Kişilik analizi yapmak için uzmanlığın zorunlu olmadığı bir coğrafyada yaşıyoruz. Psikoloji alanında çok bilgili olmadan da, çevremizdeki insanları enine boyuna analiz etme yeteneğine doğuştan sahibiz.

Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinin bilincinde olmasak bile, piramitin temel fizyolojik gerekliliklerini tahmin edebiliyor ve bunun üzerine yorum yapabiliyoruz.

İnsanların bu kadar bedbaht olması, bizleri istemsizce analitik düşünmeye, eleştirel bakmaya itmekte.

Peki, çağımızın bu denli büyük olan sorununun temelinde ne yatmakta?

İnsanları bedbaht eden, depresyona sürükleyen bu bilinmezliğin kökeni nedir?

Temelimizi Maslow’a bağlarsak, birçok kişinin ileriye dönük adım atamamasının sebebi fiziksel ihtiyaçların yetersizliği... Birçok kişi yiyecek, su, barınma ve dinlenme ihtiyaçlarını gerçekleştiremediği için kendisini gerçekleştirmesi teorik olarak imkansızlaşıyor.

İlk basamağı geçen şanslı kişiler ise, ikinci basamağa tırmanıyor, bu da güvenlik ihtiyacı. Ülkemizin kadınları ve çocukları bu basamakta ne yazık ki tıkalı kalmakta. Kadına yönelik şiddet, taciz ve tecavüz olaylarının had safhada olduğu çağımız coğrafyasında; kendini gerçekleştirmek isteyen nice kadınımız zarar görmekte. Güvenliğin sağlanmasının sadece fiziksel yollarda olacağını düşünmek ise büyük bir yanlış. Güvenlik ihtiyacı, korunmayı da kapsamakta. Ülkemizde kadına şiddetin haberleri sosyal medya ve televizyonlarda yapılsa da, psikolojik şiddete uğrayan binlerce bireyin çekmiş olduğu ruhani ızdırap dillendirilmemekte.

İkinci basmağı geçen şanslı kişiler, üçüncü basamağa tırmanıyor, bu da ait olma ve sevgi ihtiyacı. Arkadaşlığı, ilişki kurmayı kapsayan bu basamak ise günümüzde yine karşılığını tam olarak görmemekte. İletişimin zayıflığı, arkadaşlık kurmanın çıkara dayalı olduğu bu dönemde, kendisini ilişki anlamında güvenli hissedebilen kişilerin sayısı oldukça düşük.

Bu dönem bizleri, söylenen her sözün altında bir bit yeniği aramaya itmekte. Sanki işitilen her güzel söz, karşılığında bir taleple karşılık bulacakmış gibi hissedilmekte. Sevmeyi beceremeyen bir toplum, kendisini asla gerçekleştiremez.

Dördüncü basamağa tırmandığımızda, bizleri değer ihtiyacı karşılıyor, bu da başarma duygusu ve prestij. Dünyanın her ülkesinde benzer sorunlara örnek verebilecek olsak da, bizleri en çok ilgilendiren, kendi yaşadığımız toplum. Hakettiği değeri göremeyen, sahip olmak istediği prestijden çok uzakta olan birey; ileriye dönük bir adım atamaz hale gelmekte. Düşene bir tekme de ben atayım diyen halk, başarısızlığı affetmeyen bir mentaliteye sahip. Ülkecek; ‘’Denedim, başarısız oldum. Bir sonraki sefer tekrar deneyip, daha güzel başarısız olacağım’’ mottosunu desteklemeyecek kadar duygusalız. Böyle toplumlarda ise, başarısızlığa karşı daha duyarlı olunmalı ve bir daha denemede bulunulması için bir fırsat tanınmalı. Emeklilik yaşına gelmiş birçok kişi, başarı duygusundan bihaber hayatını sürdürmekte. Patronundan iyi bir söz, ailesinden destekleyici bir tutum görmeyen kişiler kendisini gerçekleştirmede büyük sorunlar yaşamakta.

Basamağın zirvesinde ise; kendini gerçekleştirme bulunmakta. Kişisel tatminlik duygusunu tatmak ve kendini tamamlanmış hissetmek.

Zirveye çıkmışken dönüp; Nazım’ın Saat 21-22 şiirlerinden bir satıra bakalım; ‘’Yahut, insanların çoğunun neden böyle bedbaht olduğunu mu? O şimdi ne düşünüyor, şu anda, şimdi, şimdi’’

Büyük ustanın yıllar önce Piraye için kaleme almış olduğu bu satırlar, günümüz Türkiyesinde hala karşılık bulmakta. İnsanlar neden böyle bedbaht? Bizleri bu depresif hale sürükleyen sorunun temel nedeni nedir?

Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisini bir kez daha inceleyelim.

İnsanların çoğunun böyle bedbaht olmasının sebebi, kendilerini gerçekleştirememeleri olamaz mı? Birçok vatandaşın birinci veya ikinci basamakta takılı kalması, bizleri bedbaht hale getirmiş olamaz mı?