

Ülkemizde sayısız Tıp Fakültesi ve Eczacılık Fakültesi  var.

Bu virüse çare olacak ilacı geliştirmek için çalışan bilim insanları yetiştirememiş olduğumuzun farkında mıyız!

Dünyada bilim insanları seferber olmuş korona virüsünü tedavi edecek ilaç geliştirmeye çalışıyor.

Ülkemiz bilim insanlarından bu virüsün ilacını geliştirmek için herhangi bir çalışma yapıldığına  dair açıklama duyamıyoruz.

Bu zifiri karanlıktan bilimin ışığını yakabilenler en önde çıkacak.

Lütfederlerse o ışığı daha sonra bize tutmalarını bekleyeceğiz.

Doğrusu benim içimi acıtıyor bu gerçek…

Öğrencileri at yarıştırır gibi birbirleriyle yarıştıran sınav sistemimizin aslında eğitime bilime hiç bir katkı sağlamadığını görelim artık.

Geçmişte yetişen güçlü beyinler de elimizden uçup gitti.

Oysa ki bu yetişmiş beyinlerin ülkemizden göçü en önemli ülke sorunumuz olmalıydı.

Ülkenin parasını, öncelikle eğitime sağlığa  ve bilime harcamış olmalıydık.

Dilerim ülke olarak verdiğimiz bu mücadele, aklın ve bilimin dünyadaki en etkili, en büyük güç olduğunu kabul etmemiz ve bu doğrultuda politikalar geliştirebilmemiz için bir fırsat olsun…

 “İnsana en çok yaşamak yakışır”

Sağlıcakla, “evde kalın!”