Geçen hafta sormuştuk, Rusya’nın yaptığı yanına mı kalacak diye. Şimdi daha fazla şehidimiz var, en son otuz üç olmuştu. Ayrıca hastanelerde bir hayli yaralı askerimiz var. Biz iki şehidin hesabını sormanın derdinde iken bu gün bu kadar şehidin hesabı sorulmaz mı? Elbette sorulacak ama önce biraz sabretmemiz gerekiyor.

Geldikçe üst üste geliyor, bizde yani Anadolu insanında bu durum adeta bir kader çizgisi gibidir. Bir yerde bir sıkıntı, bir sorun ya da bir şeyler ters gitmeye başlamasın, ardı arkası kesilmez sorunların. Bu sene iyi başlamadı, depremler, şehitler, çığ derken İdlib’den gelen bu acı haber tersliklerin ardının kesilmediğini gösterdi.  İşlerin böyle ters gittiği dönemde yapılması gereken en iyi şey sabretmek ve Allah’tan dua ile yardım istemektir. Nitekim Rabbimiz Bakara Suresinde, “Sizi az birşeyle, biraz korku ile mallarınızdan, canlarınızdan ve mahsullerinizden eksilterek imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele” buyur muydu? Rabbimiz bizi şehitlerimiz ile, mallarımız ve mahsullerimizden eksilterek imtihan edeceğini buyuruyor ve sabretmemizi tavsiye ediyorsa bizim için en hayırlısı budur demektir.

Bir yandan sabır ile acılarımızı içimize gömerken, diğer yandan neler yapabileceğimizi düşünmemiz gerekiyor. Boş durmayacağız, elimiz armut toplamayacak. Siyasi olarak neler yapılabilirse yapmalıyız. Zaten yapılıyor da. Bir yandan NATO acil toplantıya çağrıldı, diğer  yandan AB liderleri tek tek görüşüp neler yapılabileceği konuşuluyor. Daha da önemlisi Birleşmiş Milletler’in de bu konuda bir şeyler yapması için toplanmasını sağlamak gerekiyordu. İngiltere bunu yapacağını BM’yi acil toplantıya çağıracağını hatta çağırdığını söyledi. BM İdlib’te yaşananları tekrar görüşecek.  Bunların yapılması iyidir, olmazsa olmazdır. Sonuç alınır mı? Rusya ve rejim güçlerini durdurabilirler mi? Sanmıyorum. Ki zaten cumhurbaşkanımızın da tüm bu siyasi arenada yapılanların bizim derdimize bir çözüm üretebileceğine dair bir inancı yoktur sanıyorum. Ve Ne Rusya ne de Esed de tüm bunların bir sonuç alacağına dair bir korkuları yoktur. Ne BM ve ne de NATO’nun aktif bir rol üstleneceğini kimse beklemiyor. Çünkü her iki kuruluş da bu güne kadar başta ABD’nin bazen de bazı AB ülkelerinin bazılarının hakları dışında hiçbir aktif rol almamıştır.

Bizim gerçekte yapmamız gereken nedir? Önce şunu belirtmek isterim, bizim orada ne işimiz var diyenlere cevap mahiyetinde olsun; bu saldırılar sınırlarımızın içerisine geliyordu ve sivil vatandaşlarımız hemen her gün top ve mermilerle öldürülüyordu. İşte bu çatışmaları kendi sınırlarımızın dışında tutmak için oradayız. Ayrıca, ülkemizde 4 milyona yakın mülteciyi ağırladık, bize ekonomik yükü çok ağı oldu. Eğer idlib’te bu mücadeleyi vermezsek bir o kadar daha mülteciyi içeriye almak zorunda kalacağız. Sadece bu iki sebep bile orada mücadele etmeye mecbur kılıyor bizi.

Mecburiyetimizin dışında bir şey daha var. İnsanlık ölüyor ve kimsenin umurunda değil. İnsanlar ölüyor, milyonları bulan kadın çocuk öldü, kimsenin umurunda olmadı. Herkes çok “endişe” duydu ama kılını kıpırdatmadı. ABD petrol kuyularını korumaya aldı, Rusya ise kendi askeri üslerini, AB ise kendi sınırlarını. Neden kimsenin umurunda olmuyor, çünkü ölenler Müslüman. Endişeleniyorum diyenler de göstermelik söylüyor bu lafları, hiçbir vicdanı sorumluluk hissetmiyorlar. Müslümanlar böyle, dünyanın her tarafında öldürülüyor ve kimsenin umurunda olmuyor. Çin Uygur’da zulüm yapıyor, İsrail, Filistin’de, Fransa Libya’da, En kötüsü de Müslümanım diyen BAE ve Arabistan ise Yemen’de Müslümanları öldürüyor. Son olarak da Hindistan ülkesinde 300 milyona yakın Müslümanı artık vatandaşı olarak görmemeye başladı. Ülkesinde Hinduların saldırılarına uğrayan Müslümanlar var, Hindistan ne devleti ne de polisi müdahale etmiyor. Keşmir’i zaten üstü açık bir hapishaneye çevirdiler. Avrupa’da ise ırkçılık diye söylenen aslında daha ziyade dincilik yapanların saldırılarına maruz kalıyor Müslümanlar. Yunanistan İskeçe müftüsünü namaz kıldırdı diye hapse atıyor. Fransa kendince bir Müslümanlık çıkarmış kadınlar namaz kıldırıyor ve ülkede yaşayan Müslümanlara ancak devletin kendi yetiştirdiği ve izin verdiği kişiler tarafından hocalık yaptırılıyor. Neden böyle biliyor musunuz? Müslümanlar sahipsiz de ondan. Gerçekte 1,5 milyar Müslüman yaşamasına rağmen hiçbir Müslümanın güvencesi yok. Batılı devletler, milliyetçilik hastalığı ile hepsini bölmüş, dilediğine dilediği gibi müdahale ediyor. Asıyor, kesiyor, bombalıyor, diğerleri de seyrediyor. Çünkü biliyorlar ki Müslümanlar artık sahipsiz. Müslümanlar, Peygamberimiz efendimizin döneminden Osmanlı sonuna kadar geçmiş zamanda hiç sahipsiz kalmamıştı. Emeviler, Abbasiler, Selçuklular ve en son Osmanlılar bu görevi yapıyordu ama bugün sahipsiz.

Türkiyebazılarının dediği gibi, Osmanlı rüyası görmüyor.  Türkiye bir gerçeği görüyor. Evet, Türkiye Müslümanların sahipsiz kaldığını görüyor. Bu yüzden Müslümanların haykıran sesi olmaya çalışıyor. Bu yüzden Türkiye, ABD’ye Rusya’ya AB’ye kafa tutuyor, İsrail’e kafa tutuyor.  Bu gün çok zor durumda Türkiye, üç tarafı denizler ile çevrili dört tarafı düşmanlar ile çevrili. Bu kadar düşman içerisinde dik durmaya çalışıyor. Dünya Müslümanlarının sesi oluyor. Bu yüzden her şey bitti, geri dönüyoruz diyemeyiz. Çünküen zor durumda bile Türkiye insanlığın Müslümanların yegâne umududur